Sine-i millet değil, “Adalet Cephesi”

Adalet - Vahagn Igityan, Ermenistan - Y.boya kanvas

Adalet – Vahagn Igityan, Ermenistan – Y.boya kanvas

Türkiye’nin en şaibeli seçiminden sonra bu hırsızlığı yapanlardan daha çok CHP’yi konuşuyoruz. Bu doğru bir tutumdur, CHP hayır blokunun en güçlü ve etkili aktörü olduğuna göre, hile ile elimizden çalınan seçimle ilgili en önce bakmamız ve konuşmamız gereken onun ne yaptığıdır.

AKP ve ABD tarafından dizayn edilen muhalefet

Ancak Türkiye siyasetinin gerçekleri bu tartışmaları çok riskli bir kapıya doğru sürüklüyor. Siyasetin gerçekleri derken, AKP’nin ve emperyalistlerin siyaset sahnesini biçimlendirme gücünü kast ediyorum. Uzun zaman önce “AKP’nin en büyük şansı böylesi bir muhalefete sahip olmasıdır, Türkiye’de iktidarı AKP’nin başarıları değil muhalefetin başarısızlıkları belirliyor” yazmıştım. Son yıllarda yaşadıklarımız sayesinde anladık ki adını henüz tam olarak koyamadığımız bir güç, bütün muhalefet partilerini Yeni Türkiye için özel olarak dizayn etmiş. Bu partiler kendilerine verilen rolü reddetme eğilimine girince yine aynı güç devreye giriyor ve onları eski konumlarına sürüklüyor. İşte MHP örneği ortada. Her kritik momentte AKP’yi kurtaran Devlet Bahçeli’ye yönelik muhalefet hareketi “hukuk oyunları” ile tasfiye edilmekle kalmadı, AKP’ye muhalif bir MHP yaratma projesi MHP’nin de yok edilmesi pahasına öldürüldü.

CHP için de benzer bir gerilimden söz edebiliriz. CHP, Yeni Türkiye’ye uygun muhalefet yaptığı sürece pek fazla taciz edilmezken, gerçek bir muhalif güç gibi davranmaya başladığı anda tuhaf gerilimlerin merkezi haline geliyor. CHP merkezinin istikrarsız tutumu, bir gün söylediğini ertesi gün inkar etmesi, bazı durumlarda her kafadan bir ses çıkması, parti politikasının bizim pek de bilmediğimiz bazı güçler tarafından yönlendirildiği izlenimi doğuruyor. Muhtemel ki CHP, Yeni Türkiye tasarımına aykırı her hareketinde bazı güç odaklarınca eski “uyumlu” pozisyonuna zorlanıyor. Basında veya sosyal medyada yürütülen tartışmalar böylesi bir zorlanmanın sadece kapalı kapılar ardında kalmadığını da gösteriyor. Referandum sonrası CHP üzerinde yürüyen tartışmalar hiç de iyi niyetli olmayan bu müdahaleleri biraz daha net görmemizi sağlıyor.

CHP manipülasyonlara açık hale geldi

CHP liderinin hileli seçim sonuçları karşısındaki yumuşak (hatta pasif) tavrına yönelik eleştirilerin bir anda “yıkılsın CHP” noktasına varması, haklı tepkilerin sosyal medyanın ve basının gedikli CHP (ve cumhuriyet) düşmanları tarafından CHP’ye yönelik bir nefret kampanyasına dönüşmesi hayli manidar görünüyor.

Basındaki “ultra-solcu” bir kısım yazar son derece yanlış bir tutumla CHP’yi yıkıma sürükleyecek öneriler ortaya atıyor. CHP’nin kurumsal yapısının sınırlarını anlamadan, kısıtlarını bilmeden getirilen “kahramanca” öneriler hiç de iyi niyetli görünmüyor.

Öyle anlaşılıyor ki CHP, en başta yönetiminin basiretsizliği sebebi ile bu tür manipülasyonlara açık bir parti haline gelmiş durumda. Bu durum çok büyük bir riske işaret ediyor: o risk CHP’de oluşan kafa karışıklığının tüm hayır cephesini zaafa sürükleme ihtimalidir. Unutmamak gerekiyor, amiral gemisi olmayan bir donanma hiç bir zafer kazanamaz.

Sine-i millet doğru bir hamle olabilir mi?

