Çanakkale Savaşı “antiemperyalist” değilmiş!

Three Mile Walk - neal iwan, ABD - y.boya ahşap

Three Mile Walk – neal iwan, ABD – y.boya ahşap

(T)KP’nin fikir önderi Kemal Okuyan, Ankara’da yaptığı bir konuşmada “18 Mart dolayısıyla bugün ‘antiemperyalist mücadele’ deniliyor. Ne zamandan beri emperyalist bir savaş antiemperyalist oluyor. Osmanlı savaşın ittifak kuvvetlerinden biri. Bu baştan aşağı riyakarlık” diye konuşmuş(*).

Çanakkale’den vazgeçiyorsunuz, Nazım’dan da mı vazgeçeceksiniz?

İlk bakışta konuşmada bir sorun yok gibi, lafın başına bakarsanız Kemal Bey, AKP’yi eleştiriyor. Ama hızını alamamış işi Çanakkale Zaferi’ni çarpıtmaya kadar vardırmış. AKP’nin riyakarlığı bilmediğimiz bir şey değil, ama Çanakkale Savaşının antiemperyalist karakterine gelince orada bir durmanız gerekir.

Siyaset anlayışınızı hasmınızın tezlerini tersten okumak üzerine kurarsanız böyle hatalar kaçınılmaz hale gelir. Şu sıralar, AKP antiemperyalizmi dilinden düşürmüyor, o zaman bize düşen hemen bu kavramın karnını yarıp ıcığını cıcığını çıkarmaktır, ki onu AKP’ye yar etmeyelim! AKP, pragmatist popülist bir partidir, fırsatçı bir örgüttür. İşine gelirse yarın öbür gün sosyalizmi bile sahiplenmeye kalkabilir. Ne yapacağız o zaman da sosyalizm kavramını mı itiş kakış konusu yapacağız? Bakın AKP’lilerin dillerinden Nazım’ın şiirleri de düşmüyor, sırf AKP ile aynı yana düşeceğiz diye Nazım’ı mı inkar edelim? Böyle çocukca bir siyaset tarzı olabilir mi?

Bir süredir polemik yazıları yazmaktan imtina ediyorum, ama bu konu irdelenmeye muhtaçtır. Çünkü Sayın Okuyan, alelade bir insan değil; düşüncesi ve eylemi ile Türkiye solunda liderlik vasfını kazanmış insanlardan biri. Beğenin beğenmeyin, yazdıkları ile hala hatırı sayılır miktarda insanı, özelilkle de gençleri ve aydınları etkililiyor. Konunun önemi de buradan ileri geliyor.

Paylaşım savaşının asıl amacı: Hasta adamın öldürülmesi

Hangi niyetle söylenmiş olursa olsun cümlenin anlamı açıktır. Sayın Okuyan’a göre Çanakkale savaşına anti-emperyalist bir nitelik atfedilemez. Çünkü “Osmanlı devleti savaşın emperyalist taraflarından biridir”. Yani ve hatta, Çanakkale zaferleri basbayağı “emperyalist zaferler” olarak bile okunabilir!

Bu yargı, sırf siyasi bir çıkış yapmak adına, birden çok tarihsel gerçeği bir çırpıda görmezden geliyor. Neredeyse bütün ciddi tarihçilerin üzerinde ittifak ettiği olgu, Birinci Dünya Savaşının temel sebebinin  Osmanlı topraklarının paylaşılması olduğudur. Savaşa, en önce bunun için “emperyalist paylaşım savaşı” denilmektedir.

Savaştan önceki elli yıl boyunca İngiliz casuslarının Osmanlı toprağındaki faaliyetleri ortadadır, emperyalistlerin Osmanlı toprakları için kendi aralarında yaptığı gizli anlaşmalar ortadadır, büyük savaş öncesinde Arnavutluk, Trablus ve Balkan savaşları, Avrupalıların “hasta adama” karşı tutumu ortadadır. Osmanlı devleti son iki yüz yıl boyunca sadece emperyalistlere ve bankerlere taviz vererek ayakta kalabilen bir hasta adamdır, egemenlik hakları büyük oranda zaafa uğramıştır ve artık o hastanın öldürülüp ganimetinin paylaşılması vakti gelmiştir.

Churcill’in savaş sırasındaki sözleri adeta bir ibret vesikasıdır:  “Bu tarihin en büyük seferlerinden biridir. İstanbul’un Doğu için ne demek olduğunu düşünün. Batı için Londra, Paris ve Berlin’in toplamı her ne ise ondan daha önemlidir. İstanbul’un, Doğu’ya nasıl hâkim olduğunu düşünün. Onun düşmesinin ne demek olduğunu düşünün.” İngiliz başbakanı Çanakale’nin geçilerek İstanbul’un düşürülmesinin tüm doğunun teslim olması anlamına geleceğini adeta ağzının suları akarak anlatmaktadır.

