HDP’li Genç Beyazlar ve “Apo’yu Anlayamayan Esmerler Cemiyeti”

Politika - Maya Hiort Petersen,Norveç - K.kalem, mürekkep

Politika – Maya Hiort Petersen,Norveç – K.kalem, mürekkep

Kırpıntı, Fazıl Ahmet’in(*) II. Meşrutiyet dönemindeki anılarını derlediği ve ilk kez 1924 yılında basılan kitabının adıdır. Benim öğrencilik yıllarımda İstanbul, satmayan kitapları basmaktan çekinmeyen tuhaf yayınevleriyle doluydu. İşte hepi topu 72 sayfalık bu kitapçığın ikinci baskısı da yine böyle bir yayınevi tarafından o zamanlarda yapılmıştı.

Fazıl Bey’in kitabı küçüktür ama içinde pek çok hikmet gizlidir. Her kitaba yaptığım gibi bunu da altını çize çize, orasına burasına işaretler koyup bugün benim bile çözemediğim bazı notlar alarak okumuşum. Meşrutiyet sonrası oluşan özgürlük havasıyla ortalığa saçılan tuhaflıkları anlattığı şöyle bir bölüm var :

“Hatırımda kaldığına göre ilk kurulan cemiyet Tahsil Görmüş Genç Türkler Heyeti idi. Taksim Bahçesi’nde henüz hürriyet neşesiyle tütsülü beyinler gayet tantanalı bir toplantı yapmış diye gazetelerde o zaman okumuştuk. Özellikle Tanin, Ahmet Şuayip merhum tarafından söylenen gayet alimane bir nutku bütünüyle yayınlamıştı. O zaman yazarlarımızdan birisi merhumun bu nutkundaki büyüklüğe hayran oluyor, frenk büyüklerinden bir filozofun da bundan yüksek bir şey söyleyemeyeceğini iddia ediyordu. Fakat, aksi gibi o günlerde ben Gustave Le Bonne’un İlk Meziyetler ismindeki kitabını okumaya başlamış ve yine aksi gibi o nutku bu kitabın önsözünde Fransızca olarak görmüştüm! İsmi lazım değil, aziz ve coşkun edibimize, nutkun içindekilere hayran oldu ise, aslını daha bir çok ayrıntılarıyla okumak üzere iade edebileceğimi söyledim! Ve bunu söylediğim için yarabbi sonra ne kadar azar işittim ve pişmanlık duydum! Pek büyük üstadımız Hüseyin Rahmi beyefendi, o vakit yayınlanan Boşboğaz isimli bir mizah mecmuasında Tahsil Görmüş Genç Türkler’e küçük bir şaka etti. Sirkeci civarında hamalların Tahsil Görmemiş Genç Kürtler Klubü diye bir kahvehane açacaklarını söyleyerek!..”

Fazıl Ahmet, hürriyet fikrini herkesin işine geldiği gibi algıladığı bu dönemde, bütün kötülüklerin kaynağı olarak görülen Abdulhamit’in gitmesine rağmen memlekette pek bir şeyin değişmediğini söyler. Der ki “memleketin bütün acılarını ve bütün beklenen iyileştirme çabalarını sıradan bir kabine meselesi saymak budalalılığı hemen hemen her yerde aklımıza bulaşmış bir uyku hastalığı halini aldı.”

Ateşli muhalif gençlerin ülke gerçeklerini görmeden, geçmişten hiç ders çıkarmadan, şuradan buradan apardıkları düşüncelerle ortaya atıldıkları bir iklimdir tasvir edilen. Başkent İstanbul’un havası siyasetçilerin ve yazarların günlük menfaatleri için çıkardıkları gerilimlerle belirlenmektedir. Sonuç malum, nice ümitlerle bel bağlanan hürriyet kapısı, tüm cüssesiyle memleketin üstüne çökecek, bir kuşak dolusu aydın o ağır kapının altında kalacak ve istibdat döneminin tüm fenalıkları çözülmek şöyle dursun, artarak devam edecektir.

Biliyorsunuz, geçenlerde Can Kozanoğlu sosyal medyadaki “HDP’li genç Türklerden” şikayet etmiş, AK trollerden bile daha rahatsız edici olduklarını  söylemişti. Bu bir “milli karakter” sorunuysa eğer, bugüne dek değişmemiş olduğunu görmek ne acı! Bugün de bütün fenalıkların tek kaynağı olarak gördüğümüz bir adamdan kurtulmak için sihirli formüller peşinde koşup duruyoruz. Ülkenin gerçeğini, kendi gerçeğimizi anlayıp bunu değiştirmenin yolllarına kafa yoracağımıza, bilmem kaç yıllık hastalıklarımızı sağaltmak için emek harcayacağımıza süper kahramanlarla, tılsımlı projelerle selamete çıkmayı hayal ediyoruz. Tabii ki bu sihirli projelerin en önemlisi HDP, süper kahramanların en kahramanı da Selo Başgan.

