Şehit mi Oluyoruz Gerçekten?

Savior - Rima Muna - Yağlıboya kanvas

Savior – Rima Muna – Yağlıboya kanvas

Bu savaş gerçek bir savaş olsaydı, haklı bir savaş olsaydı eğer, biz de yavrularımızı kınalı kuzularımızı “şehitlerimiz” diyerek bağrımıza basardık, ya da belki kimilerimiz en başta o savaşa gider, kimilerimiz hak yerini bulsun diye en önde canımızı verirdik.

Korkak mıyız? Neden korkak olalım, Yörük Ali de bizim soyumuzdan değil mi, Karayılan da, Şahin Bey de, Pirsultan da, Köroğlu da, Mehralı Bey de, Ali Çavuş da, Çakıcı da bizim soyumuzdan değil mi?  Deniz, Mahir, Sinan ? Hepsi bizim öz ağabeylerimiz değil mi?

Ege dağlarında, Antep koyaklarında, Sarıkamış’ta, Gelibolu siperlerinde, Nurhak’ta, darağaçlarında ölen biz değil miyiz?

Evet, vatan için ölmek diye bir şey var. Ölünür mü ölünür. Faşist çeteler dursun diye, dile kolay, yirmi milyon Sovyet yurttaşı can vermiş, iki milyon Vietnamlı, bir milyon Afrikalı… Bizim istiklal harbimiz, Çanakkale, Kafkaslar.. yalan mı bunlar, boşuna mı ölmüşler? Yalan değil, ne yalan ne de boşuna can vermişler..

Gerekirse yine ölürüz. Çünkü vatan önemlidir. Vatansız yaşamak neymiş şu biçare Filistinlilere bir bakın da görün, pasaportsuz, cebinde eprimiş bir A4 kağıdıyla sınır sınır itilip kakılmak neymiş; yosunlar içinde kıyıya vuran bir küçük çocuk bedeni olmak neymiş şu günahsız Suriyelilere bakın da görün.

İyi de hangi vatan? Emekçinin vatanı neresidir?

Diyeyim size neresidir…Emeğiyle kazanan, karnını namusuyla doyuran insan evladının vatanı önce doyduğu topraktır, sonra da doğduğu toprak. Eğer şu Türkiye bizim vatanımızsa, ki öyledir, Hakkari’den Edirne’ye bu kocaman coğrafya bizi hem doğuran hem doyuran anamız değil midir?

Biz kim miyiz? Burada doğanlar ve burada emeğiyle kazanıp namusuyla doyanlar. Türk, Kürt, Laz Arap,Çerkez.. hepimiz bu ananın, Türkiye’nin öz çocuklarıyız.

Peki öyle ise hangi düşman?

Diyeyim size hangi düşman… Bu vatanın boynuna sülük gibi yapışmış, savaştan da barıştan da kazanmayı bilen o sülükler, o kravatlı yağlı beyefendiler, o bankacılar, o emlak kralları, meclis ağaları, “biznıs-menler”, o Kandil derebeyleri, o şahlar padişahlar var ya işte… işte onlardır asıl düşman.. Onlardır ekmeğimize kan doğrayan, evlatlarımızı darı tanesi harcar gibi harcayan…

Zenginler bedel veriyor, ağaların paşaların tohumları Amerikalarda Avrupalarda okuyor, alkolsüz kulüplerde, “biyç” partilerde gününü gün ediyor, bizim evlatlarımız kan banyolarında yıkanıyor, bizim yavrularımız bir çinko tabut içinde evine yüz parça dönüyor, bizim kınalı kuzularımız dağ başlarında kurda kuşa, çakallara, akbabalara yem oluyor….

Gencecik yavrular bir mahşer yerinde can pazarına çıkarken milli maçlarda, düğünlerde, balolarda pişmiş kelle gibi sırıtan o hainler, o vicdansızlar, o eli kanlılara kalsa bu bir kutsal savaştır.. Bu kutsal savaşta herşeyimizi, evlatlarımızı, canlarımızı bile sormadan vermemiz gerekir…

Bu bir yalandır. Bu, büyük bir yalandır. Bu, ancak necasetten ruhu çürümüşlerin uyduracağı türde korkunç bir yalandır.

Bu bir kutsal savaş olsaydı eğer, evet evlatlarımız da şehit olurdu. PKK’nin Kürt çocuklarına uydurduğu yalanın aynısını bu beyler bize karşı uyduruyor. Oysa ne şehit oluyoruz, ne de cennete gidiyoruz. Sadece ölüyoruz, öldüğümüzle kalıyoruz, Oslo’daki kasap tezgahının pey akçesi olarak, ağaların beylerin pazarlık kozu olarak onar onar yüzer yüzer harcanıyoruz…

Bakın ne diyor Dağlıca’da cesetlerimizi almaya giden sivil halkın başındaki Esat Canan : “yarasını kendi kendine sarmış bir ceset vardı, fotoğraflardan onun ölen kurmay yarbay olduğunu anladım, büyük ihtimal 10-12 saat can çekişerek orada kalmış, cesedi bozulmamış, yeni ölmüştü…”

İşte hikayemiz budur. Ne şehit oluyoruz, ne de cennete gidiyoruz… Gerçek bu değil. Bizi yüz yıl önce cihad diye cephelerde kıran o hainin bugünlere kadar devam eden zalimliğidir, vahşetidir gerçek…

Evet, ta yüz yıl önceki gibi…

Cennetteymiş hep babalar, bekleyedursun,
Öksüzleri girdab-ı sefalette ko, dursun.

Cennette değil lâşesi, yalçın kayalarda
Mahvoldu bütün, dipdiri kurtlar yedi karda…

Cennette değil, parçalamış na’şını itler,
Kopmuş, çürümüş, her biri bir parça sürükler.

Cennette değil lâşesi Kafkas ovasında
Eczası bütün akbaba, kartal yuvasında.(*)

İnsan halkı için ölürse şehit olur, halkın kanını emenler için şehit olunmaz.
Vatan için ölürseniz şehit olursunuz, saraylar için olunmaz.
Bayrak için ölseniz şehitsiniz, namus için, din için.. hepsi şehit sayılır, ama bir ekose ceket uğruna…
Hayır, şehit değildir naaşı bir dağ başında çürüyen yavrumuz, babamız, oğlumuz…
Lakin ve ancak, hesabını mahşere bırakmayacağımız meşum ve alçakça bir cinayetin kurbanıdır… 

Tekraren, emin olunsun ki hesabını mahşere bırakmayacağız!

(*) Pirimiz Tevfik Fikret’ten.

— // —

Deli Gaffar’ın Notları tamamen bağımsız bir kişisel blogtur. Hiç bir sosyal grup, medya kuruluşu ya da şirketin desteği olmadan yayın yapar.

Deli Gaffar’ı takip etmek için

Twitter : @DeliGaffar

Instagram : deligaffar

Facebook : Gaffar Yakınca