Hakkımızda Hayırlı Bir “Ensar”

Yirmi Masum - William Kroll, ABD - Y.boya

Yirmi Masum –
William Kroll, ABD – Y.boya

“Bizim vakıflarımızda bilim ve sevgi var, onların vakıflarında ise istismar.” Böyle yazmış bir arkadaş mesajında. Yan yana iki fotoğraf, birinde Aziz Nesin, kendi kurduğu vakıfta yaşayan çocuklarla beraber gülümsüyor, diğerinde el kadar bebelere kabe maketiyle “hacı olma” oyunu oynatıyorlar.

Resimler ve onların anlamı, yazıldığı haliyle doğrudur. Bu mesajda doğru olmayan nokta “bizim vakıflarımız” ifadesidir. Hatta doğru olmayan demeyelim de, hiç olmayan diyelim. Arkadaşımız bizim “olmayan vakıflarımızdan” söz etmektedir.

Arda arda ortaya dökülenlerden anlaşılıyor ki Ensar Vakfı’ndaki rezillikler hiç de münferit olaylar değildir, çocuklara karşı işlenen sistematik bir cürmün sadece küçük bir bölümüdür. Bu alçakça cürmün üstüne, ondan daha tiksindirici olan bir şey, islamcıların pişkinlikleri eklenmektedir. Bunlar bu ülkede beş on yıl önce hayal bile edilemeyecek şeylerdi. İçinde az çok insanlık taşıyan her vicdan bu insafsızlık karşısında isyan ediyor. Hepimiz infial içinde lanet okuyoruz, Ensar Vakfı denen örgütün, belki de kocaman bir şebekenin su üstüne çıkan kısmı olduğunu tartışıyoruz. Ve tabi ki laik, çağdaş, bilimsel eğitim kurumlarında böyle çirkinliklerin olamayacağını söylüyoruz.

Buraya kadar herşey normal. Ama o laik, bilimsel eğitim kurumlarından örnek vermek istediğimizde aklımıza, çoğumuz tarafından artık var mı yok mu o bile bilinmeyen Nesin Vakfı’dan, ya da kolu kanadı kırılmış ÇYDD’den başka bir yer gelmiyor. Bazılarımızsa ÇYDD’yi hala “ulusalcı veya vesayetçi” buluyor olmalı ki adını bile anmıyorlar, Nesin Vakfı ile iktifa ediyorlar.

Bu karşılaştırmayı yaparak, bu örnekleri vererek nasıl bir mesaj veriyoruz acaba? Daha doğrusu, verdiğimiz mesaj bizim açımızdan açık olmakla beraber, mesela çocuğunun iyi bir eğitim almasını isteyen Karaman’daki sıradan bir işçi ailesi için ne anlama geliyor? Kıt kanaat geçindiği hepimizce malum olan bu anne-baba “evet islamcıların vakıflarında çocuğumun başına bir iş gelebilir oraya göndermeyeyim” mi diyor, yoksa dincilerin argümanlarına ikna olup “bunlar münferit vakalardır, çocuklarım Ensar’a devam etsin” kararına mı varıyor?

Üzülerek tespit etmek zorundayız, yanıt maalesef genellikle ikincisidir. Yurdumuzun sayısız kentlerinde, kasabalarında yoksul halk çocukları ana babaları tarafından dinci vakıfların, derneklerin ellerine teslim edilmektedir. Asıl sormamız gereken soru ise tam bu noktada karşımıza gelmektedir: bu insanların tercihi cahil, duyarsız ya da kabaca “kötü” olmalarıyla açıklanabilir mi?

Ne yazık ki hayır. Bu insanlar belki bir miktar cahil olabilirler, ancak hiç biri çocuğunu böylesi bir riskin içine atacak denli duyarsız değildir. Bilimsel bir gerçektir, insanın düşünceleri ve tercihleri herşeyden önce içinde bulunduğu maddi çevre ile şekillenir. Devlet okullarının yetersiz kaldığı bir ortamda çocuğunuza mecburen başka bir kaynaktan eğitim sağlamaya çalışırsınız, mevcut bütün kaynaklar birbirine benzese bile yapabileceğiniz fazlaca birşey yoktur. Çocuğunuzun eğitiminden vazgeçmek yerine onu mevcut alternatiflerden birine teslim edersiniz. Demem o ki Karaman’daki ana-baba bu durumun vehametine uyansa bile çocuğuna doğru düzgün eğitim veya destek alabileceği başka bir kurum bulunmadığından yine bu Ensar gibi çirkef yuvalarına mecbur kalacaktır.

