Yar Kapısında Uyumak – 7

I Am Winter (edition of 25) - Martin Stranka, Çek Cum. - Fotoğraf

I Am Winter (edition of 25)
– Martin Stranka, Çek Cum. – Fotoğraf

Afşin, İran’da giriştiği işleri tasfiye edip dededen kalma son bir iki mülkü de alacaklılara devrettikten sonra, artık geriye kalan tüm varlığı bir valize sığabilecek boyuta inmişti. İçinde bir kaç parça giysi, kişisel malzemeler, dedesinden kalma bir tespih ve okunmaktan eprimiş bir şiir kitabından başka birşey olmayan o valizi alıp Türkiye’nin yolunu tuttu. Tıpkı yirmi yıl önce babası ve annesinin yaptığı gibi, önce Erzurum’a geldi. Onlar da ihtimal, bir kaç parça kişisel eşyadan başka bir şey getirememişlerdi yanlarında.

Erzurum’a yakışır bir kış günüydü, kent diz boyu kar altında, çatılardan aşağıya devasa buz kütleleri sarkıyor. Afşin, bir taksiye atlayıp çocukluğunun geçtiği Abdurrahman Gazi’nin yoluna koyuldu; şoföre Gavurboğan’dan geçmesini söyledi, el kadar bir çocukken karlara bata çıka yürüdüğü okul yolundan. Böylelikle mahalleye varana kadar herşeyi anımsayacağını umuyordu. Öyle de oldu, Gavurboğan deresinin küçük, izbe evleri neredeyse hiç değişmemiş gibiydi. Ağır duman ve sisin arasından, artık tek tük kalmış hala tavanında penceresi olan kerpiç evler seçilebiliyordu.Dereye doğru kızak kayan çocuklar ve ortalıkta dolaşan köpekler. Emekliye ayrılmış başıboş eşeklerin yokluğunu saymazsak, zaman durmuş gibiydi burada.

Bir gece vakti eve dönerken babası, annesi ve kardeşleriyle durup kartopu oynadıkları köşebaşında taksiden indi. Burası şehrin en eski merkezinin, zenginlerin yaşadığı Kuşkay’dan batakhanelerin merkezi Mahallebaşı’na varıncaya dek neredeyse tamamen görülebildiği bir yer. Şimdi Afşin, komşum bayan Gunilla’nın kapısında yatarken bulduğum kıvırcık saçlı ince kara adam, bileklerine kadar karın içinde, soluksuz bir yolculuğun ardından, eldivenlerini paltosuna vurarak, ısrarcı bir ümitle çocukluğuna varmaya çalışıyor.

Vatan neresidir biliyor musunuz, her yıkımdan, boğaza takılan her acı lokmadan sonra koşa koşa dönmek istediğimiz yer neresiyse işte orasıdır. Demek ki vatan, çocukluğumuzdur. Evet, koşarak ve ağlayarak dönmek istediğimiz o kuytu köşe… Ya da daha fenası, kimbilir aslında belki de ağlayabileceğimiz başkaca bir yerimiz de yoktur.

O sıralar sadece iki memleket arasında gidip gelen Afşin için de böyle olmalı ki durduğu yerde önce biraz sallandı ve sonunda ağlamayı başardı. Ne için ağlıyordu? Bu soruya kesin bir yanıt vermemiz mümkün değil. Onu terk eden kadına mı, üst üste yaşadığı başarısızlıklara mı, yoksa babasının ölümüne mi? Evet, aslında hepsine birden, ama dürüst davranmak lazım, Afşin paspasta yatarken bulup evime buyur ettiğim ve o gece biraz yakından, biraz sakınımsız tanıyabildiğim o adamsa eğer, en çok babasına ağlıyordu. Çünkü Palandöken’in eteklerinden kente baktığı o kış ikindisinde ilk kez, yaşamın babasının ona çocukluğunda anlattığından çok farklı bir şey olduğunu düşünüyordu.

