Nobel’le Su Üstüne Çıkan Çirkinliklerimiz

DNA - Žilvinas Gaižauskas - Litvanya - Yağlı boya, kanvas

DNA – Žilvinas Gaižauskas – Litvanya – Yağlı boya, kanvas

Memleketimizin bir çocuğu, Aziz Sancar hoca Nobel Kimya Ödülü’ne layık görüldü, hiç abartmadan söylüyorum bu son on yılda başımıza gelen en güzel şeylerden biridir.

Evet daha önce de bir Nobellimiz var, ona da sevinmiştik, ama bilim alanında Nobel almak bambaşka bir nitelik taşıyor. Edebiyat ve barış dallarında kulislerin, politik faaliyetlerin ve mesajların önemi çok daha fazla. Edebiyat ödülü eğer bir doğuluya veriliyorsa mutlaka batılıların düşüncesine az ya da çok hizmet eden bir doğuluya verilir, bu değişmez bir kuraldır.

Misal, bu yılın edebiyat ödülünün sahibi Svetlana Aleksiyeviç, tam da Avrupalıların istediği türde bir Rus (ya da Beyaz Rus)’tur. Nobel’e giden yolda en önemli performansını geçen yıl Ukrayna krizi konusunda Rusya’yı sert bir dille kınayarak göstermiştir. Madian’daki faşistlere ya da ülkeyi iç savaşa sürükleyen AB’ye, ABD’ye tek söz etmeyen Svetlana hanım Batılılar için deyim yerindeyse “tadından yenmez” bir sömürge aydınıdır. Tıpkı bizdeki Orhan bey gibi. Anımsarsanız o da ödül yolunda böylesi kritik bir çıkış yapmış “Türkler şu kadar milyon Ermeni’yi ve Kürt’ü kesti” demişti. Bu beyanların doğruluğu/yanlışlığından öte tam da o anda Batılıların duymak istediği şeyler olduğuna dikkat etmek gerekiyor.

Barış ödülünü ise hiç söylemiyorum, Henry Kissinger, Jimy Carter, Obama ve Avrupa Birliği gibi tescilli işgalcilere verilmiş bir ödül ne kadar barışı temsil eder varın siz düşünün.

Evet edebiyat ve barış ödüllerinin reklam edildikleri kadar meşruiyetleri yoktur. Ama bilim ödülleri -genellikle-  politik hesaplardan uzak oldukları için gerçekten ciddi bir başarıyı ifade ederler. Onun için Aziz Sancar’ın başarısı öyle böyle bir başarı değildir.

Lakin heyhat, magazinciliğin ve sosyal medya fenomenciliğinin elinde esir kalmış, eğitimi dibe vurmuş, neredeyse tüm zihni melekeleri dumura uğramış memleketimizde bu olayın öneminin kavrandığına dair işaretler öylesine az ki. Nuri Bilge Ceylan Altın Palmiye aldığında, Orhan Pamuk Nobel edebiyat ödülü aldığında yer yerinden oynuyordu, ne yazık ki bu ilginin onda biri bile Aziz Sancar’dan esirgeniyor. Bilim deyince aklına elindeki cep telefonu gelen, başarıyı zengin olmak olarak algılayan, futbolla, magazinle, sosyal medya dümenleriyle aklı çalınmış, paradan, güçten ve şöhretten başka bir hedefi olmayan zavallı halkımız önüne gelen enfes yemeklere mel mel bakan bir gerizekalıyı andırıyor. Hoşaflı ve eşekli benzetmeyi yapmaktan ben hicap duyuyorum ama durum bundan pek de farklı görünmüyor.

Batı küstahlığı: Nobel’i bırak, ırkını söyle.

