Emperyalizm Nedir? Dostları, Düşmanları Kimlerdir?

Solcular ve solcu olduğunu iddia edenler için kısa “kullanma kılavuzu“

Imperial Foot - Rudolf Janák, Slovakya - Karakalem, mürekkep, kanvas

Imperial Foot – Rudolf Janák, Slovakya – Karakalem, mürekkep, kanvas

1. BÖLÜM : EMPERYALİZM NEDİR ?

Tuhaf bir soru değil mi? Emperyalizmi bilmeyen mi var ki Gaffar, “iktisada giriş” dersi gibi başlık atmış yazısına?

Doğrusu ben de “bilmeyen yoktur herhalde” diyordum. Ancak son zamanlarda öyle sözler işitiyor öyle yazılar okuyorum ki hayretler içinde kalıyorum, kendine solcu, devrimci diyenlerin, fikir önderliği yapmaya kalkanların bile emperyalizm konusunda kafasının karışık olduğu görüyorum.

Hal böyle olunca, bir kez daha alfabeyi anlatır gibi emperyalizmi anlatmak benim gibi bir yarım akıllıya kalıyor, ukalalığım için affınıza sığınırım.

Marksist Açıdan Emperyalizmin Tanımı

Öncelikle herkesin bildiği -ya da bildiğini sandığımız- tanımla başlayalım. Emperyalizmin bugüne kadar ki en kapsamlı ve isabetli tanımı Lenin’in 1916’da kaleme aldığı “Emperyalizm – Kapitalizmin En Yüksek Aşaması” kitapçığıyla yapılmıştır.

“Emperyalizm, kapitalizmin tekelci aşamasıdır” diyen Lenin, emperyalizmin tanımını beş temel özelliği ile yapmaktadır :

1 – Üretimde ve sermayede görülen yoğunlaşma öyle yüksek bir gelişme aşamasına ulaşmıştır ki, ekonomik hayatta belirleyici bir rol oynayan tekelleri yaratmıştır
2 – Banka sermayesi sanayi sermayesiyle iç içe geçmiştir ve bu ‘mali sermaye’ temeli üzerinde bir mali oligarşi ortaya çıkmıştır;
3 – Meta ihracından ayrı olarak, sermaye ihracı olağanüstü bir önem kazanmıştır
4 – Dünyayı aralarında paylaşan uluslararası tekelci kapitalist birlikler kurulmuştur
5 – En büyük kapitalist güçlerce dünyanın toprak paylaşımı tamamlanmıştır

Gelin bu tanımı kısaca açalım ve bakalım emperyalizm diye bir şey var mı yok mu.

Kapitalist Tekeller

Lenin’in tekeller dediği örneğin Coca Cola, Apple, Google, Volkswagen, Sony, Boeing, Pfizer, Shell, Colgate vb gibi uluslarüstü şirketlerdir ve evet, bu şirketler bugün dünya pazarının büyük bölümüne sahiptirler.  Öyle ki bazı ülkelerde milletvekilleri, bakanları vardır, hükümet kurup hükümet devirebilir, demokrasiyle yönetildiğini zanneden milyonlarca insanın yaşamını değiştirebilirler.

Mali Oligarşi

Mali oligarşi denilen şey büyük bankaların ve onlardan bile büyük fonların sahipleri ve yöneticileridir. Şu pek meşhur Rotschild ailesi, Arap şeyhi El Makhdum ya da mesela bizden Hüsnü Özyeğin bu oligarşinin üyeleridir. Bunlar aynı zamanda büyük sanayi kuruluşlarının dolaylı ya da doğrudan ortaklarıdırlar. Bu sınıfın en bilinen ismi aynı zamanda Dünyaya yeni tür bir solculuk da pazarlayan bay Soros’tur.

Sermaye İhracı

Sermaye ihracı denilen şey paranın bir ülkeden öbürüne rahatça dolaşabilmesidir. Örneğin, bir Hollanda bankasının Türkiye’ye borç vermesi ve sonra bunu faiziyle geri alması, ya da sadece faizini alması gibi. Sermaye ihracının bir başka biçimi de ülkelerde yaratılan serbest ticaret borsalarıdır. Bir İngiliz fonu rahatlıkla gidip Gürcistan borsasına yatırım yapabilir ve istediği zamanda da parasını alıp gider. Tabi bütün bu giriş çıkışlar hep daha fazla kar elde etmek için yapılır. Bu kar yoktan var olamayacağına göre aslında “alınan” o ülke halkının üretiminin bir kısmıdır, özetle halkın emeğinin bir bölümü mali oligarşi tarafından çalınmaktadır.

