Fidel Castro’yu Taşımak

Çok bilinir, çok söylenir: aslolan 1 Mayıs’ta ne yaptığınız değil, 2 Mayıs’a ne devrettiğinizdir. Memleketimizde yüzbinlerin alanlara sığmadığı 1 Mayıslar da olmuştur, üç beş yüz kişinin namusu kurtarmak adına yürüdükleri de. Pikniğe gider gibi barış içinde kutladıklarımız da olmuştur, direne direne alanlara ulaştığımız, geride kardeşlerimizin cansız bedenlerini bıraktıklarımız da. Ama her ne yaşarsak yaşayalım, elimizde kalan ertesi günün sabahında işe ya da okula giderken hissetiklerimizdir.

Öfke, yorgunluk, sevinç, yılgınlık, inat, matem…

Ve hepsinden önemlisi, hepsinden kıymetlisi umut ve inanç.

Mücadelenin vazgeçilmez yakıtı olarak inanç.

İnsanlara, memlekete, yarına, gelecek güzel günlere duyduğumuz inanç.

Tek bir gövde halinde devinen, özgürlüğü, eşitliği haykıran kitleler de yaratabilir bu inancı, gözümüze çarpan küçücük bir görüntü, bir fotoğraf karesi de.

Binlerin, yüzbinlerin birlik içinde, kararlılıkla yürümesinden etkilenmemek mümkün değil, hangi devrimci böylesi bir çoşkudan, böyle bir ihtişamdan etkilenmez? Ama dürüst olmak gerekirse, kalbimizi yerinden fırlatacakmış gibi olanlar genellikle o küçücük fotoğraf karesine sığabilenlerdir. İnsanlık halleridir, insanın en onurlu halinin, mücadele eden insanın görüntüleridir.

Misal, seksenini devirmiş Şoför İdris’in yumruğunu havaya kaldırarak polislere kafa tuttuğu an.
Ya da korkunç polis saldırısı altında gençlerin yetmişlik felsefeci Afşar Hoca’yı geri çekilmeye ikna edemedikleri sahne….
Sonra Barbaros Bulvarı’nda oturup TOMA’ya elindeki nüfus cüzdanıyla direnen çantalı kadın.
Veya ellerinde Hüseyin İnan’ın fotoğrafıyla devrime koşar gibi koşan liseliler.

1 Mayıs nasıl geçerse geçsin, ertesi günün ruhu işte bu küçük anlarda gizlidir. Bir avuç insanla, gaz bombardımanı altında üç adım yol gidememiş bile olsanız bu anlar yetişir imdadınıza. “Bedeli ne olursa olsun yaptığıma değer” dedirten de bu anlardır.

Umudumuzun kristal küresi ne kadar sarsılmış olursa olsun bir küçücük görüntü onu tutup eski yerine, yüreğimizin tam ortasına yerleştirebilir. İnancımızın parlak mücevheri ne denli çamura, toza bulanmış olursa olsun, bir minik fotoğraf karesi onu yeniden ışıl ışıl yapabilir.

Umudun bu yılki resmi

fidel-castroyu-tasimak

 

 

Bu yılın o kritik anında eşarplı bir kadın var, elinde Fidel Castro’nun bir fotoğrafı, bir parti bayrağı ve bir su şişesi ile. En azından ellili yaşlarda olduğunu sandığım bu kadın, bir miktar kaygılı, fakat kesinlikle son derece ciddi bir yüze sahip. Öyle sanıyorum ki kimin fotoğrafını taşıdığını gayet iyi biliyor, neden orada olduğunu ve ne istediğini de.

Halinden emekçi olduğunu kesin bir biçimde söyleyebileceğimiz bu sert bakışlı kadınla Fidel Castro arasındaki bağ nedir? Ne tür bir duygu, ne tür bir bağlantı İstanbullu bir emekçiye Latin Amerikalı bir devrimcinin, bir devlet başkanının fotoğrafını taşıtmaktadır?

Bu bağlantının adı komünizmdir ve omzunda taşıdığı bayrağa(*) bakılacak olursa yeşil başörtülü kadın da bunun farkındadır. Komünizm denen hülya, Türkiye’den orta yaşlı bir emekçiyle sosyalist Küba’nın kurucu önderini aynı karede buluşturmuştur.

Hülya mı dedim ben farkında olmadan? Fotoğraftaki kadın bu sözümü duysa büyük olasılıkla bir kat daha ciddileşirdi. Çünkü kendisi bunun bir hülya olmadığını bilmektedir. Onun açısından bu fikir o kadar muhtemel, o kadar yalın, o kadar gerçektir ki bir pazar sabahında çocuğu, hatta belki torunu yaşındaki gençlerle beraber mücadele etmek için sokağa çıkmıştır.