Sine-millet tartışmalarına da bu açıdan bakmak gerekiyor. “Tüm demokrasinin hukuksuzluğa teslim edildiği bir ortamda meclis tiyatrosunun bir parçası olmayalım” diyenler CHP’nin meclisten çekilmesinin AKP’yi yalnızlaştıracağını düşünüyorlar. Benim son üç gün içinde görüştüğüm CHP seçmeninde de bu eğilim ağırlık kazanmış gibi duruyor. Uğradığımız haksızlık karşısında çok sert bir şeyler yapmamız yönünde kuvvetli bir isteğe sahibiz, bunun için sine-i millet gibi radikal bir fikir -ben de dahil- hepimize çekici geliyor. Ancak sine-i millete döndükten sonra ne yapılacağı konusunda kafalarımız hayli karışık.

Oysa bir mücadelede en önce elimizdeki olanaklara ve gücümüze bakmamız ve ona göre uzun erimli bir plan yapmamız gerekmez mi? CHP devleti kurmuş olan en köklü kurumlardan biri ve varlığını en çok da bu kurumsallıkta buluyor. Mecliste olmayan bir CHP’nin sokaklarda yaşama olanağı olabilir mi? Meclis dışında meşru ve güçlü örgütlenme alanlarınız yoksa meclisten çıkmanız sadece elinizdekini kaybetmeniz anlamına gelir. Kaldı ki böylesi alternatif örgütlenmelere sahip olduğunuzda bile mecliste de konuşuyor olabilmek bir avantaj olabilir.

Referandumda hayırın kazanmasında işin en başında CHP’nin mecliste başlatığı mücadelenin çok büyük etkisi olduğunu unutmamak gerekir. O meclis görüşmelerinin tutanakları daha şimdiden demokrasi tarihimizin en önemli vesikaları haline geldiler, o görüşmelerle başlayan kararlı mücadele sayesinde bugünkü yüksek moral güce ulaştık.

Manipülatif öneriler değil, hedefe yönelik yaklaşımlar

Sine-i millet kavramının ilk nasıl ortaya atıldığını araştırınca Twitter’ın şaibeli bazı profillerine ulaştım. CHP parti sözcüsünün kavramı telaffuz etmesinden çok önce, bunların tetiklediği ve medyadaki kimi “tribün amigosu” köşe yazarları tarafından körüklenen bir kampanya, CHP’deki siyasetçiler üzerinde ağır bir baskıya dönüşmüş gibi görünüyor. “Muhalif troller” diyebileceğimiz bu hesapların altını eşelediğimizde burnumuza hiç de hoş olmayan bazı kokular geliyor. Adı yok sanı yok birer rumuzdan ibaret olan bu “fenomen” hesapların birileri tarafından yönlendirilmediğini nereden bilebiliriz? Kesin olarak bilebilceğimiz tek şey ise şu: siyasi derinliği tartışmalı çocukların tedavüle sunduğu kavramlar zaten genellikle çok radikal eylemleri işaret ediyorlar. AKP hileleri karşısında artık gına getirmiş olan bizler için ise bu radikallik büyüleyici bir çekiciliğe sahip oluyor, keskin bir eylemle bu beladan kurtulacağımızı düşünüyoruz. Bir tür “yetti ulan” deyip masayı devirme arzusuna kapılıyoruz. İşte yukarıda sözünü ettiğim, hepimizi etkisi altına alan “manipülasyon” budur.

Bugün arzu ettiğimiz şey CHP’nin tüm gücü ile çalınan referandum mücadelesinin içinde yer alması değil midir? Evet, öyledir. Ancak, buradaki en kritik nokta “tüm gücü ile” ifadesidir. CHP’ye onun gücünü kaybettirecek, dolayısı ile bizim toplam gücümüzde de azalmaya yol açacak formüller öneremeyiz. CHP’den yapamayacağı bir şeyi istemek, bu talebi bayraklaştırmak, sonunda CHP’yi yaralamaktan, yani kendi ayağımıza sıkmaktan başka bir işe yaramaz. Türkiye’nin az çok düşünen, yazıp çizen her yurtseverine düşen ilk görev yıkıcı olmayan önerilerle CHP’yi mücadeleye zorlamak, ona cesaret vermektir.