Tekelci Kapitalist Birlikler

Peki dünyayı aralarında paylaşan tekelci kapitalist birlikler kimlerdir? Bunlardan en bilineni Avrupa Birliği’dir. Evet, şaşırmayın, o özgürlük ve demokrasi diye pazarlanan AB aslında tekelci kapitalist bir birliktir ve temel işlevi üyesi olan ülkelerin ve tabii ki aslen o ülkelerdeki tekelci fonların ve şirketlerin karını artırmak, pazar alanını genişletmektir. G20, G7, Dünya Bankası, IMF hep bu tür örgütlerdir. Davos ve benzeri forumlarsa bunların daha “layt” versiyonlarıdır. Temel işlevleri Dünyanın “daha verimli” sömürülmesinin yollarını yapmaktır. Bu her zaman mutlak bir kötülükle yapılmaz, aksine bazen iyilik şeklinde de organize edilebilir. Örneğin Dünyanın en yoksul bölgeleri emperyalizm tarafından “emeğini kullanıp değer yaratamayan yerler” yani sömürülemeyecek denli yoksul olan bölgeler olarak tanımlanırlar. Bu durumda mesela, Dünya Bankası’nın mikro kredi enstrümanı devreye girer, küçük iş sahibi yapılan en yoksullar günlük bir dolar gelire kavuştuğu anda artık etinden yumurtasından faydalanılabilir hale gelmişler demektir. Bu tip uluslararası birlikler, deyim yerindeyse sineğin yağını almak konusunda özel bir uzmanlığa sahiptirler.

Dünyanın Paylaşımı

Son maddede söylenen toprak paylaşımı konusuna gelince, Lenin’in bitmiştir dediği yeni sömürgecilik dönemidir. Bundan sonra Dünya iki büyük paylaşım daha yaşadı, biri 2. Dünya Savaşı’ydı, diğeri o savaşta en önemli güçlerden biri olan Sovyetler Birliği’nin çökmesi ile oluşan boşluk. Emperyalzmin güncel karakteri Sovyetlerin çöküşü ile çizildi, dünyada tek güç haline gelen ABD emperyalizmi en az yirmi yıl boyunca dünyayı kafasına göre şekillendirdi. Bu dönemde başını ABD ve AB’nin geçtiği sayısız askeri müdahale ve savaş yaşandı. Bunların çoğunluğunun Ortadoğu’da yaşanmış olması şüphesiz emperyalizmin daha özel bir ihtiyacı ile, enerji gereksinimi ile ilgilidir.

Sermaye Sahiplerinin Rolü

Lenin’in çizdiği bu basit tanım ve ilişki akışı neden çok önemli biliyor musunuz? Çünkü mesela Suriye’de akan kan ya da Suruç’ta patlayan bombayla içinde yaşadığımız ekonomik düzenin doğrudan ilişkisini görmemizi sağlıyor. Evet, Suruç’ta katliamın ucundan tuttup çektiğinizde ipin diğer ucunda mesela insani yardımlarda rekor kıran Unilever’i, İsveçli bir kimya şirketini, ABD’li bir petrolcüyü, bir Alman sağlık firmasını, Hollanda’dan bir bankayı, Marks & Spencer gibi bir mağazayı ya da bizim Turkcell’i bulabiliyorsunuz !

Empeyalist Ülkelerde İşçi Sınıfı

Bu tanım açısından çok önemli bir tamamlayıcı nokta ise emperyalist ülkelerdeki alt sınıfların durumu.  Lenin, emperyalist sistemde “Egemen devlet, kendi egemen sınıfını zenginleştirmek ve alt sınıflarına rüşvet kabilinden sus payı vermek için, eyaletleri, sömürgeleri ve bağımlı ülkeleri sömürmektedir. İşçi önderleriyle işçi aristokrasisini satın almayı mümkün kılacak ve proletaryanın üst katmanını alt katmanından sistemli biçimde ayırmaya yarayacak olan böylesi bir rüşvet, hangi biçimde olursa olsun, ekonomik açıdan yüksek tekel kârları gerektirecektir” demektedir.

