“Adamlar Yapmışlar Abi” ve Cumhuriyet

The Flag - Rami Alhajali, Lübnan - Mürekkep çizim

The Flag – Rami Alhajali,
Lübnan – Mürekkep çizim

Takip edenler bilirler, ekmek parası derdine sürekli seyahat ederek geçen bir hayatım var. Avrupa, Akdeniz ve Ortadoğu’da hemen her ülkeyi gördüm, içlerinde dünyanın en gelişmiş batı memleketleri de vardı, “bu insanlar hangi çağda yaşıyor” diye hayret ettiğim geri kalmış ülkeler de.

İleri Batı ülkelerini görenler genellikle oraların gelişmişliğinden etkilenirler. Hele bir de bizimki gibi üç yüz yıllık sorunlarını aşamamış, aynı geri kalmışlığın içinde debelenip duran bir ülkeden geliyorsanız… Eğer Batı Avrupa’dan Türkiye’ye uçan bir uçaktaysanız sizin gibi dönüş yolunda olan turist hemşehrilerinizin sohbetlerine kulak kabartın, ne dediğimi anlarsınız. Gezi sonrasının gündemini tek bir cümle belirler : “adamlar yapmışlar abi…”

Doğu’nun devrimcileri : bin yılı on yıla sığdırmak

Görünen köy kılavuz istemez, Batının gelişmişlik düzeyini, oradaki yaşamın çok daha insani, çok daha güvenli ve çok daha sağlıklı olduğunu inkar edemeyiz. Gördüğüm manzara benim de kafamda hayranlık ve hayret uyandırır, ancak benim hayranlığım Batılılardan daha çok onların bin yılda yaptığını bir kaç on yılda yapmaya çalışan Doğulu devrimcilere duyduğum hayranlıktır.

Tabii ki akla ilk Lenin, Atatürk, Mao, Enver Hoca, Tito, Stalin, Ho Chi Minh ve Sukarno gibi isimler geliyor. Bunlara Latin Amerika’dan Castro’yu ve Chavez’i, Afrika’dan Nkrumah’ı ekleyebilirsiniz. Bu insanların ortak özelliği (batılıların onları “zalim diktatör” diye lanetlemesini saymazsak eğer) neredeyse orta çağ koşullarında devraldıkları, iliklerine kadar sömürülmüş ve yıkılmış ülkeleri son derece kıt kaynaklarla az-çok insani bir düzeye taşımış olmalarıdır.

Batı medeniyeti ta Eski Yunan ve Roma’dan beri üç bin yıllık bir kuruluş süreci içindedir. Bunca zamandır hep aynı toprakta, göç etmeden, istila ve yağma görmeden yaşamakta, gelişme adına attığı her adım ona kalıcı bir mevzi kazandırmaktadır, deyim yerindeyse “taş üstüne taş koymaktadır.”

Şüphesiz Avrupa da çok büyük felaketler görmüştür, ancak gelişmenin dinamosu hiç bir zaman durmamış, Yunan’ı Roma, Roma’yı Rönesans, Rönesansı Protestan ahlakı ve onu da sanayi devrimi takip etmiş, Batı dünyası beslenme, sağlık ve eğitim problemlerini binlerce yıla yayılan bir çaba ve birikimle çözmüştür. Misal, bugün Roma’da iki bin yıldır kullanılan bir apartman dairesi kiralayabilirsiniz, Bolonya Üniversitesi bin yaşındadır, Uppsala’da dört yüz yıldır botanik bilimi yapılmaktadır, Roma’nın 12 Levha Kanunları İsa’dan önce 450, Magna Carta ise 1215 tarihlidir.

Özellikle 16. yüzyıldan itibaren Dünya’daki güç dengesi Batı lehine değişmiş, coğrafi keşifler ve sömürgecilik sayesinde Avrupa’ya akan muazzam kaynaklar Batı medeniyetinin neredeyse bin yıllık geleceğini garanti etmiştir.

İşte bunun için, hayret edilmesi gereken şey Avrupa’nın neden bizden bu kadar ileride olduğu değil, nasıl olup da bizim diğer Doğu ve İslam toplumlarının bu denli önüne geçmiş olduğumuzdur. Orta Doğu’daki geriliğe ve kan gölüne bakacak olursak ülkemizi Batıyla kıyaslayabiliyor olmak bile hayli önemli bir aşamadır.

Aynı şekilde bir kaç yıldır sokaklarımızda patlayan bombalara değil,  bunca kışkırtmaya rağmen nasıl olup da bin etnik parça halinde savaşa tutuşmadığımıza şaşırmamız gerekir.

Batının kölelerini Doğu’nun yurttaşlarına dönüştürmek

Batılılara kalsaydı bizler, dünyadaki tek işlevi onlara hizmet etmek olan, ortaçağ düzeyinde bir yaşama layık köleler olarak kalacaktık. Gelin görün ki 1917 gibi, 1923 gibi, 1944 gibi devrimler, Batının üç yüz yıllık sömürge tezgahını parçalayıp köleleri insan derekesine çıkardı.

Batılıların Doğu toplumlarını birazcık olsun ilerleten liderlere kadim düşmanlıkları, nefretleri bundandır. Tersinden, islamcıları sevip saymaları desteklemeleri de yine aynı sebeptendir. Doğunun talanına devam edebilmelerinin tek yolunun bizim geri kalmışlığımızdan geçtiğini bilirler ve bu işi en iyi islamcıların yapacağından da emindirler.

AKP rejimi arkasında Batılıların desteğiyle, cumhuriyet sayesinde belki yüz, iki yüz yıllık bir sıçrama yapmış olan toplumu, var gücüyle yeniden orta çağ karanlığına doğru itiyor; üstelik bunu on üç yıldır muazzam bir iç ve dış destekle yapıyor. Anımsayın, bu korkunç geri sıçrama hamlesine kimler destek vermedi ki : Avrupa Birliği, ABD, cemaatler, liberaller, sözde solcular, ordunun komutanları, Kürt ulusal hareketi, iş adamları, bugün güya muhalif olan basın kuruluşları, gazeteciler, sanatçılar, aydınlar…

Öte yandan, bunca yıl süren bu korkunç baskıya rağmen, ülke hala esir alınabilmiş değil, toplum hala diz çökmüş değil. Aksine, Türk toplumu geleceği ile ilgili hiç olmadığı kadar duyarlı ve aktif. “Bunun sebebi nedir” diye soracak olursanız, size “laik cumhuriyet ve onun yetiştirdiği nesillerden başka bir sebebi yok” diye yanıt veririm.

Daha güzel ve daha sağlam bir cumhuriyeti, yeniden kurabilmek dileğiyle cumhuriyet bayramınızı kutluyorum ve gelişmiş bir batı kentine gittiğinizde sadece oranın güzellikleri hakkında değil, “adamların bin yılda yaptığını nasıl olmuş da biz elli yılda yapmışız” bunun üzerine de düşünmenizi diliyorum.

— // —

Deli Gaffar’ın Notları tamamen bağımsız bir kişisel blogtur. Hiç bir siyasi grup, medya kuruluşu ya da şirketin desteği olmadan yayın yapar.

Deli Gaffar’ı takip etmek için

Twitter : @DeliGaffar

Instagram : deligaffar

Facebook : Gaffar Yakınca