İlk elden yapılması gerekenler

Nitekim aklı selim yazarlardan öneriler gelmeye başladı bile. Bunlardan en akla yatkın olanı (Deniz Yıldırım ve Merdan Yanardağ’ın önerdiği) üç büyük kentte yapılacak “Büyük Hayır Mitingleridir”. Bence bu mitingler bu üç ille sınırlı kalmamalı, mutlaka Adana, Antalya, Mersin, Denizli ve Trakya’yı temsilen Edirne’yi de içermelidir.

Bu bağlamda meclis çalışmalarının sahaya taşınması da önemli bir adım olacaktır. Aralarında CHP Parti Meclisi üyesi Mehmet Ali Çelebi’nin de olduğu Ergenekon mağduru subaylarımız tarafından hayata geçirilen “Hayırlı Konvoy” böylesi bir çalışma için mükemmel bir örnektir. Tüm CHP milletvekilleri ve PM üyeleri 5-6 kişilik ekipler halinde Türkiye’yi mahalle mahalle gezip referandum hukuksuzluğunu teşhir etmeli, deyim yerindeyse AKP’ye hareket edecek alan bırakmamalıdır.

Başkanlık yasaları görüşülmeye başlandığında CHP’yi temsilen “nöbetçi” bir iki vekil kürsü hakkını sonuna kadar kullanmalı, kürsüdeki her konuşmada referandumun gayrı meşru olduğu anlatılmalıdır. Parti grubu, aynı siyasi tavrın bir uzantısı olarak, oy vermemeli, yukarıda sözünü ettiğim saha çalışması ile ilgilenmelidir. Bu noktada konuşmaların tarihsel önemi, kurumsal ağırlığı asla göz ardı edilmemelidir. Meclis kürsüsü de “sahanın” bir parçasıdır ve ulusal egemenliğin tasfiyesine karşı direnişin sembolü haline gelmelidir.

Bu süreçte CHP, kampanya döneminde tutturmayı başardığı, hayır cephesinde yer alan öznelerin hiç birini rencide etmeyen dilini devam ettirmelidir. Bu birleştirici dilin hem mücadeleyi kazanmaya hem de ülkemizde birlik beraberliğin yeniden tesis edilmesinde çok olumlu etkisi vardır.

Bu dil CHP’yi bir “Adalet Cephesi’nin” örgütleyicisi pozisyonuna taşıyabilir. CHP’nin sağdan-soldan bir dizi özneyi kapsaması belki pek zordur, ama onları, hedefi sadece çalınan seçimin geri alınması olan bir “Adalet Cephesi” altında toplaması hiç de olanaksız değildir. Hayır blokunun kurumsal temsiliyeti hala CHP’nin omzundadır ve CHP hala Türkiye’nin ana muhalefet partisidir. Bugünkü durumumuz geçmiş seçimlerden hayli farklıdır. Türkiye sınırları içinde yaşayan seçmen ezici bir çoğunlukla (benim tahminimce %55 civarında) HAYIR demiş, AKP ancak hile hurda ile galip gelebilmiştir. El bilir alem bilir bu gerçeklik muhalefet tarafında muazzam bir moral güç yaratmaktadır. Adalet Cephesi, somut bir avantaj olan bu moral gücün en aktif biçimde kullanılmasını, büyüyerek sonuç almasını sağlayabilir.

Üzerinden atlanmaması gereken bir konu da CHP’nin ıslak imzalı tutanaklardan çıkan sayım sonucunu ilan etmesidir. CHP’nin yapacağı böylesi bir açıklama gerçekte ne kadar oyumuzun çalındığına dair de bir gösterge olacaktır.

Bugün (salı) CHP parti meclisi toplanacak. Bu toplantıdan beklentimiz acilen inandırıcı bir eylem planının ortaya konulması ve açıkça ilan edilmesidir. Mecliste başlattığı mücadele ve referandum sürecindeki tutumu CHP’nin tarihsel sorumluluğunun farkına vardığını gösteriyordu. Şimdi aynı sorumlu davranışın çalınan seçimin geri kazanılması sürecinde de gösterilmesini bekliyoruz.


Deli Gaffar’ın Notları tamamen bağımsız bir kişisel blogtur. Hiçbir siyasi grup, medya kuruluşu ya da şirketin desteği olmadan yayın yapar.

Deli Gaffar’ı takip etmek için
Twitter : @DeliGaffar
Facebook  Gaffar Yakınca sayfası
Instagram :  deligaffar