Bu manzaradan daha vahim olansa memlekette aydın bellenenlerin içine düştüğü durum. Anlı şanlı üniversite hocaları, Nobeli, kimyayı, tıbbı, bilimi bir yana bırakmış ajansların Aziz Sancar’a “Türk bilim insanı” demesine takılıyor. Bu tip tuhaflıklarıyla maruf bir isim, Ayşe Hür “Aziz Sancar’dan “Türk bilim adamı” diye söz edenlerin  bildiği mi var,yoksa Türkleştirme refleksi mi?” diye yazıyor, Sancar’ın “ben Türküm, anadilim de Türkçe” beyanı üzerine T24 koşa koşa HDP mebusu Mithat Sancar’a gidip “ana dilimiz Türkçe değil Arapçadır” açıklaması alıyor.

Şu rezilliğe şu kepazeliğe bakın.. Türkiye aydını öylesine sefil bir hale gelmiş durumda ki bu sorunun bizatihi kendisinin bir ayıp olduğunu, bir skandal olduğunu bile kavrayamıyor. Nitekim gelen tepkiler üzerine Ayşe Hür “ben sadece soru sordum ne var bunda” diyor, ne kadar sinsice, ne kadar ucuz! T24’ün muhabiri, editörü falan hiç bir utanma duymuyor; bu yazıyı okuyorsa da büyük ihtimalle “ne var canım bunda eni konu soru soruyoruz, gazetecilik yapıyoruz…” diyor. Koskoca hukuk profesörü olmuş Mithat Sancar kendisine yöneltilen bu soruya “neden bununla ilgileniyorsunuz, bunun ne önemi var, bu başarı karşısında soracak bula bula bunu mu buldunuz” diyemiyor… Solcu yayın organları, internet siteleri bu konuda tek satır kalem oynatmıyor, Aziz Sancar’ın batılı yayın organlarına tepkisini haber bile yapmıyor!

Türkiye aydını, Türkiye solcusu, Türkiye liberali, her biri eline bir kepçe almış aynı herzeyi kaşıklamaya koşuyor… Aziz Sancar’ın bu memlekette barınamamış olmasının bir sebebi de bu korkunç düşünce iklimi olmasın sakın?

Kendi halkına, kendi insanına sömürge ahalisi gibi yaklaşan bir kafayla karşı karşıyayız. Devşirilmiş müstemleke aydını kafası işte budur. Bu insanların ağzı, yaklaşımı, refleksleri bize sömürdüğü hayvanlarmış gibi bakan bir batılınınkinden, bir oryantalistinkinden farklı değil. Bakın BBC de röportaj için Aziz Sancar’ı aradığında ilk sorduğu soru milliyeti oluyor. Sancar buna tepki gösteriyor “Bana ‘Arap mısınız, kısmen mi Türk’sünüz’ diye sorarak saygısızlık yaptılar. BBC’ye söyledim, ‘Arapça konuşmuyorum, Kürtçe konuşmuyorum, ben Türküm’ ”

DNA’nın kendi kendini onarmasının yolunu bulmuş, insanlık tarihini değiştirecek muazzam bir buluşa imza atmış bir bilim insanıyla röportaj yapacaksınız ve aklınıza ilk gelen şey onun ırkı olacak! Sanki hayvan pazarında satılan Holştayn ineğini tanıtıyorsunuz, tam bir terbiyesizlik, katıksız bir hakaret.

Düşünün bakalım bir, o BBC muhabiri Nobel ödülü alan bir Alman’ı arasa “Leh misiniz, kısmen mi Almansınız” diye sorabilir mi? Ya da misal bir Fransız bilim adamına “Bröton musunuz, kısmen mi Fransızsınız” gibi saygısızca bir soru sorulabilir mi? Sorulamaz, BBC’nin CNN’nin o kokuşmuş zihniyetli habercileri bu küstahlıkları batılılara yapamazlar, bu terbiyesizlikler doğululara karşı yapılır. Çünkü doğulular bilim insanı olamazlar, olsalar bile onlar bilimdeki başarıları ile değil numaralandırılmış hayvanlar gibi etnik kimlikleriyle anılmalıdır!  BBC, CNN ve onları yaratan, besleyen sömürgeciler rahat olsunlar Türkiye’de de bol miktarda temsilcileri, onlara kiralanmış sağdan-soldan bol miktarda kafa var.