Öyle sanıyorum ki bizim cenahın en iyi yaptığı iş ahkam kesmek. Bu konuda da gayet iyi cümleler kuruyor, muhteşem analizler yapıyoruz. Nesin Vakfı iyi, Ensar kötü! İyi de kardeşim, Karaman’da, Niğde’de, Van’da, Erzincan’da Nesin Vakfı mı var? Ne yapsın bu insanlar? Zenginler ya da şehirli orta sınıf, -lafım özellikle sizedir- çocuğunu özel okullarda okutma imkanına sahip, bastırıyor parayı kurtarıyor çocuğunu devletin mekteplerinden. Parası olmayan ne yapsın? Kapısını çalabileceği, islamcı olmayan kaç kurum var? Nesin Vakfı romantizmiyle bu insanların sorunları çözülebilir mi ? Tabi ki çözülemez ve çözülmüyor da.

Halimize bakın, oturmuş AKP tarafından çoktan ele geçirilmiş olan devletin savcılarından bu konuyu derinlemesine araştırmalarını falan bekliyoruz. İçinde bulunduğumuz durumun vehametini anlatmaya kelimeler yetmez. Bıçak boynumuza dayanmış, bizse katilin son anda bizi bırakacağınız sanıyoruz. Gerçek bir trajedi!

Yıllarca “eşit parasız eğitim” sloganıyla mücadele ettik. Bu sloganda, bu istekte hiçbir anormallik yok, her yurttaşa eşit parasız eğitim sağlamak devletin görevidir. Ama AKP döneminde ne oldu biliyor musunuz? Eğitim ucuzladı. Kitaplar ücretsiz hale geldi, harçlar kaldırıldı, önce belediyeler, sonra devlet, sonra cemaat kurumları, ve en sonunda bizzat AKP şebekesi tarafından kontrol edilen vakıflar burslar dağıtmaya başladılar. Eğitim ucuzlamakla kalmadı, neredeyse parasız hale geldi. Dolayısı ile bizim “parasız eğitim” sloganı bir miktar boşa düşmüş oldu.

Gelin görün ki AKP’nin parasız eğitimi hiç de bizim aklımızdan geçen eğitim değildi. Okulların imam mektebine çevrildiği, çevrilemeyenlerde din eğitiminin hemen herşeyin önüne geçtiği, müfredata ve genel eğitim etkinliklerine sürekli dinci müdahaleler yapılan, ama öte yandan “parasız” bir eğitim!  Çocuğunuzun bilimsel akıldan uzak, çağdaş dünyada hiçbir değeri olmayan bir eğitim alması için para vermiyorsunuz! İşte bizim parasız eğitimin yanı sıra “bilimsel ve laik eğitim” sloganını da anımsamamız ancak bu gelişmelerden sonra oldu. Eğitimin parasız olmasının yetmeyeceğini, aynı zamanda laik ve bilimsel olması gerektiğini yeni fark ediyorduk. Gelin görün ki biz bunu fark edene kadar geçen sürede, bizim cenahtan çıkan tek organize eğitim hareketi ÇYDD, AKP/Cemaat ortak operasyonu ile boğuluyor, içimizden bazıları ise bu kalleşçe operasyona alkış tutuyordu!(*)

Halk için alternatifler yaratmaktan aciz bir aydın zümresi hiçbir koşulda başarılı olamaz. Biz bırakın alternatifler yaratmayı, var olanlara bile sahip çıkamadık. Milyonlarca okumuş yazmış insanız, her fırsatta AKP seçmeninden daha eğitimli, daha akıllı olduğumuzu söyleyerek övünüyoruz. Bizdeki bu akıl nasıl bir akılsa artık, bizim dörtte birimiz düzeyinde eğitimi olmayan insanlar kadar örgütlü olamıyoruz! İslamcılar memleketin en ücra kasabasına kadar yayılan örgütler kurarken biz kuru sloganlarla yetiniyoruz, saf saf oturmuş devletin bu işlere müdahele etmesini bekliyoruz.

