Opera Çıkmazımız ve Oy Hesapları

Il Risveglio dei Sogni - Alessandro Bellucci - Yağlı boya, kanvas

Il Risveglio dei Sogni – Alessandro Bellucci – Yağlı boya, kanvas

En sevimsiz bulduğum komikliklerden biridir. İşte efendim Erzurum’a mı Van’a mı artık nereye ise bir opera gelmiş, temsilin sonunda bir amcaya sormuşlar “nasıldı” diye, o da  “Erzurum Erzurum olalı böyle zulüm görmedi!” demiş. Beni az çok tanıyorsunuz, aslında hayatı tiye almayı seven biriyim, ancak bu tip espriler bana komik olmaktan ziyade acıklı geliyor, canım yanıyor.

Bir halk, dünyanın tüm medeni ülkelerinde neredeyse 500 yıldır icra edilen ve üstelik artık genel anlamda  “kendi halinde bir sanat dalı” olarak görülen operayı neden zulüm olarak algılar? Erzurum’da hiç opera sahnelenmiş midir bilmiyorum ama ihtimal böylesi bir konuşma hiç olmamıştır. Esprinin mantığı, insanların kendi kültürlerine çok yabancı bir kültür ürününe verecekleri varsayılan tepkiye dayanmaktadır. Tamam, opera halkımıza yabancıdır, peki misal yeniyetme popçuların tuhaf şarkıları ya da örneğin İbrahim Tatlıses’in türkülerin üsulünü paramparça ettiği icrası çok mu tanıdıktır? Çocukluğumda anımsıyorum, mesela Harput’ta bir türküyü usule aykırı, arabeskleştirerek okursanız ikinci bir geceye davet edilmezdiniz. Demek ki Demet Akalın’ın tuhaf zıplamaları, Tilbe hanımın canhıraş bağırmaları ve Tatlıses gibi adamların arabesk-türküleri de basbayağı bu kültüre yabancıdır!

Yetmedi mi? Başka yabancı şeyler de sayabilirim, örneğin sadece zenginlerin trajedilerini anlatan dizi filmler, Acun beyin vahşi rekabete dayanan yarışmaları, her türlü utanma duygusundan arınmış evlilik programları, devletin başındaki adamların kabadayı kabadayı konuşmaları… Bunlar? Doğrusu bunlar de bize pek tanıdık şeyler değildi, ama son yirmi yılda kafamıza vurula vurula tanıdık hale getirildi. Üstelik kimse bu saçmalıklarla ilgili alaycı fıkralar üretmedi.

Sanata karşı bir sanat politikası!

Her devletin bir kültür-sanat politikası var. Bizdekinin ana ilkesi neredeyse yetmiş yıldır “kafana göre devam et” şeklinde tarif edilebilir. Eğitimine sağlığına bile sadece para gözüyle bakan, halkın hizmet almasını, memleketin ilerlemesini zerrece önemsemeyen adamlardan ne beklersiniz? Evet, bu ülke konserlerde horul horul uyuyan kültür bakanları gördü. Restorasyon adı altında plazaya çevrilen tarihi yapılar, depolarda çürüyen sanat eserleri ve tabii ki kapatılan opera binaları gördü. Hem de çok başarılı bulunan, şimdinin muhalifi sözde “solcu” bir bakan zamanında!

Beyefendinin tek vasfı sosyal demokratları satıp AKP’nin sol vitrinini kuran kişi olmasıydı ama iki dönem bakanlık yaptı. AKP’nin bakanı Ertuğrul beye kalırsa AKM çok daha iyi bir biçimde açılacaktı! Buyrun durum ortada. Daha fecisi ise şu: konu binaların açılıp kapanması değil, bundan çok daha boyutlu ve çok daha vahim. Şimdi aramızda muhalif pozlarda dolanan kaç kişi niteliksiz işlerini “solcu” Ertuğrul bey zamanında bakanlığın yardım bütçelerine soktu? Kimler AKP’nin bakanından, bakanlığından çeşitli biçimlerde “sanat rüşveti” aldı? Gazetelerde, tivıtırlarda, feysbuklarda mangalda kül bırakmayan kimi isimlerin yediği herzeleri açıklasak insan içine çıkacak yüzleri kalır mı acaba?

