Yar Kapısında Uyumak – 4

Tahran'da Kış -  Alireza Nasab

Tahran’da Kış –
Alireza Nasab

Afşin’in babası Ali Mehdi tıpkı çocukluğunun geçtiği Meşhed gibi binlerce metre yükseğe kurulmuş olan Erzurum’a vardığında takvim 1982 yılının Şubat ayını gösteriyordu ve kentte diz boyu kar vardı. Nasıl bir debdebenin içinde olduğunu anlayamadan tamı tamına dört yıl geçirmiş, sonunda iki kızı, bir oğlu ve karısıyla beraber kendilerini güç bela sınırın öte tarafına atmışlardı. Ne büyük düşlerle başlayan bir maceranın sonunda, şimdi canlarını kurtardıklarına şükrediyorlardı.

Aslına bakarsanız, karısı Narin’den ziyade Ali Mehdi’ye ait düşlerdi bunlar. Ali Mehdi, neredeyse tüm yaşamını gençlik zamanlarından kalma bir tür melankoliyle geçiren babasının aksine çok hareketli, çok delişmen, çok tutkulu bir adamdı. Babasının tüm itirazlarına rağmen, onun eski mesleğini seçip subay oldu.

Gencecik bir lise öğrencisi olarak Şah’ın Hava Kuvvetleri’ne katıldığında, yirmi yılı aşkın bir süredir şehrin en kuytu yerlerinde, İmam Rıza türbesinin taş duvarlarında, eski çarşının mermer yollarında uyuyan bir söylenti yeniden açığa çıktı. Yezid’in emriyle Tebriz’den gelip Hüseynilerin kanını akıtan hainlerden biri Meşhed’e yerleşmiş, hem de Meşdi bir kadınla evlenmişti. Şimdi de en küçük oğlunu tıpkı kendisi gibi bir katil olsun, Yezidlerin en uğursuzu Şah’a hizmet etsin diye orduya gönderiyordu!

Bu dedikodular Afşin’in büyükbabasının ölümüne kadar zaman zaman belirip tekrar kayboldu ve doğrusunu isterseniz, ne eni konu bir buruk aşk öyküsü yüzünden Meşhed’e yerleşmiş olan yaşlı adama ne de onun ailesine pek bir zarar vermedi. Zaten Ali Mehdi de şahın ordusuna katıldıktan bir süre sonra bambaşka fikirlere kapıldı ve tıpkı Meşhedli Hüseyni hacılar gibi Büyük Keyhüsrev’in ikibin beşyüz yıllık hanedanlığına kafa tutmaya başladı.

Narin’le daha Hava Harp Okulu’nda öğrenciyken, diğer solcu öğrencilerle beraber sık sık ziyaret ettiği Sadık Penahi’nin evinde tanıştı. Narin Tahran’lıydı ve bereket versin Ali Mehdi’ye babasınınkine benzer bir trajediyi yaşatmayacak türde bir aileden geliyordu. Evlendiler, önce Afşin sonra iki çocukları daha oldu. Ali Mehdi, şüphesiz karısını seven bir adamdı, ama kafası her zaman daha büyük düşüncelerle, kalbi hep daha büyük hülyalarla doluydu.

1979 yılının 9 Şubat gecesi Tahran’daki Doşan Tappe Hava üssünde çıkan isyanın başında Ali Mehdi vardı. Şah’ın Ölümsüz Muhafızları üzerlerine gelmeden önce binlerce silahı halka dağıtmayı başardılar. Ali Mehdi’nin hayatının belki de en muhteşem gecesi bu geceydi. Ölümle burun buruna ama tepeden tırnağa yaptığının doğruluğuna inanmış… Aşk nedir diye sorsalar, belki buna bile o geceyi anlatarak cevap verecek denli başı dönmüştü.

Sonraki bir yıl hergün yeni bir olayla, yeni bir çalkantıyla geçti. Böylesine alt üst olan ülkelerde neyin nasıl değişeceğini asla bilemezsiniz. Bir anda iyiler kötü, kötüler iyi olabilir. Sabahtan akşama galipler mağluplara, kahramanlar hainlere dönüşebilir. İran’da da öyle oldu. Ali Mehdi, bir sabah yüzlerce başka hava kuvvetleri subayı gibi vatana ihanet suçundan arandığını öğrendi. Arkadaşlarıyla beraber bir süre gizlendiler, sonunda bir gün artık direnmenin de gizlenmenin de olanaksız olduğu yere varınca, hiç değilse ailelerinin canını kurtarmak için kaçmaya karar verdiler.

Erzurum’un Palandöken sırtlarına yakın bir mahallesinde inşaatı henüz bitmiş bir ev kiralayıp, hepi topu iki üç valize sığacak kadar az olan eşyalarıyla buraya yerleştiklerinde, Afşin henüz on iki yaşındaydı ve ne politikaya ne de aşka dair hiçbir net fikri yoktu. Bildiği tek şey mollalardan kaçtıkları ve bunu Türkiye’de bile kimselere söylememesi gerektiğiydi.

Bayan Gunilla’nın Türk komşusundan nezaketen alıp sonra çöpe döktüğü şekerli çorba, ya da Afşin’in annesi Narin’in de her yıl aksatmadan yaptığı aşura, o yıl sadece bir iki avuç buğday ve biraz nohut konularak Erzurum’da pişirildi. Meşhedli onurlu bir tüccarın oğlu, İran Hava Kuvvetleri’nin seçkin pilotu Yarbay Ali Mehdi’yi ve ailesini hiç bitmeyecekmiş gibi görünen, uzun bir yoksulluk ve sürgün dönemi bekliyordu.

Ve kimbilir, belki de tıpkı Ali Mehdi’nin babasından ve Afşin’in de Ali Mehdi’den aldığı kara gözleri gibi sürgün, sadece bir kaç yıl değil, bir kaç kuşak boyunca sürüp gidecekti.

Bu akşamlık bu kadar. Şimdilik sizi, o gece Afşin’e dinlettiğim dördüncü şarkıyla başbaşa bırakıyorum. Kara gözler, “ochi chernye” diye Rusçasını duymuşsunuzdur belki, bu da İsveççe bir kaydı. 


 

Deli Gaffar’ın Notları tamamen bağımsız bir kişisel blogtur. Hiç bir siyasi grup, medya kuruluşu ya da şirketin desteği olmadan yayın yapar.

Deli Gaffar’ı takip etmek için
Twitter : @DeliGaffar
Facebook : Gaffar Yakınca
Instagram :  deligaffar