Elinde fotoğrafını taşıdığı adamla tam da bu yüzden birbirlerine çok yakındırlar, tam da bu yüzden aralarında fotoğraftan taşıp yüzümüze çarpacak denli güçlü bir uyum vardır. O sakallı adam da sosyalizmin bir hayal olmadığını düşünenlerdendir. Üstelik düşünmekle kalmamış, bir de devrim yapmıştır.

İyi de devrim ne, sosyalizm nereye kadar, komünizm ne işine yarar bu kadının?

Şimdi onun sağ bileğine taktığı plastik poşetin içindeki şişeye bakın. Büyük boy bir su şişesi.Emekçiler hayatı en yalın, en pratik haliyle algılar ve öyle yaşarlar. Resimdeki kadın belki biraz şekerden ya da tansiyondan muzdariptir, hiç biri değilse de uzun süre açık havada kalınca sık sık suya ihtiyacı olacaktır, bunun için yanında suyuyla gelmiştir. Ne o bayrağı ne de o fotoğrafı taşımak zorunda değildir. Ancak o, yaşamsal gereksinimini bir poşet içinde koluna takıp her ikisini birden taşımayı tercih etmiştir. Belli ki böyle daha doğru bir iş yaptığını düşünmektedir.

Benim anlatabilmek için bunca uzun cümleler kurduğum tüm bu düzenleme, tüm bu karar mekanizması eni konu bir kaç saniye içinde çalışıp bir sonuç vermiştir. İşte emekçinin yaşamında herşey bu denli pratik, bu denli gerçektir. Tıpkı Fidel Castro’nun sosyalizmi gibi. Onun da çok somut, çok pratik karşılıkları vardır ve açık ki yeşil başörtülü kadın bunlardan haberdardır.

Sosyalizmi anlatmak için süslü cümlelere gerek yoktur:

Sosyalizm, insanca çalışma koşulları demektir.

Sosyalizm, parasız, kaliteli sağlık hizmeti demektir.

Sosyalizm, içtiğin suya yaktığın elektriğe çuvalla para ödememek demektir.

Sosyalizm, laiklik demektir.

Sosyalizm, sosyal güvence demektir, çocuklarının işsiz kalmaması demektir.

Sosyalizm, mutfak parasını yetirmek için pazar pazar gezmek zorunda olmamak demektir.

Sosyalizm, hormonsuz gıda, temiz hava demektir.

Sosyalizm, bağımsızlık demektir.

Sosyalizm, onurlu bir bayrak, başı dik bir halk demektir.

Sosyalizm, sadece parası olanlar için değil, herkes için özgürlük demektir.

Ve kadının taşıdığı resimdeki sakallı adam, Fidel Castro, dünyanın en geri kalmış, en yoksul çoğrafyalarından birinde, üstelik ABD emperyalizminin burnunun dibinde bunları başarmış, olmaz denileni oldurmuş, komünizm fikrinin hayal olmadığını göstermiş biridir. İşte bunun için Küba’dan on bin kilometre uzaktaki bir emekçinin ellerinde, insanca bir yaşamın özlemi olarak onun fotoğrafı durmaktadır.

Kadın, onun yeşil başörtüsü, sert yüz ifadesi, Castro’nun resmi ve su şişesi.. Elinde ve arkada dalgalanan kızıl parti bayrakları… İşte bize umudu getiren görüntü budur; mücadele azmimizi artıran, inancımızı tazeleyen an, bu andır.

Bu fotoğrafa dikkatli bir biçimde bakın, orada sadece bugünü değil, geleceğin güzelliklerini de göreceksiniz. Orada “bu memleketten bir halt olmaz” diyenlerin fena halde yanıldığını göreceksiniz. Orada, gurur duyabileceğiniz, güvenebileceğiniz, el ele verebileceğiniz koskoca bir halkın küçük ve fakat son derece gerçek bir suretini göreceksiniz.

Yolumuz açık olsun.

Emin olun, yolumuz açıktır.

—- o —-

Fotoğraftaki ablayı tanımıyorum, ömrü uzun olsun, gıyabında o mübarek ellerinden öperim.

Fotoğrafı çeken kişi Gazete Manifesto’dan Zafer Çimen’miş. Kendisini tebrik ederim, var olsun, tırnağına taş değmesin.

Fidel Castro’yu hepimiz tanıyoruz, onun da ömrü uzun olsun. Çünkü hasta yatağında bile olsa kıvırcık sakallarıyla varlığı tüm devrimciler için en büyük moral kaynağıdır.

(*) Eldeki bayrak TKP bileşenlerinden Türkiye Komünist Hareketi (TKH) adlı partiye ait.


Deli Gaffar’ın Notları tamamen bağımsız bir kişisel blogtur. Hiçbir siyasi grup, medya kuruluşu ya da şirketin desteği olmadan yayın yapar.

Deli Gaffar’ı takip etmek için
Twitter : @DeliGaffar
Facebook : Gaffar Yakınca
Instagram :  deligaffar