Pirelli mi Bilbao İtfaiyesi mi?

Pirelli bu yıl bir sürpriz yapmış...

Pirelli bu yıl bir sürpriz yapmış…

Çalıp çırparak zengin olan işadamlarının, yeterince para bulduktan sonra lacivert takımları giyip “iş etiği” konferansları vermesi gibi Dünya abazanlarının sevimli tekerlekçisi Pirelli de bir tür “feminist” oluvermiş.

Eskiden oto lastikçi, kaportacı, elektrikçi denen esnafın alameti farikası gibiydi duvarına astığı memeli hanım resimleri. Eskiden derken, hayli eskiden, benim çocukluk yıllarımda falan. Kaportacının egsozcunun çıplak modele özel ilgisi nedir tam olarak bilemiyorum, erkek dünyası desen, yatılı okul da askeri birlik de erkek dünyası ama bu iş oralarda pek tutulmuyordu. Zamanla bu “meme gazeteciliği” ortadan kalktı. Türkiye’deki muhafazakarlaşmanın da etkisi vardır mutlaka ama, sanıyorum bu fotoğraflar daha ziyade pornoya erişimin kolaylaşması yüzünden eski popülerliklerini yitirdiler.

Pirelli ünlü takvimini tam olarak ne zaman yapmaya başlamış bilmiyorum ama, bu kültürün bir uzantısı olduğu kesin. Uzun yıllar sadece erkeklerin değil kadınların da alıcısı olduğu bir şeyi, genç ve güzel kadın bedenini, otomobil lastiği gibi bir ürünle birleştirip satmayı başarmış. Buradan şöyle bir sonuca varabilir miyiz acaba: işin ucunda meme varsa neden söz ettiğinizin bir önemi yoktur, aslolan memelerdir!

Herkes için olduğu gibi Pirelli için de zaman değişti. Evet, dikkat edin, memeler için zaman değişti demiyorum, Pirelli için değişti diyorum. İnsan bedenine, erotizme veya pornonun muhtelif biçimlerine ilgi değişmedi. İnsanlar hala en çok bu konularla uğraşıyorlar. İtiraz etmeye kalkmayın sevgili okuyucular, benim blogun istatistiklerini gösteririm, kukulu-pipili yazıların rekor kırdığını görüp mahçup olursunuz. Evet bunlara ilgi değişmedi ama artık, af buyurun, o Roma sütunu gibi bacakları veya Ayasofya kubbesi misali memeleri görmek için Pirelli takvimine ihtiyaç kalmadı. Şimdi bu işlerde en acemi sayabileceğimiz orta yaşlı babalar bile ergen oğullarından kurs alıp Gugıl’a çeştili uzuv isimlerini yazabiliyorlar.

Öte yandan feminist akımlar da güçlendikçe güçleniyor.. “Nedir kardeşim bu kadın bedenini sömürdüğünüz yeter ulan” diyorlar, e doğrusu pek haksız da sayılmazlar. Dikkat buyurun, söz konusu olan Zeki Triko ya da Kom değil. Victoria’s Secret de değil, adam bildiğin kamyon lastiği satıcısı.. Takvimin artık bir işlevi olmadığı gibi onu bir gelenek, bir namus meselesi yapıp memede bacakta ısrar etmesinin de hiçbir anlamı yok.

E iyi de Pirelli ne yapacak? En basit yöntemi bulmuşlar, hem ünlüleri “birazcık” soymuş olacaklar, hem de “kadını seksi kılan bedeni değil zekasıdır” diyecekler. Beni affedin, dünyada kadın/erkek ne kadar gerizekalı varsa bu tip lafları duymaya bayılır. Şüphesiz zekanın da seksapelle ya da çekicilikle bir ilgisi vardır, ama o takvimlerde gördüğünüz şeylerin yerini olağanüstü bir satranç becerisiyle ya da diferansiyel hesaba hakimiyetle dolduramazsınız. Bunlar başka başka şeylerdir. Toplamda hepsinin çekiciliğe bir katkısı mutlaka vardır, ama dedim ya, başka başka şeylerdir.

