Yar Kapısında Uyumak – 6

Seperation (ayrılık) - Christopher Slaymaker - Y.boya

Seperation (ayrılık) – Christopher Slaymaker – Y.boya

Komşum bayan Gunilla’yla sürpriz arkadaşım Afşin’in yolları şimdi yaşadığımız bu küçük kuzey kentinden çok uzaklarda bir yerde, tüm zamanların en havalı şehirlerinden biri olan Viyana’da kesişmişti.

Gunilla, Afşin’i bulduğunda, adamımız henüz doğal yaşamcı yeni Viyana sosyetesi tarafından ele geçirilmemiş olan Karmeliermarkt’taki ucuz kahvelerden birinde oturmuş önündeki pizzayı kemirerek karnını doyurmaya çalışıyordu. Bulduğunda diyoruz, çünkü bu gerçekten de artık sıfırı tüketmiş bir canlının bir hemşire ya da bir tür melek tarafından bulunması gibiydi.

O zamanlar ağır bir ekonomik kriz yaşayan Türkiye’de işsiz kalınca, ata toprağı Meşhed’e giderek dedesinden kalma bir kaç parça mülkü satıp bir iş kurmuş, kurduğu işi batırıp elde avuçta ne varsa tüketmesi ise sadece bir kaç yılını almıştı.

Ankara’da üniversite okuduğu yıllardan beri sevgilisi olan Tülin Kayseri’de doktorluk yapıyordu. Afşin Meşhed’e gidince Türkiye’den ilk kaybettiği şey Tülin oldu. Bir yandan araya giren mesafe, öte yandan her ikisinin de kötü giden işlerinin yarattığı bıkkınlık fazla uzun dayanmalarına olanak vermedi. Ayda bir ancak görüşebiliyorlardı. Bir gün, yine Ankara’da buluştukları bir haftasonu, Tunus Caddesi’nde bir kahvede oturmuş her zamanki konulardan, işten güçten, siyasetten falan sohbet ederken Tülin hiç beklenmedik bir şey yaptı, başka birinden hoşlandığını söyledi.

Korkunç bir faciayla, dile getirilmesi güç bir felaketle karşılaştığımızda, onu görmezden geliriz. Yokmuş gibi davranırsak, başımızı o yana çevirmezsek, gerçekten de yok olacağını, hiç olmamış olacağını ümid ederiz. Ne büyük çaresizlik! Belki de tüm yaşamımızın mahvına sebep olacak bir gerçeğin bilincimize çıkmasını hepi topu bir kaç saniye geciktirebilmek için ne kadar budalaca, ne denli umarsız bir direniş!

Elindeki kahve fincanını bir an önce fırlatıp atmak ister gibi tedirgince çevirip duran Tülin’in ağzından bu sözcükler çıktığında da aynen böyle oldu. Afşin ilk anda ne duyduğunu anlayamadı, ya da anlamamış gibi yaptı. Isıtma sistemlerini kurduğu Tahran’daki lüks oteli anlatmaya devam etti. Bütün banyoları Güney Afrika’dan getirdikleri kara mermerle kaplamışlar, bazı dairelerin kendine ait saunası ve yüzme havuzu varmış, Kuzey’deki dağların eteklerine kurulan otelden bir zamanlar babasının çalıştığı hava üssünü görebiliyormuş… Tülin biraz daha sert, ama boğuk, ağlayacakmış gibi bir sesle Afşin’in sözünü kesti: “Ne dediğimi duymadın mı Afşin?”. Afşin durdu, dudaklarını ve gözlerini aynı anda büzerek, sanki ağlayacakmış gibi, Tülin’in gözlerine baktı, “evet duydum” dedi.

Ayrılmaları ikisinin de tahmin ettiğinden kolay oldu. Tülin’in ilk günlerde yaşadığı acımayla karışık suçluluk duygusu zamanla yerini arada bir anımsanan bir tür burukluğa bıraktı. Afşin içinse işler bundan bile kolay yürümüştü. Daha o akşam, Tülin Kayseri’ye doğru yola çıkar çıkmaz, üzerinden bir ağırlık kalkmış gibi hissetmişti. Otelin yakınında bir barda oturmuş yalnız başına bira içiyor, geride bıraktıkları koskoca sekiz yılı düşünüp, bunca derin bir ilişkinin ardından nasıl olup da kendini rahatlamış hissettiğine şaşıyordu. Tülin’e kızmamıştı bile, demek ki diyordu böyle olması gerekiyordu, gücümüz yetse başka bir şey olurdu. Onu anlıyor muydu peki? Tabi ki hayır, nerede görülmüş bir insanın bir insanı anladığı?