Bu ne demek biliyor musunuz? Fransız ekonomisinin krize girmemesi, Fransız işçilerinin işsiz kalmaması için Fransız emperyalizminin daha çok sömürgeye, dünyanın başka yerlerinde daha fazla imtiyaza ihtiyacı vardır. Dolayısı ile başka ülkelerdeki Fransız askeri varlığının ya da Fransız şirketleri tarafından yapılan gayrımeşru işlerin bir gerekçesi de Fransız işçi sınıfının iyi yaşam koşullarını koruyabilmektir. İyi de Fransız işçileri, Fransız sendikaları ve hatta Fransız solcuları buna ne diyecekler? “Biz daha kaliteli şarap içelim, iki yılda bir otomobilimizi yenileyelim diye devletimizin uçakları Libya’yı bombalıyor” diyecek değiller herhalde.. Bunun yerine… Evet bingo ! Bildiniz, bunun yerine “Libya’ya demokrasi lazım” demeyi tercih ederler. Zaten sol olsun sağ olsun bütün Fransız medyası da bunu dedirtmek için çalışmaktadır.

Dolayısı ile ABD’nin Suriye’deki varlığı da AB’nin Ukrayna’yı tepe taklak etmesi de aslında hep “demokrasi” içindir !

2. BÖLÜM : EMPERYALİZMİN DOSTLARI, DÜŞMANLARI

Friends - Szabó Gyula - Y.boya, ahşap

Friends – Szabó Gyula – Y.boya, ahşap

Emperyalizmin Yegane Düşmanı Olarak Solcular

Kolay olanla başlayalım, emperyalizmin düşmanları hemen her zaman ve her coğrafyada aynı kişilerdir, aynı siyasi örgütlerdir : solcular. Siz bunlara komünistler ya da sosyalistler de diyebilirsiniz. Peki milliyetçiler? Hayır olamazlar. Milliyetçilerin anti-emperyalist olduğu dönem Dünyada Sovyet varlığının belirleyici olduğu dönemdir. Bu dönemde Batılı emperyalistlere karşı bağımsızlık mücadelesi veren kimi milliyetçi örgütler, evet anti-emperyalistlerdi. Ancak bunların emperyalizm düşmanlığı Sovyetler çökünceye kadar sürdü. Bunun en trajik örneği efsane lider Nelson Mandela’dır. Bu bahsi geçiyorum, özetle, yukarıdaki basit tanımdan da çıkarılabileceği gibi emperyalizmin düşmanı olmak için önce kapitalizmin düşmanı olman gerekir, dolayısıyla emperyalizme karşı olan sadece ve sadece solculardır.

Peki soruyu bir de tersten soralım, emperyalizme karşı olmadan solcu olunamaz mı? Hmmm… Af buyurun, yengenizin şeyi olsa enişteniz olacak olması gibi bir durumdur bu, evet böyle olunabilceğini iddia edenler vardır, ben isimlerini sayayım siz kendiniz emperyalizme karşı olmadan solcu olunabilir mi karar verin : Roni Marguilles, Ufuk Uras, Murat Belge, Oral Çalışlar… Sanırım mesele açıklık kazandı, evet solculuğun temel şartlarından biri anti-emperyalist olmaktır.

Şimdi gelelim karışık kısma, bu emperyalizm belasının dostları kimlerdir?

Emperyalistlerin “Dostluk” Anlayışı

Öncelikle emperyalizm açısından dostluk kavramının bildiğimiz türde dostluğa denk düşmediğini bilmemiz gerekiyor. Emperyalizm kapitalist düzenin en ileri aşaması olduğuna göre zihniyet olarak da kapitalizmin en ileri halini temsil etmektedir. Tek ilkesi karını en üst seviyeye çıkarmak olduğu için tüm duygusal bağlarından arınmış, sadece faydayı düşünen, sonuna kadar akılcı bir zihniyete sahiptir. Çıkarları gereği herkesle dost olabilir, yakınlık kurabilir, bugün ölümüne savaştığıyla yarın yanyana oturabilir hatta bazen savaştıklarıyla aynı anda işbirliği halinde olabilir. Dostlukları gelip geçici ve fakat her zaman işlevseldir.

Örneğin bir yandan IŞİD’le savaşırken öte yandan IŞİD’den petrol alıp ona otomobil, makine parçası, makarna vs. satabilir. Bir yandan Esad’ı şeytan ilan ederken diğer yandan onunla görüşmeler yürütebilir. Yirmi yıllık müttefiki Saddam bir anda “canavar” ilan edilebilir. Tüm bu işlerin siyaset ya da diplomasi adıyla temize çekilmesi ve pazarlanması görevi ise yine o büyük tekeller tarafından yönetilen medyaya aittir.