Zeki kadın mı seksi kadın mı? Zengin erkek mi yakışıklı erkek mi? Güzel bacaklar mı entelektüel karizma mı? Vicdanlı bir kişilik mi yoksa etkileyici ses tonu mu? İyi de kardeşim neden birini seçmek zorunda kalıyoruz? Birincisi bunlar aynı anda aynı kişide olabilirler. İkincisi, “çekicilik” dediğimiz şey o kadar anlık bir algıya dayanır ki böylesi matematiksel analizler yardıma yetişene kadar o kız çoktan 8:15 vapuruna binip Beşiktaş’a geçmiş olur. İnsanlar aşklarını, sevgilerini, ilişkilerini böyle formüllere, böyle sterotiplere göre kurmazlar. O sayılan özelliklerin hiçbirine sahip olmayan kişiler de çok ateşli aşklara muhattap olabilirler, hatta genelde ne kadar kusursuzsanız o kadar bahtsızsınızdır, geleneksel bilgeliğin yalancısıyım!

Pirelli uyanık tabi, ona ne bunlardan? O imajına bakar, kazandığı paraya bakar. Almış ne kadar entel kuntel hanım varsa, ama tabi sadece entel değil, böyle şöhretli falan da olacaklar, basmış parayı, her birini ikna edebildiği kadar soymuş. Tabi ikna ederken sadece parayı kullanmamış, “bakın kadın bedeni üzerindeki önyargıları kırıyoruz, kadını özgürleştiriyoruz” gibi ulvi amaçlardan da söz etmiş.

Anlaşılan o ki hiçbirinin aklına bu amaçlara hizmet etmek için daha verimli yolların da bulunabileceği fikri gelmemiş. E gelmesin ne yapalım, NTV’de CNN’de ana habere bile çıktığına göre Pirelli bu takvim dümeninde başarılı da olmuş. Kadınların özgürlüğü için Yoko Ono’nun yarı cıbıl fotosunu çekiyoruz, belki bu sayede misal Antep’teki kadın köle pazarını dağıtabiliriz.. Hı? Yersen!

Efendim, benim yarım aklım bunları almakta hep güçlük çekiyor. Kendi seviyeme daha uygun bir bahisle kapatayım. Arada bir iş icabı ziyaret ettiğim Bilbao, özellikle sevmediğim bir şehirdir. Ancak her şehir gibi onun da bazı ilgi çekici yanları yok değil. Bilbao Belediye İtfaiyesi’nde çalışan itfaiyeciler her yılın başında bir “itfaiyeci takvimi” basıyorlar. Bu iş zamanla tatlı bir rekabete dönüşmüş, çünkü İspanya’nın kuzeyinde her itfaiye birimi kendi takvimini basmaya başlamış. 2016 takvimlerinin lansmanları şu günlerde yapılıyor. İtfaiyeciler takvim satışından elde edilen geliri hayır işlerine bağışlıyorlar.

Takvim fotoğraflarında ne mi yer alıyor? Bask bölgesinin muhtelif yangın söndürme ekipmanları :) Şaka şaka, buyrun kendiniz bakın takvimde neler olduğuna.

Bu arada Pirelli’ye de bir mesajım var, kardeşim madem kadınlara hizmet etmeyi o kadar istiyorsun, bırak o bayatlamış numaraları şöyle bir civan koleksiyonu yap da hanımlar seni takdir etsin.

bilboa-baby

bilboa-water

bilboa-fireman

bilboa-fire

bilboa-chest


Deli Gaffar’ın Notları tamamen bağımsız bir kişisel blogtur. Hiç bir siyasi grup, medya kuruluşu ya da şirketin desteği olmadan yayın yapar.

Deli Gaffar’ı takip etmek için
Twitter : @DeliGaffar
Facebook : Gaffar Yakınca
Instagram :  deligaffar