Dünya hiç de Ali Mehdi’nin sözünü ettiği erdemlerin çevresinde dönmüyordu. Dürüstlük, adanmışlık, adalet, ahde vefa, cesaret… Bunlar artık sadece göze güzel görünen rozetler gibiydi, alıp yakanıza takarsınız… ve sadece o kadar, sadece yakanıza takarsınız. Yüreğe rozet takıldığı nerede görülmüş? “Ah sevgili babacığım, demek ki yüreklerin kilden ve çamurdan birer külçeye dönüştüğü şu dünyanın aslında çok başka şeylerin çevresinde döndüğünü anlamam için otuzuma gelmem gerekti”. Buna da şükür! Babası Ali Mehdi hayatta olsa mutlaka böyle derdi, “buna da şükür ya kırkına kadar bekleseydin”! Oysa kendisi etten, damardan ve kandan mamül gerçek bir yürek taşıyarak, dünyanın yalanından dolanından uzak koca bir ömrü tüketmişti. Sanırım Afşin de asıl buna, babasının saflığına, inanmışlığına, adanmışlığına ağlıyordu. Ya da tersinden, şöyle de düşünebiliriz, ağladığı şey kendi aldanamamasıydı.

Dönüş yolunda hala çok düşünceli, çok durgun ama biraz rahatlamış gibiydi. Babasını ilk kez bu kadar yoğun, bu kadar yakından düşünmüştü. Ölenin ardından yapılması gereken asıl son görev de bu değil midir? Onu düşünmek, onu -yaşarken asla kimseye yapamayız ya hani- tam içimizde, olabildiğince derinde, büsbütün hissetmek.

Afşin böyle ifade edemediği ama buna çok benzer hisler içinde, İstanbul’a doğru havalanan uçağın penceresinden Palandöken’e doğru son bir kez bakıp arkasına yaslanırken yanındaki koltukta oturan kadınla göz göze geldi. Göz göze demek zorundayız, çünkü neye baktığını bilmez bir halde bir süre tam olarak genç kadının kapkara kocaman gözlerinin içine baktı.

Şüphesiz ondan daha cesur biri olan Dilek, Afşin’in elindeki kitabı göstererek “sever misiniz” dedi. “Kendimi bildim bileli sadece bunu okuyorum, başka şiir okumam” diye yanıtladı Afşin. Türkçenin en tuhaf şairlerinden biri üzerine başlayan bu sohbet giderek koyulaştı ve İstanbul’a indikten sonra da, Dilek’in Viyana’ya kalkacak olan uçağının vakti gelene kadar devam etti.

Hep böyle olmaz mı? En derin üzüntüler, belimizi kırıp bizi öldürmeden bitebilirlerse eğer, yerlerini önce bir ferahlamaya, sonra yeni heyecanlarla bırakmazlar mı? O yeni heyecanlarsa, bazen on insan ömrüne sığmayacak denli coşkulu sevinçlere bazense İskender ordularının bile dayanamayacağı felaketlere dönüşmezler mi?

Dilek’in araladığı ve ta Viyana’daki yoksul bir kahveye kadar uzanacak olan kapı, kuşkusuz bir felaketin habercisiydi. Bütün felaketler çok önceden, daha başlarken bazı işaretler verirler; büyücüler, falcılar, şamanlar hatta bilim bile aslında sadece bunun için vardır, felaketimizin o küçük ipucunu yakalayabilmek için. Ah ne yazık, insan soyu bu yöntemlerin hiç biriyle o işaretleri çözmeyi başaramadı. Afşin ne yapsın? O da hiç bir şey anlamadı, elinde valizi annesinin evinin  yolunu tuttuğunda “Viyana” diye mırıldanıyordu, hissettiği tek şey başlamakta olan bir aşkın heyecanıydı.

—-

Şimdilik bu kadar. O uzun gecede Afşin’e dinlettiğim müziklerden birini bırakıyorum buraya, Erzurumlu Emrah’ın deyişi, “tutam yar elinden”. Devri daim olsun. Söyleyen ağabeyimiz, hemşehrimiz Cengiz Özkan’ın sesine dert değmesin, ömrü uzun olsun.


Deli Gaffar’ın Notları tamamen bağımsız bir kişisel blogtur. Hiçbir siyasi grup, medya kuruluşu ya da şirketin desteği olmadan yayın yapar.

Deli Gaffar’ı takip etmek için
Twitter : @DeliGaffar
Facebook : Gaffar Yakınca
Instagram :  deligaffar