Kendi Halkına Sövmenin Tuhaf Lezzeti !

Entellektüel - Bernard Rangel , İngiltere- Kağıt üzeri akrilik ve mürekkep

Entellektüel – Bernard Rangel , İngiltere- Kağıt üzeri akrilik ve mürekkep

En sevdiğimiz rahatlama yöntemlerinden biri, seçim vesilesiyle bir kez daha çıktı tedavüle. Kahvedeki adam için çaresizliğin işaretidir. “Bu millet adam olmaz” diyerek aslında kendisinin de adam olmaya gücünün yetmediğini itiraf eder.

Okumuşlarda ise vaziyet biraz farklıdır. Doğu’nun okumuşu -ne okumuş olursa olsun- kendini adam olmuş kabul eder. Daha ötesi, başkalarını adam etme sorumluluğunu da ruhunun ta en derinlerinde hisseder. Demek istediği şudur : ben adam oldum da bu hıyarları adam edemiyorum, bu milleten bir cacık olmaz.

“Bu millet adam olmaz” düzeyinden başlayıp “bunlar bir torba makarnaya oyunu satan dangalaklardır” tespitine hatta oradan “kahrolsun sarı saçlı teyzeler” sloganına uzanan analiz çizgisi, fevkalade coştuğu anlarda işi milletin anasına avradına küfür etmeye kadar da vardırabilir.

Bu zirveye genellikle seçim sonuçları açıklandığında, milli bayram kutlamaları sırasında ya da büyük bir felaketin hemen ertesinde ulaşılır.

Gerizekalı Türkler (ya da Kürtler) yine AKP’ye oy vermiştir, dangalak Türkler sanki bir bok olabilmişler gibi hamasi sözlerle övünüp bayram kutlamaktadır, bizim aptal halkımız gidip dere yatağına ev yapmıştır…

Sakın ola bu işin sadece solcularla sınırlı olduğunu sanmayın. O sıra kaybeden tarafta kimler varsa millete en büyük öfkeyi de onlar duyarlar. Mesela bu işin en önemli örneklerinden biri Cemil Meriç’tir.

O kadar küskündür ki laf anlatmaya çalıştığı halka “kimin için yazıyorsun, domuzlar kutsal kitaptan anlamaz ki” diye not düşer defterinin başına. Düşünceleri toplumda karşılık bulmadığı için kırgındır. “Her büyük adam içinde yaşadığı cemiyetin üvey evladıdır” tespitiyle ifade etmeye başladığı kırgınlığı zamanla kızgınlığa dönüşür ve iş halkına “domuzlar” demeye kadar varır.

Esasen ilk tespiti doğrudur ve bugün neredeyse tüm solcu düşünürler için de geçerlidir. Toplum bu büyük insanlara üvey evlat muamelesi yapmakta, köylü kurnazlarını, üçkağıtçıları, kabadayıları ödüllendirirken bu insanları itip kakmaktadır.

Tespit doğrudur ama bu işte bir başka temel sorun vardır : büyük adam kimdir ? Kime büyük adam denilebilir? Cemil Meriç’i tenzih ederek söylüyorum, Türkiye toplumunda kendini büyük adam zanneden -afedersiniz- bol miktarda “büyük hıyar” bulunmaktadır. Soldan olsun, sağdan olsun bu hıyarlar önce kendilerine “büyük adam” sıfatını yakıştırır, sonra da kendi büyüklüklerini göremeyen halka verip veriştirmeye başlarlar.

Oysa birincisi büyüklük sizin kendi kendinize veridğiniz bir ünvan değildir, olamaz. Bu işte az veya çok başkalarının da onayı gerekir. İkincisi dünyanın bütün milletleri üç aşağı beş yukarı aynı kumaştan yapılmadır, bu vurdumduymazlık, bu kadir kıymet bilmezlik sizin halkınıza özgü değildir.