Başını Cumhuriyet gazetesi ve penguen medyasının çektiği muazzam bir HDP kampanyası yürüyor. Aslında HDP’yi kimlerin bir umut olarak pazarladığını görmek bile işkillenmeye yetecekken, hülyalara kapılmayı tercih ediyoruz. Biraz, bize daha kolay geldiğinden, ama daha çok da HDP’li genç beyazların tüm sosyal medyada estirdiği propangada teröründen ötürü.

Evet, böyle bir profil var. Kimileri bizim arkadaşlarımız, dostlarımız, düzgün, sağduyulu insanlar. Kimileri ise öteden beri uç davranışlarla kendilerini sergilemiş fazlasıyla amigo tipler. Ama bu ikinci tip birinciyi de etkisi altına alıyor, her taşın altından bir HDP formülasyonu, bir Selo Başgan şirinliği çıkıyor. Farklı bir ses çıkarmaya kalkan herkes milliyetçi, ulusalcı ya da faşist diye yaftalanıyor, HDP’yi onaylamamak AKP ile aynı tarafta olmak olarak nitelendiriliyor. Toplu destek kampanyaları, irade beyanları falan öyle bir noktaya geliyor ki ülkenin farklı düşünen okumuş yazmışları korkudan ağızlarını bile açamıyorlar.

HDP’li “solcu” genç beyazlar gerçekten de Fazıl Ahmet’in sözünü ettiği Tahsil Görmüş Genç Türkler Heyeti’ne benziyorlar. Bilgiler kulaktan dolma, oradan buradan derlenme, ama daha çok da HDP propaganda bürosundan hap halinde servis edilen şeyler. En popüler konu seçim matematiği, HDP barajı aşarsa cennet, aşamazsa cehemmen! Çoğunlukla eksik bilgiye dayanan, hatta açık söyleyeyim, külliyen uydurma olan hesap cetvelleriyle vekil hesabı yapılıp AKP kovma duasına çıkılıyor. Mutlaka amin demelisiniz, yoksa lanetlenirsiniz!

Neden? Çünkü iş dönüp dolaşıp mutlaka “solcunun görevi HDP’ye oy vermektir”e çıkıyor. İyi de birader, laiklik, işçi sınıfı, eşitlik ? E onların hepsi bizde zaten var! İyi de Hüda Kaya da var galiba sizde? Onu geçelim, çok seslilik, çok renklilik! Marks, Lenin,Mahir? Onların hepsi bizde zaten mevcut. İyi de daha geçen Atina’da sizinkiler Lenin’i soykırımcı diye lanetlediler? Yok o öyle değil, biz çok sesliyiz, bazen sesler karışabilir! Peki bunca yıllık gelenek, sol mücadele? Onların hepsi Serok Apo tarafından özümsenmiş ve bitirilmiştir, HDP çok seslidir, çok renklidir !

Demek ki ne kadar çok renk, ne kadar çok ses varsa artık, biz anlayamıyoruz, bizim tek boyutlu, “kapitalist moderniteye” sıkışmış kafamız kavrayamıyor !

Artık Cihangir ve Moda’daki tüm beyazlar HDP’li olduğuna göre biz “Esmerleşmiş Türkler ve Kürtlere” de gidip Maltepe sahilinde “Serok Apo’yu Anlayamayan Genç Esmerler Cemiyeti”ni kurmak düşüyor.

(*) Fazıl Ahmet, meşrutiyet dönemi aydınlarındandır,  fecr-i ati şairlerindendir. Celal Sahir’in çıkardığı Seyyare gazetesinde ve Tanin’de yazılar yazmıştır. Cumhuriyetten sonra uzun süre Elazığ mebusluğu yapmıştır. Hem İttihat Teraki’ye , hem de Hürriyet ve İtilafçılara mesafeli duruşuyla daha çok bir “milli özgürlükçü” profili çizmiştir.


Deli Gaffar’ın Notları tamamen bağımsız bir kişisel blogtur. Hiçbir siyasi grup, medya kuruluşu ya da şirketin desteği olmadan yayın yapar.

Deli Gaffar’ı takip etmek için
Twitter : @DeliGaffar
Facebook  Gaffar Yakınca sayfası
Instagram :  deligaffar