Gururlanmalı mıyız, utanmalı mıyız?

Sürekli olarak vurgulanan bir başka olgu Sancar’ın yoksul bir aileden gelmesi. Şüphesiz bu önemlidir, ancak bu başarıyı sadece bir bireyin olağanüstü çabasına indirgemek gerçeği görmemizi engeller. Evet Sancar, olağanüstü başarılı, olağanüstü zeki ve çalışkan bir insandır. Sadece bu haliyle bile göğsümüzü kabartabilir, ama onun böylesi büyük bir başarıya imza atmasını sağlayan aynı zamanda kendisine sağlanan araştırma olanakları, gösterilen itibar ve ihtimamdır.

Bilimin bu denli aşağılandığı, bilimsel çalışmaya doğru düzgün kaynak ayrılmayan, akademinin partizanlık üzerinden şekillendiği, tüm kritik kademelere cemaatçilerin ve islamcıların getirildiği, hocaların hapse atıldığı bir ülkede istediğiniz kadar zeki ve çalışkan olun, nereye kadar ilerleyebilirsiniz?

Dolayısıyla Aziz Sancar’ın başarısı bizim için gurur kaynağı olduğu kadar utanç kaynağıdır da. Her yıl kim bilir kaç Aziz Sancar imkansızlıklar ve baskılar yüzünden bu ülkeyi terk edip gitmektedir, kaderimizi değiştirecek kaç beyin batılılar tarafından çalınmaktadır? Çalınmaktadır diyorum evet, çünkü doğunun talanının yeni biçimi budur, yüzyıllar boyu doğal kaynakları ve emeği sömüren emperyalistler artık ekmek gibi su gibi yaşamsal bir kaynağı, yaratıcı insan beynini yağmalamaktadır.

Ölü yıkama bilgisini herşeyin üstüne koyan bir devlet başkanı ve yönetimine referans olarak dini alan bir hükümetle buna engel olamazsınız. Bilimsel çalışmaya ayırdığınız paradan çok daha fazlasını din işlerine ayırarak buna engel olamazsınız. Siz camiler, imam okulları, kuran kursları yaparken batılılar laboratuvarlar açmaya, bilim insanlarına kaynaklar tahsis etmeye devam ederler ve aranızdaki fark kapanmak şöyle dursun, gün geçtikçe daha da büyür. AKP ile sınırlı olmayan İslamcılık dehlizi sizi karanlıklarına çekmeye devam eder. Bakın ne acıdır, memleketin çocuklarını zifiri karanlığa mahkum eden 4+4+4 yasasının altında sadece AKP’lilerin değil, ülkenin en solcusu en ilericisi olduğunu iddia eden kimilerinin de imzaları vardır.

Ancak, bütün bu olumsuzluklar aynı zamanda muazzam fırsatlara da işaret etmektedir. Yurt dışında, yurt içinde bir şeyler üretmek, insana ve doğaya katkıda bulunmak için çabalayan sayısız Türk için Aziz Sancar başlı başına bir gurur ve motivasyon kaynağıdır. Onun öyküsü çok kıymetli, çok heyecan verici, çok başdöndürücü ve bir o kadar da öğretici bir öyküdür. İnsanımıza bilimin ve bilimsel gelişmenin önemini göstermek, bunu başarmanın tek yolununsa herkes için laik, bilimsel ve parasız eğitimden geçtiğini anlatmak için bundan daha güzel bir öykü olamaz.

— // —

Deli Gaffar’ın Notları tamamen bağımsız bir kişisel blogtur. Hiç bir siyasi grup, medya kuruluşu ya da şirketin desteği olmadan yayın yapar.

Deli Gaffar’ı takip etmek için

Twitter : @DeliGaffar

Instagram : deligaffar

Facebook : Gaffar Yakınca