Osmanlı devletini yöneten iradenin bu koşullar altında savaşa girmekten başka ne gibi bir alternatifi olabilirdi acaba? Henüz Ekim Devriminin bile olmadığı bir dünyada, olmayan bir sanayi, olmayan burjuvalar ve sıfıra yakın bir amele sınıfı ile devrim yapmalarını mı beklerdiniz?

Ama efendim neymiş “Osmanlı devleti ittifakın bir parçasıymış”. Bu kafayla bakarsanız milyonlarca Sovyet yurttaşının can verdiği Büyük Anayurt Savaşı da antiemperyalist bir savaş değildir. Sonuçta Sovyet Rusya da bir ititfakın parçası idi hatta savaşın başında Almanlarla anlaşma yapıp Polonya’nın yarısını işgal etmişti. Aynı şekilde bugün Beşar Esad’ın mücadelesine de antiemperyalist diyemezsiniz, kim bilir belki ona bile emperyalist demeye kalkarsınız, baksanıza onlar da Rusya ile ittifak halindeler. Böyle sakat bir bakış açısı olabilir mi?

Hiç kusura bakmayın, sadece Türklerin değil, tüm ulusların tarihini ciddiyetle okumaya gayret göstermek gerekir. Böylesi karşılığı olmayan tespitler, hatta “atarlanmalar” hangi niyetle yapılırsa yaplsın pratikte şımarıklıktan başka bir anlama gelmez.

Çanakkale’nin aydınlanma ve cumhuriyet açısından anlamı

Kemal Okuyan’ın üzerinden atladığı diğer gerçek Çanakkale Savaşı’nın anlamı ile ilgilidir. Halk açısından Çanakkale bir “vatan savaşıdır”. Altını çize çize söylelim, vatan savaşıdır. Eceabat’tan, Ezine’den, Ayvacık’tan, Karabiga’dan, Gelibolu’dan daha “vatan” neresi olabilir acaba? İngilizlerin, Fransızların yurtlarından onbinlerce kilometre ötede ölüme sürdükleri sömürge çocukları ile Gömeç’teki köyünden on üç gün yayan yürüyerek savaş meydanına namus savunmasına giden mehmetçiği nasıl bir tutabilirsiniz? Emperyalist aç gözlülükten başka bir izahı olmayan hayasız bir taarruz ile İstanbul’dan gönüllü yazılıp vatan savunmasına çıkan lise talebelerini nasıl aynı kefeye koyabilirsiniz?

Bu manayı kavramak için üstün bir politik akla sahip olmaya gerek yok, asgari vicdan sahibi olmak yeterlidir.  Bu, “e ne var bunda” diyerek geçiştirilemeyecek kadar önemli bir noktadır. Çünkü bu ulusu ayak çıplak baş kabak Kurtuluş Savaşı’na götüren de aynı ruhtur. Tüm Kuzey Ege ve Trakya köyleri hem Çanakkale hem İstiklal Harbi gazisi olan insanlarla doludur. Salonlarda, kültür merkezlerinde yapılan çalışmalar da çok önemlidir şüphesiz, ancak bunlardan önce memleketin toprağını biraz tanımak gerekir. Bu bölgelerde yapılacak bir kaç günlük şuurlu bir gezinti her insanın gözlerini açmaya yetecektir.

Kurucu kadroların yükselişi olarak Çanakkale

Çanakkale Savaşı’nın anlamının bir başka boyutu ise Cumhuriyet’in kurucu kadroları ile ilgilidir. Kurucu kadroların içinde, en önce Mustafa Kemal olmak üzere, sayısız Çanakkale gazisi vardır. 30 Ağustos’u kazanan, 9 Eylül’de İzmir’i alan irade ile Çanakkale’de işgalcileri durduran irade bire bir aynıdır. Çanakkale, sadece bir savaş değildir, aynı zamanda Türk aydınlanmasının önemli bir durağı ve temel taşıdır.

Türk aydınlanmasının 1923 ile başladığını mı zannediyorsunuz? 1923 bu aydınlanmanın en görkemli zafer duraklarından biridir. Bundan önceki ilk zaferimiz 1908 devrimidir ve mücadelemiz bundan da en az elli yıl öncesine dayanır. Çanakkale Zaferi de aynı aydınlanma kuşağının eseridir. Şehitlikleri gezin, İstanbul’dan sayısız isim göreceksiniz. Bakın, seferberlik ilan edildiğinde İstanbul, asker alımlarından muaf tutulmuştu, kitabelerini gördüğünüz bu insanların tamamı gönüllü olarak cepheye gelmiş aydınlar ve öğrencilerdir. Türkiye’nin ilk sosyalist kadroları da aynı tezgahtan geçmiştir. Şefik Hüsnü, Süleyman Nuri ve daha niceleri Çanakkale Savaşı gazileridir.

Tarih birbirinden keskin çizgilerle ayrılmış bağımsız kompartmanlardan oluşmaz. Aksine, bir süreklilik içinde devam eder. Kurtuluş Savaşı, Çanakkale Zaferi’nin devamıdır, bu bakımdan Çanakkale Zaferi’ni küçümsemek, onun en büyük komutanını ve o büyük komutanın en büyük eseri bağımsız cumhuriyet ve devrimleri de küçümsemek, aşağılamak anlamına gelir. 