Gelin görün ki başka memleketlerin aydınları -her ne hikmetse- gördükleri her fenalığı kendi halklarının ahmaklığına, kötü ruhuna falan bağlamamaktadır. Çünkü çok basit bir doğruyu bilmektedirler : kendileri de içinden çıktıkları o toplumun bir parçasıdırlar ve olumsuzluklar için şikayetlenip öteyi beriyi suçlamaktansa fildişi kuleden sahaya inmek, birlikte düzeltmeye çalışmak evladır.

Bu hastalıklı durum, yani Türklerin ve Kürtlerin konuşurken kendi uluslarına hakaret etmeleri Ortadoğululuğun getirdiği derin bir psikolojik bozukluk işaretidir. Çünkü bu biçimde, aşağılık kompleksiyle malul, yaşadığı ülke/toplumla ilişki kurmakta sorunları olan insanlar tüm kötülükleri genele teşmil ederek rahatlarlar.

Beri yanda ise bütün ulusların kot giydiği, Ay-fon kullandığı, tivit attığı yani kültürel olarak tekleştiği bir dünya vardır. İşyerinde, evinde, düğününde, cenazesinde birbirinin aynısı haline gelmiş, Batı kapitalizmi neyi pazarlarsa onu kutsal belleyen böylesi bir dünyada ulusal aidiyetin etkisi ne olabilir, ne kadar olabilir? Doğrusu, insan şuuru büyük oranda ekonomik koşullarla ve eğitimle şekillenir, üstüne bir de siyaset ve para tarafından maniple edilebilir. Ulusal aidiyet, önemsiz bir kavram olmamakla beraber, bunların yanında etkisi zayıftır.

Değiştiremediği toplum ya da değiştiremediği düzen yüzünden kendi ülkesinin insanına küfür eden kişinin düşüncesi aslında en çok milliyetçilerle uyum içindedir. Her ikisi de dünyayı uluslardan müteşekkil algılar. Oysa dünyada herşeyden önce işçiler/patronlar, zenginler/yoksullar, emperyalistler/mazlumlar vardır. Masa böyle kurulur. Bu asgari bilgiyi esgeçen insandan aydın, solcu, demokrat, ilerici vs. değil liberal bile olmaz. Düşüncesi de şahsiyeti de çöptür.

Ben aydınım ya da ben yaşadığım toplumun dönüşmesine ilerlemesine katkı koyacağım diyen insan, işe ilkin o toplumla, yani keni halkıyla barışmakla başlar. Barışmak dediğim tabii ki binlerce yılın biriktirdiği bütün o saçma gelenekleri kabul etmek değildir, barışmak en önce insanlarla barışmak, onların insalık durumuna saygı duymaktır. Kendi coğrafyasına, kendi halkına saygı duymayan insan başkalarına da duyamaz, yaşamını kötücül bir nefret üzerine inşa eder.

Türkiye’nin son döneminde hızlı bir yükseliş yaşayan küçük burjuva muhalifliği içinde böylesi tehlikeler barındırıyor. Sosyal mecralarda hiç bir kriter gözetmeksizin konuşan eğitimsiz (evet basbayağı cahil) insanlar ülkenin insanına küfür etmeyi, onu aşağılamayı bir marifet gibi pazarlıyor.

Eğer gerçekten “bu ülke yaşanacak bir yere dönüşsün” diyenlerdenseniz, size buradan ekmek çıkmaz. Çünkü bilimsel düşünce ve aklın rehberliği olmayan yerde bırakın ilericiliği, aydınlanmayı, ot bile bitmez. Bizim nazarımızda soyut bir kavram olarak halkı sevmek, halkı yüceltmek, ona olmayacak olumlu özellikler vehmetmek ne kadar boşsa ondan nefret etmek, onu aşağılamak da o kadar saçma olmalıdır.


Deli Gaffar’ın Notları tamamen bağımsız bir kişisel blogtur. Hiç bir siyasi grup, medya kuruluşu ya da şirketin desteği olmadan yayın yapar.

Deli Gaffar’ı takip etmek için

Twitter : @DeliGaffar

Instagram : deligaffar

Facebook : Gaffar Yakınca