Vatansever İslamcılar Kurtuluş Savaşı’nda Neredeydi ?

history of the land - Stainer Chindebvu, Almanya - akrilik, kanvas

history of the land
– Stainer Chindebvu, Almanya – akrilik, kanvas

Türkiye’nin islamcı rejimi ülkemizi koşar adım bir savaşa sürüklerken bizim gibi barıştan yana tavır alanlara karşı da muazzam bir kara propaganda saldırısı sürdürüyor.

Halkın emeğiyle yaratılan silahlı kuvvetlerin, onun alın teriyle, vergileriyle ayakta duran devlet aygıtının Suriye’de beslenen cihadcı yağma ve tecavüz çetelerinin hizmetine sunulmasına itiraz ettiğimiz için “vatan haini” oluyoruz. Komşumuz Suriye’nin toprak bütünlüğü savunduğumuz,  ülkemizin, yurttaşlarımızın güvenliğinin ve geleceğinin tehlikeye atılmasına karşı çıktığımız için “halk düşmanı” ilan ediliyoruz.

Ne derlerse desinler doğruyu söylemeye, bu coğrafyadaki tüm halklar için barışın bayrağını yükseltmeye devam edeceğiz. Çünkü bu iftiralara, bu karalamalara karnımız tok.

İslamcılar tam iki yüz yıldır kendilerini olmadıkları bir şey gibi gösterip ilericilere bu şekilde saldırıyorlar. İşte islamcıların o hiç olamadıkları şeyin adı “yurtsever”dir. Her kalıba uyarlar, mayalarındaki takiyye ve menfaat kültürü sayesinde takamayacakları şapka, girmeyecekleri kılık yoktur, yeter ki o kılığın adı “yurtseverlik” olmasın. Ne kadar zorlasalar da yurtseverlik elbisesi üzerlerinde durmaz, patlayan düğmelerden, sökülen dikişlerden gerçek yüzleri ortaya çıkar.

Bizim yakın tarihimizin en ciddi ve en meşru savaşı kuşkusuz Kurtuluş Savaşı’dır. Buradan baktığımızda kimin ne mal olduğu af buyurun, kabak gibi ortaya çıkar. AKP’nin her provokasyonunda ortaya düşen hokkabazların mayalarındaki fikriyat nedir görmek istiyorsanız kurtuluş savaşı yıllarına bakmanız yeterlidir.

Birinci Kabak : İskilipli Atıf

AKP’cilerin kahramanı, dinci “sanat” camiasının çiğnemeye doyamadığı, mazlum ve mağdur hocabey. Kendisi, istiklal mahkemeleri tarafından idama mahkum edildiği için sadece dincilerin değil, her türden liberalin ve Kürt ulusalcısının da “mazlumlar” listesinde baş köşede oturmaktadır.

Gelin görün ki bu hocaefendinin elim sonunu hazırlayan tavrı iddia edildiği gibi şapkaya ya da yeni harflere muhalefet etmesinden ibaret değildir.  Atıf hoca, bugünkü AKP vb. islamcı kuruluşların atası sayılabilecek Teali İslam Cemiyeti’nin başkanıdır ve bakın işgal sırasında ulusal bir direniş örgütlemeye çalışıp cephede savaşanlara nasıl destek olmuştur! Merhumun imzasıyla yayınlanan bir bildiren alıntı yapalım :

“Mustafa Kemal ve Kuvvayı Milliye maskaraları Yunan askerlerinin önünden kaçıyor. Zavallı saf ve gafil halktan topladıkları askerlere ‘siz burada onlarla savaşın, biz de arkalarını çevirelim’ diyerek sıvışıyorlar. (…) Bu eşkıyaları ve asileri en kısa zamanda bertaraf etmek hepimize farzdır.

Harp yıllarında sizleri cephe cephe sürükleyen ve din kardeşlerinizin suçsuz yere ölmelerine sebep olanlar arasında Mustafa Kemal, Ali Fuat, Bekir Sami gibi zalimler de vardı. Siz bu zalimlerin cinayetlerine daha ne kadar göz yumacaksınız?

Elinize aldığınız bu fetva Allah’ın emridir, Padişah fermanıdır. Sizler bu katil canavarları daha fazla yaşatmamakla mükellef ve görevlisiniz. Bunların vücudlarını külliyen ortadan kaldırmak Müslümanlık için farz olmuştur.”

Yani anlayacağınız, islamcıların ağababası Hoca efendi Yunan ve İngiliz sempatisinde dozu kaçırıp topa biraz hızlı girince bir sakatlık vuku bulmuş. İşin aslı buymuş. Allah taksiratını affetsin.