Tam Ankara’daki arkadaşlarından birilerini arayıp aramamayı düşünürken, barın dışında sigara içenlerin bulunduğu yerden kendisine el sallayan kadını gördü. Bu ne güzel tesadüf, evet uzun zaman oldu, Tülin yok mu, ayrıldık biz, ah öyle mi çok üzüldüm biz de ayrıldık biliyor musun Alican’la, bilmiyordum…

O gece Çiğdem’le yattılar. İçi geçip koflaşmış iki kabağın su üzerinde birbirine çarpması gibiydi sevişmeleri. İkisi de başka yerlerdeydi. Yanlış anlaşılmasın, ikisi de bulundukları yerden dolayı rahatsız değildi, ikisi de orada, o yatakta olmak istiyordu, ve evet oradalardı işte. Ama ikisinin de aklı hiç bulunmak istemedikleri, başka başka yerlerde kalmıştı.

O gece ve daha sonrasında pişmanlık benzeri hiç bir şey hissetmedi Afşin. Çiğdem’deki tek kaygı ise okul yıllarından beri arkadaşı olan kadının kırılmasına yol açabilecek bir şey yapmış olmaktı. Garip bir biçimde, bazı çağdaş kadınlarda hala görülebilen bir tür dayanışma ya da koruma duygusu. Bunun için “Tülin bilmesin lütfen bunu” dedi. Afşin “peki” der gibi başını salladı ve ertesi gün Tülin’e bir mesaj attı: “Çiğdem’le yattım, artık beni terk etmek için en az bir sebebin var”.

Afşin, Türkiye’deki o kalışını biraz uzattı, daha sonra  “iyi ki de biraz uzun kalıp babamı görmeye İstanbul’a gitmişim” diyecekti. Çünkü İran Hava Kuvvetleri’nin seçkin subayı, devrim kaçkını devrimci asker, yüzbaşı Ali Mehdi, biricik oğlu Afşin İran’a döndükten bir kaç hafta sonra beklenmedik bir kalp kriziyle öldü. Bir önceki gelişinde sevgilisini yitiren Afşin, bu kaybın üstüne cesur ve belki de biraz vicdansız bir eylemle gitmişti. Bu sefer ise sadece annesinin elini tuttu. Tüm büyük felaketlerden kaçabildiğimiz tek sığınak anne sıcaklığı değil midir? Afşin de öyle yaptı. Babasının üzeri çamurlu bir toprakla örtülürken, tıpkı yıllar önce Tahran’da okula başladığı gün yaptığı gibi sımsıkı annesinin elini tutuyor, ağlamaktan başı önüne düşmüş yaşlı kadın o haliyle bile oğluna güvenilir bir sığınak oluyor, adeta tüm kanayan yaraları saran gerçek bir meleğe dönüşüyordu.

Melek. Evet, komşum bayan Gunilla da, demiştim ya hani, bir melek gibi belirivermişti Viyana’daki kahvenin kapısında. Yine böyle bir zamanda, üst üste gelen kayıplar, üst üste yaşanan başarısızlıkların ardından, Afşin artık neredeyse tamamen tükenmiş olduğunu düşünürken.

…..

Bu haftalık da bu kadar. Haftaya kaldığımız yerden devam etmek üzere, şimdi sizleri pek sevdiğim bir şarkıyla başbaşa bırakıyorum. Eyyub Yaqubov, Azerbaycanlı bir müzisyendir. Şarkı Türkçe olduğu için zaten ne dediğini kendiniz anlayacaksınız. Revan Habiloğlu’na, Kenan’a ve ağabeyimiz Eyyub Yaqubov’a çokça selamlar, sevgiler. Ömürleri uzun olsun…


Deli Gaffar’ın Notları tamamen bağımsız bir kişisel blogtur. Hiçbir siyasi grup, medya kuruluşu ya da şirketin desteği olmadan yayın yapar.

Deli Gaffar’ı takip etmek için
Twitter : @DeliGaffar
Facebook : Gaffar Yakınca
Instagram :  deligaffar