Bu devasa istismar şebekesine nasıl karşı durabiliriz? Tivit atarak mı? Bildiri yayınlayarak mı? İmza kampanyaları, trend-topikler falan yaratarak mı? Günlük geçim derdiyle diş tırnak çalışan, çoluk çocuğunun rızkı için ömrünü heba eden insanların karnı tok sırtı pek kimselerle aynı dik duruşu sergilemesini bekleyemezsiniz. Bütün bu kampanyalar falan geçer gider ve yarın insanlar yine çocuklarını bu sapıkların eline emanet ederler, çünkü önlerinde başka bir seçenek yoktur. Biz de belki onlara “vay şuursuzlar, vay cahiller” diyerek rahatlarız.

Bugün Ensar Vakfı ve benzeri yerlerde istismar edilen çocukların vebali biraz da bizim üzerimizdedir. Bu sapkın şebekelerin böylesine güçlenmesinin bir sebebi de bizim kendi yavrularımıza gösterdiğimiz şefkat ve özeni memleketin diğer çocuklarından esirgememizdir. Oysa hepimiz biliyoruz,  tek başına bir kurtuluş olanaklı değil, siz ne yaparsanız yapın çocuğunuz kaderi az ya da çok ülkenin diğer çocuklarınınkine bağlı. Öyle ise hiç vakit kaybetmeden çocuklarımız için, yurdumuzun geleceği için örgütlenmek zamanıdır. İslamcıların şebekelerine karşı örgütlenmek, ülke çocukları için temiz seçenekler yaratmak, fikriniz ne olursa olsun siyasi hedeflerinizle çelişmez, aksine o hedefleri destekler. Halk çocuklarının eğitimi için kurduğunuz kurumlar, parasız eğitim, eşit eğitim gibi taleplerin görünen yüzü haline gelir, halk için örnek teşkil eder.

Bir ülkenin kaderini gelecek nesiller belirler. Bunun için bütün ideolojiler yeni yetişen nesiller üzerine oynarlar. Bugün Türkiye için islamcılık bir kaç puan önde görünmektedir, ama bunlar hep son otuz yılda kazandığı mevzilerdir, hala toplumu tam olarak esir alabilmiş değildir. Türkiye Cumhuriyeti’nin bir laik eğitim geleneği vardır, cumhuriyet öğretmeni kadrolar hala hayattadır, bir kısmı aktiftir ve bir kısmı ise yeniden aktive olmak için bu tip hayır amaçlı eğitim kurumlarının talep edeceği görevleri beklemektedir. Yurdun çocuklarını bu şebekelerden kurtaracak örgütlenmeleri yaratmak  için zemin ve kaynaklar hazırdır.  İş ki bu işlere ön ayak olacak dürüst, namuslu teşebbüsler ortaya çıksın.

Başımıza kötü bir iş geldiğinde, devri daim olsun, anneannem, “insanın nefsine ağır gelen hakkında hayırlıdır” derdi. Belki de nefsimize ağır gelen, bir türlü kabullenemediğimiz bu Ensar vahşeti bizim için hayırlı bir kapının habercisidir. Ben böyle olduğuna, vicdanımızda açılan bu derin yaranın bizim için bir kılavuza dönüşeceğine inanıyorum. Yeter ki biz ruhumuzu rahatlatan kolay yollara değil, geleceği kazanmanın zahmetli ve onurlu yoluna meyledelim.

NOTLAR :

(*) Daha geçenlerde OT Dergisi, o dönem, Zaman’daki köşesinde Türkan Saylan’a “kızları pazarlayan pezevenk” diyen Bejan Matur’un posterini vermiş, ve biz de hala bu dergiyi alıp okuyoruz öyle mi? Bundan daha acı, daha ahmakça ne olabilir?

(**) Gelecek yazıda bu konuya çocuk hakları üzerinden devam etmeyi düşünüyorum.


Deli Gaffar’ın Notları tamamen bağımsız bir kişisel blogtur. Hiçbir siyasi grup, medya kuruluşu ya da şirketin desteği olmadan yayın yapar.

Deli Gaffar’ı takip etmek için
Twitter : @DeliGaffar
Facebook : Gaffar Yakınca
Instagram :  deligaffar