Bu nokta önemli. Neden önemli biliyor musunuz, devletin uzun dönemli bir kültür politikası yok belki ama onun yerine iktidardaki siyasi partilerin “tercihleri” var. E, AKP kadar güçlü bir partinin tercihleri de bugüne dek gördüklerimizden çok daha güçlü oldu. Ortamların en solcusu yazarlar, sanatçılar, yapımcılar bakanlığın desteğini alabilmek için yapıtlarında “küçük” ayarlamalar yaptılar. Hatta bazıları kraldan çok kralcı olduğundan her işi bırakıp kendini AKP’lilere beğendirmeye adadılar. Bunu yapmayanlara ise hiç de kibar olmayan biçimlerde kapı gösterildi. İslamcılarda öylesi bir nezaket yok tabi, işerine gelmeyen temsilleri iptal ettiler, sanatçıları, oyuncuları işten attılar. Opera ise komple lanetliydi, alay konusuydu, heykelle birlikte islamcıların iki büyük düşmanından biriydi.

Operaya “zulüm” demeyen taşralılar

Ben taşrada büyüdüm. Hayatımda ilk kez operaya gittiğimde 13 yaşında bir yatılı okul öğrencisiydim. İstanbul’daki hemen tüm yatılı okullar öğrencilerini AKM başta olmak üzere gösteri merkezlerine, tiyatrolara, klasik müzik konserlerine ve müzelere götürürlerdi. Çarşamba akşamları ve Cuma öğleden sonraları nemli yatakhanelerin, gri okul koridorlarının yerini bambaşka dünyalar alırdı. Çoğumuz doğru düzgün sanat eğitimi almamış orta halli veya yoksul ailelerin çocuklarıydık. Ama bize değer verildiğini hissedebiliyorduk, önemli bir olayın parçası haline getirildiğimizi anlayabiliyorduk.

Üniversite yıllarımızda ve hatta daha sonrasında fırsat buldukça AKM’de bir opera ya da bale izlemeye gittiğimizi biliyorum. Düşünsenize, Malatya’nın Sivas’ın, Burdur’un, Erzincan’ın köylerinden gelme dört beş tane adam cumartesi gecesini Figaro’nun Düğünü’nü ya da Prens İgor’u izleyerek geçiriyor. Çünkü tıpkı maçtan ya da birlikte bira içmekten keyif aldığımız gibi operadan da keyif alabileceğimizi öğrenmiştik. Öyle çoook geçmiş zamanlardan, cumhuriyetin ilk yıllarından falan söz etmiyorum, çok yakın bir zamanı, hemen AKP’den öncesini anlatıyorum.

Geçen sezon Türkiye’de sadece altı adet yerli opera eseri sahnelenmiş. Düşünebiliyor musunuz, 75 milyonluk bir ülkede altı özgün çalışma! Dünya kenti diye pazarlanan 17 milyonluk İstanbul şehrinin doğru düzgün bir opera binası yok. Bir genç üniversiteyi bitirene kadar kaç kez opera izliyor biliyor musunuz? Neredeyse hiç! Ulusal geliri on kat artırdığını iddia eden AKP’nin 12 yıllık iktidarında sadece bir yeni opera merkezi kurulmuş. Her yer cami, her yer yol, her yer TOKİ, ama salonlar kapalı, müzeler çay bahçesi, sanatçılar işsiz. Okullardaki müzik eğitiminin düzeyini ise sanırım söylememe gerek yok.