İkinci Kabak : Sait Molla

Adından da anlaşılacağı gibi kendisi dini bütün bir kardeşimiz, hatta bir molladır. Soylu bir aileye mensuptur, medrese eğitimi görmüş, fetva dairesinde ve adliyede üst makamlarda çalışmıştır.  Bu islamcı ağabeyimiz işgal başlayınca ne yapmıştır? Evet, yanılmadınız, diğer kardeşleri gibi menfaatin olduğun limana doğru yelken açmıştır. İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin kurucusudur. İngilizlerden aldığı paraları isyan örgütlemeleri için Anadolu’daki muhtelif kişilere aktarmıştır. Bu kişilerin aralarında örneğin, Şeyh Said de bulunmaktadır. Bu işler için talimat aldığı İngiliz ajanı rahip Flew’la yazışmaları tam bir ibret vesikasıdır.

Sait Molla’nın hizmetleri bununla da sınırlı değildir, bir süre işgal istanbulunda adliye müşavirliği yapmış ve bu dönemde milli mücadeleye destek vermekten tutuklananlara deyim yerindeyse kan kusturmuştur. Emrindeki tutukevlerini kuvvacılar için eziyethaneye çevirmekte pek mahirdir.

Savaşı Kuvayı Milliye’nin kazanacağı anlaşılınca, diğer islamcılar gibi büyük patrona, İngilizlere sığınmış, adına düzenlenen bir İngiliz pasaportuyla yurtdışına kaçmıştır.

Üçüncü Kabak : Elmalılı Hamdi Yazır

İslamcıların yurtseverlik örnekleri, taze bostandaki  kabaklar gibi parlamaya devam ediyor. Sırada Elmalılı Hamdi Yazır var. Şu meşhur tefsir yazarı imam efendiden söz ediyoruz. Kendisi islamcıların yurtseverliğine gerçekten de mükemmel bir örnek teşkil eder, anlatayım.

General Cemal Karabekir’in işgal ve mücadele yılları anılarını topladığı “Maçka Silahhanesi Hatıraları” kurtuluş savaşının en ilginç belgelerinden biridir. Bakın burada neler yazıyor.

Cemal Karabekir’in çocukluk arkadaşı olan Hamdi Hoca, işgal yıllarında Damat Ferit hükümetinin evkaf nazırıdır. Cemal Bey, geçmiş muhabbetlerine güvenerek, milli mücadeleye destek istemek için arkadaşını ziyaret eder. Yunan ve İngiliz işgalinin fenalıklarını, cephede savaşların asi değil, milletin ve islamın kurtuluşunu isteyenler olduğunu anlatır. Ancak hocanın yanıtı nettir : “azizim Cemal, bu ittihatçı dolabıdır” diyerek kestirip atar. Ona göre cephedekilerin tamamı haindir ve  “hükümetin yapması gereken tek şey orduyu tamamen dağıtmaktır”.

Cemal Karabekir, anılarında bu olaydan “koskoca hoca efendi ittihatçılardan intikam isteği yüzünden bir Ahmet Ağa, bir Hasan Usta kadar olamıyordu” diye üzüntüyle söz eder.

Dördüncü Kabak : Akhisar Vakası

“Gaffar kardeş, bu saydıkların sonuçta şahıslarla ilgili münferit hadiselerdir, islamcıların genelini bağlamaz” diyorsanız, ihtimal bugüne dek hiç bir yerde yazılmamış, benim Akhisar Vakası olarak adlandırdığım, umuma teşmil edebileceğimiz bir kabağı, huzurlarınıza sunalım.

Miralay Bekir Sami (Günsav) Bey, işgal günlerinin başında direniş örgütlemek için paravan görevlerle Anadolu’ya geçen subaylardan biridir. Şu yukarıdaki İskilipli Atıf’ın hakkında ölüm fermanı çıkardığı Bekir Sami var ya hani, işte ondan söz ediyorum. 17. Kolordu kumandan vekili tayin edilerek Ege’ye gönderilir. Anılarında yazdığına göre, Bursa’dan sonra kendisine İzmir’den gelen Albay Kazım (Özalp) Bey de katılır. Uğradıkları yerlerde ileri gelenleri ve mülki yöneticileri Yunan işgaline karşı direnişe ikna ederek yollarına devam ederler.

Akhisar’a vardıklarında gördükleri manzara gerçekten şaşırtıcıdır. Tüm şehir Yunan bayraklarıyla donatılmış, bir yandan terziler harıl harıl bayrak dikerken, diğer yandan müslüman ahali Rum komşularına yaranmaya çalışıyor. Bekir Sami, Kazım Bey ve sonradan onlara katılmış olan Vasıf Bey, önde gelen, hatırı sayılan kişilere gerçekleri anlatırlarsa halkın bu tutumunu değiştireceğini, şehirde direniş hazırlığı başlayacağını umuyorlar. Onlar hareketlenmeden şehrin ileri gelenleri kaldıkları otele geliyor. Önce Bekir Sami Bey bir konuşma yapıyor, ondan sonra Kazım Bey İzmir’in işgali sırasında Türk ve müslümanlara yapılan fenalıkları anlatıyor ve en son Vasıf bey milli duygulara hitap eden coşkulu bir nutuk çekiyor. Özetle, işgal kuvvetlerinin kimseye merhamet etmediğini, vatanı savunmak gerektiğini anlatıyorlar. En son Vasıf bey sözlerini “sizi Allah yolunda cihada davet ediyorum” diye bitiriyor.