Etnikçi liberal yalanlar komünistleri etkilememeli

Ülkemizde uzun bir süredir başını liberal yazıcıların ve etnikçilerin çektiği bir yalan rüzgarı estiriliyor. Üzülerek görüyoruz ki ülkenin isim yapmış komünistleri bile bu rüzgarlardan etkilenmiş. Ayşe Hür gibi türedi tarihçiler eliyle gerçeklere takla attırılarak yazılan öyküler sadece tarihimiz için değil, bugünkü mücadelemiz için de ciddi bir tehdit oluşturuyor. Etnikçi sol, bütün gövdesi ile en önce tarih bilincimize saldırıyor. Yıllarca gazetelerin TV’lerin baş köşesinde ağırlanan bu sözde aydınlarla islamcılar el birliği etmiş aynı yalanları tekrarlıyor: Çanakkale zaferini aslında Almanlar kazandı Atatürk önemsiz bir komutandı, İzmir’i aslında Türk ordusu yaktı, Türkler sadece Ermeniler’e değil Anadolu’daki tüm halklara soykırım yaptılar, Atatürk aslında İngilizlerin adamı idi, yüzlerce insan sırf inancı için öldürüldü vs.. Bu yalanlar öyle bir noktaya varıyor ki “aslında Kurtuluş Savaşı diye bir şey hiç olmadı” gibi bir saçmalığı bile dile getirebiliyorlar.(**).

Evet, Türkiye Cumhuriyeti sosyalist bir devlet değildir, Atatürk de bir sosyalist devrimci değildi. Ama bu onun büyüklüğüne zerrece gölge düşürmez. Hatta denilebilir ki bu, onu daha da büyük bir lider haline getirir. Şöyle ki, Osmanlı asker ve sivil bürokrasisi içinde sosyalistler yok denecek kadar azdı. İki yüzyıllık aydınlanma tarihimiz içinde sosyalizm ancak batıdan ithal edilmiş gibi duran bir renkti. Osmanlı paşaları arasından çıkmış bir figürün adeta Ekim Devrimini örnek almışçasına bu denli  ileri devrimlere girişmiş olması başlı başına olağanüstü bir durumdur. Önce Çanakkale’de sonra Kurtuluş Savaşında emperyalistlerin zulüm kılıcını kırmış olan bir önderi küçümsemeye yeltenmek kimsenin haddi olamaz.

Sırf AKP anti-emperyalizm söylemi kullanıyor diye Çanakkale Savaşı’na emperyalist sıfatı yakıştırmaya kalkmak pireye kızıp yorgan yakmaya benzer. Bu tavrınızla bütün aydınlanma birikimine düşman olan, Atatürk’ün adını her alandan silmeye kalkan dincilerle ve etnikçilerle aynı safa düşersiniz.

Bir zamanlar aynı saflarda yoldaşlık ettiğimiz bir insana hiç bir biçimde saygısızlık etmek istemem, ama böylesi uluorta edilmiş fütursuz sözlere, hele Çanakkale’yi ve dolaylı olarak Atatürk’ü küçümseyecek tavırlara da asla sessiz kalamam. İnsana sorarlar, “otuz yıldır bir siyasi hareketin fikri önderliğini yapıyorsunuz, antiemperyalist mücadele anlamında hangi kayda değer başarıya imza attınız da Çanakkale Zaferini ve onu yaratanları “antiemperyalist” değil diyerek küçümseyecek bir cürreti kendinizde buluyorsunuz?”

Çanakkale Zaferi, Kurtuluş Savaşı, Atatürk… bu kavramlar dün olduğu gibi bugün de bütün ulusu birleştirecek güce sahipler ve hiç olmadığı kadar büyük bir kitleyi HAYIR cephesinde bir araya getiriyorlar. Üzülerek söylüyorum, bırakın ulusu veya sınıfı bir araya getirmeyi, Türkiye komünistlerini bile bir arada tutmayı başaramayan birinin Çanakkale Zaferi ve komutanı hakkında böyle nahoş analizlere girişmeden önce kendi özeleştirisini yapması gerekmez mi?

(*) Okuyan’ın konuşmasına dair haber (ve konuşmanın baş kısmı) burada
(
**) Bu iddiaları ve daha vahimlerini Özgür Üniversite adlı yapının Fikret Başkaya kılavuzluğunda çıkardığı “Resmi İdeoloji Sözlüğü” adlı iki ciltte kitapta bulabilirsiniz.

Çok gerekli gördüğüm bir okuma önerisi: Suat Parlar’ın Sahibini bekleyen direniş: Çanakkale 1915 adlı makalesi


Deli Gaffar’ın Notları tamamen bağımsız bir kişisel blogtur. Hiçbir siyasi grup, medya kuruluşu ya da şirketin desteği olmadan yayın yapar.

Deli Gaffar’ı takip etmek için
Twitter : @DeliGaffar
Facebook  Gaffar Yakınca sayfası
Instagram :  deligaffar