Sanat sandığımızdan daha önemli bir şeydir

Opera bir örnektir. Diğer sanat dallarında da durum aynı. Resim bilmeyen, hala “heykel günah mı” diye tartışan, müzik deyince aklına Kral TV gelen ilk nesli yetiştirdik, ikincisi de yetişmek üzere. Bu insan malzemesiyle, çöle dönmüş bu kültür dünyasıyla, gıdasız kalmış bu ruhlarla AKP’den kurtulsanız neye yarayacak?

Sanat sandığımızdan çok daha önemlidir, insan ruhunu biçimlendirir. Müzik ya da resim sadece alımladığınız bir gösteriden ibaret değildir. Sizde bir iz bırakır, dünyaya bakan gözlerinizi açar, ufkunuzu genişletir, bednliğinize dair bir şuurun oluşmasına katkıda bulunur. Öğretmen, şoför, tezgahtar, mühendis, sosyal bilimci, doktor… ne iş yaparsa yapsın sanatı bilen işçiler işlerini daha iyi, daha güzel yaparlar. Bir sanat nosyonuna sahip olan insanların özel yaşamları, ilişkileri bundan olumlu biçimde etkilenir. Bütün bir toplumun yaşamdan aldığı zevk artar, mutluluk düzeyi yükselir; sanat her durumda toplumsal barışa, daha demokratik, daha duyarlı bir toplum hedefine hizmet eder.

Türkiye’nin her yerinde okulların imam hatip okuluna çevrilmesine karşı direnen veliler var. Bütün kaygıları çocuklarının çağdaş normlara uygun bilimsel bir eğitim alabilmesi. İşte sanat konusunda da benzer bir hassasiyeti göstermemiz gerekiyor. Hem kendimizi hem çocuklarımızı islamcı rejim tarafından maniple edilmeyen sanat yapıtlarıyla buluşturmanın, bu kuşatmayı yarmanın, bu çıkmazı açmanın yaratıcı yollarını bulmamız gerekiyor.

Ancak şunu da unutmamak gerek : bu iş tek başına evimizde yapabileceğimiz bir iş değildir. Toplumun geniş kesimlerine ulaşacak çözümler üretemezsek kendi bahçemize diktiğimiz fidanları da koruyamayız. Çocuğunuz sanat alanında istediği kadar ileride olsun, benzerleriyle ortak bir zeminde ilişki kuramıyorsa bilgili ya da zevkli olması sadece onun yanlızlaşmasına yol açar. Çünkü çocukların, gençlerin yaşamı büyük oranda akranlarıyla birlikte geçiyor. Onların gündemi haline gelemeyen her çaba sönmeye mahkum. Bunun için ne yapılacaksa hep beraber yapmak zorundayız. Bu konuda veli inisiyatiflerine, yerel örgütlenmelere ve diğer demokratik yapılanmalara ciddi sorumluluklar düştüğünü düşünüyorum.

Opera çıkmazını açmak oy hesabından önemlidir

Bakın yine seçim gündemi var, daha önce söylediğim gibi yine hep aynı şeyi anlatmaya çalışıyorum. Seçim bir sebep değil bir sonuçtur diyorum. Gericileşmiş bir toplumdan nasıl olur da ilerici partilere oy çıkmasını beklersiniz? Bunun için kurtuluşumuz kendi çocuklarımızla sınırlı kalmayan aydınlık bir nesil yetiştirmemize bağlı. Türkiye’nin opera çıkmazını, tiyatro çıkmazını, resim çıkmazını açabildiğimiz gün emin olun böyle oturup seçimlerde oy hesapları yapmaktan da kurtulduğumuz gün olacak. İşte opera biraz da bunun için önemlidir.

— // —

Deli Gaffar’ın Notları tamamen bağımsız bir kişisel blogtur. Hiç bir siyasi grup, medya kuruluşu ya da şirketin desteği olmadan yayın yapar.

Deli Gaffar’ı takip etmek için

Twitter : @DeliGaffar

Instagram : deligaffar

Facebook : Gaffar Yakınca