Bundan sonra ne oluyor biliyor musunuz? Şehrin en önemli kişisi olduğu anlaşılan bir hoca efendi söz alarak aynen şöyle diyor : “Efendim, bizler hükümete bağlıyız. Hatta yarın Yunanlılar buraya geldikleri zaman bugün buradaki görüşmemiz bile bizim için bir felaket sebebi olacaktır. Namus, din, vatan ve ırzı hükümet düşünsün. Bizim alnımıza ne yazıldıysa biz ona razıyız…”

Akhisar Vakası’nın Bize Öğrettiği

Akhisar’da yaşanandan çıkarmamız gereken sonuç şudur : halkın bir işgal kuvveti karşısında korkması ve savaştan kaçınması olağandır. Dünyada hiç bir millet genetik olarak “kahraman” değildir. Ancak ve ancak bir toplumun ileri gelenleri o milleti kahramanca ya da değersiz işler yapmaya ikna edebilirler.

İşte Anadolu’nun işgali ve Kurtuluş Savaşı sırasında bu “ileri gelenler içinde iki kısım insan” sık sık su koyvermiştir : bunların birincisi şehirin tüccar kesimi, her kentte her kasabada iktidara ortak olmuş olan tefeci-bezirgan takımıdır. Çünkü bunlar her dönemde kendi kazançlarına, karlarına bakarlar, gelene ağam gidene paşam derler.

İkinci kısım insansa işte bu molla takımı ve islamcılardır. En evvel, bu adamlar birinci kısımdaki tefeci-bezirganlarla iç içe geçmiş durumdadırlar, ikincisi ve daha önemlisi memleketin bağımsız olmasındansa İngiliz ya da Yunan işgali altında olmasını evla bulmuşlardır. Çünkü, Kurtuluş savaşını örgütleyenler ta 1908’den beri düşman oldukları ilericilerdir ve bunlar kazanırsa, Allah korusun saltanatı hilafeti kaldırıp memlekete dinsizlik idaresi cumhuriyeti falan bile getirebilirler. Nitekim, biliyorsunuz, bu öngörülerinde haklı çıkmışlardır. Vatana onlar ihanet etmesin de kim etsin?

Şimdi yakın tarihimizde pırıl pırıl sırıtan bu dört güzel kabak vasıtasıyla utanmadan bizim yurtseverliğimizi sorgulayan bu alçaklara temiz bir yanıt vermiş oluyoruz. Ama bir noktanın yanlış anlaşılmaması gerekiyor, Kurtuluş Savaşı’mıza bazı hocalar, mollalar ve hatta islamcılar da katılmıştır. Ancak bunların sayıları gerçekten azdır, bugünkü islamcıların fikri ataları -tıpkı kendileri gibi- emperyalist işgal karşısında çok kötü bir sınav vermiştir. Mehmet Akif gibi istinalarsa mahallenin namusunu kurtarmaya yetmemektedir.

Bunun için bize vatan savunması, yurtseverlik, birlik beraberlik, fedakarlık vs konusunda en son ders verecek olan işte bu ABD patentli islamcılardır. O yıllarda, vatan işgalcilerin çizmeleriyle ezilirken, İslamcılar ve Avrupa kırması liberaller ellerini ovuşturup yağlı bir kapı kovalamakla meşguldü. Kurtuluş savaşına başlayan da bitiren de bizim cenahtır. Vatanın da halkın da ve hatta dinin de namusunu kurtaran yine onlardır, İslamcıların ölesiye nefret ettiği kurucu kadrolardır.

Bugün yurdumuz yine böyle bir tehlikeyle karşılaşacak olsa kıçına perde dolayan o sahte kahramanların yerinde yeller eseceğini, onların en hamasi nutukları atan ağababalarınınsa soluğu Avrupa’da ABD’de ya da belki eskiden olduğu gibi işgalcilerin eteklerinde alacağını biliyoruz. Eğer vatanın savunulması gerekecekse, sizden gelecek hayır Allah’tan gelsin, biz o işi kendimiz hallederiz. Yalnız kiminleneyin pazarlığını yaptığı belli olmayan bir şebekenin çıkarlarını da bize “vatan” diye yutturmaya kalkmayın, yemeyiz.


Deli Gaffar’ın Notları tamamen bağımsız bir kişisel blogtur. Hiç bir siyasi grup, medya kuruluşu ya da şirketin desteği olmadan yayın yapar.

Deli Gaffar’ı takip etmek için
Twitter : @DeliGaffar
Facebook : Gaffar Yakınca
Instagram :  deligaffar