Gizli Anlaşmalar ve İkiyüzlülük

Emperyalistler gizli anlaşmalar yapmayı çok severler. Çünkü gerçek amaçlarıyla söyledikleri hep farklıdır. Örneğin İsrail’i korumak için Türkiye’ye füze sistemi yerleştirirler ama bunu bize “sizi Esad’dan korumak için” diye yuttururlar. Bu işlerin organizasyonu İsrail’le yaptıkları gizli bir anlaşmaya ve Türkiye’nin NATO’ya katılım anlaşmasının gizli iki maddesine dayanarak yapılır, ABD diplomatları bizim yöneticilere gizli ziyaretler yaparlar, hatta bu konu TBMM’nin bile “gizli” oturumunda görüşülür.

Çok yüzlü oynamak emperyalizmin doğasında vardır. En güncel örneğimiz Suriye olduğu için oradan devam edelim, El Nusra ve IŞİD’i yaratan ABD/AB emperyalizmidir, aynı anda hem Özgür Suriye Ordusunu hem PKK’yi hem Türkiye’yi desteklemekte, bir yandan Türkiye’ye “fazla ileri gitme” derken diğer yandan terör örgütü listesinden çıkarmayarak PKK’ye ayar vermektedir.

Her Yakınlaşma Emperyalistlere Hizmet Eder

Tüm bunlardan tek bir sonuç çıkar : emperyalizm için dost yoktur, çıkar birliği vardır. E peki emperyalistlerle yan yana geldiğimizde her zaman onların çıkarlarına mı hizmet etmiş oluruz? Açık ve net bir biçimde evet, her zaman onların çıkarlarına hizmet etmiş olursunuz, emperyalizm kesmeyeceği koçun önüne ot koymaz.

Emperyalistlerle Yanyana Olmanın “Olanaksız” Koşulları

Peki onlarla ortak bir düşmana karşı dönem dönem yan yana da mı gelinemez? Evet, gelinebilir. Ancak bu işten zararlı çıkmamanız, deyim yerindeyse Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmamanız için sizin de düşünsel ve fiziksel olarak çok güçlü olmanız gerekir.

Düşünsel güç dediğim kararlı bir anti emperyalist çizgidir. Kapitalizmin ne olduğunu, emperyalistlerin insanlığa düşmanlığını bir an bile unutursanız bir anda kendinizi “biji serok Obama” diye bağırırken bulabilirsiniz. Milliyetçi hareketler açısından böylesi manevralar pek sorun teşkil etmez, çünkü hiç bir milliyetçi hareket özünde anti-emperyalist ya da anti-kapitalist değildir. Ancak, solcu  ya da devrimci olduğunuzu iddia ediyorsanız böylesi yakınlaşmalar sizi bitirir, buharlaştırır…Sizi bitiremezse de emin olun solculuğunuzu bitirir, kendinizi hokus pokus bir anda düzenin bekçilerinin yanında buluverirsiniz.

Fiziksel güç gerekliliği ise basit bir doğa yasasının siyasete yansımasıdır. Kendinizden çok güçlü bir organizmayla yakınlaşmanın sonucu en iyi ihtimalle onunla ortakçı (simbiyoz) olmak, onun atıklarıyla beslenmektir. Daha kötüsü ise ona yem olmaktır. Hepi topu üç beş bin silahlı adamı olan bir örgütseniz bir süper güçle dans etmeye kalkmanın bedeli açıkça diyelim bazı işlere taşeronluk etmek, emperyalistler tarafından size olan gereksinim ortadan kalkıncaya kadar bir maşa gibi kullanılmaktır. Bunun karşılığında da emperyalistlerin insanlığa korkunç bedeller ödeterek elde ettiklerinden siz de bir miktar pay almış olursunuz. fenalıklarından önünüze pay atılır. Aynı emperyalizm işi bittiğinde dönüp sizi de ham yapabilir. Bir kaç yüz kişilik küçük solcu örgütleri hiç saymıyorum bile. Böylesi bir yakınlaşmada onların kaderi zaten emperyalistlerin dişlerinin kovuğudur. “Osmanlı’da oyun bitmez” lafı var ya hani, işte tam da bu emperyal karakteri anlatmak için çıkmıştır. Emperyalistlerin sizi dumura uğratacak öyle oyunları vardır ki küçük dilinizi yutarsınız, uyandığınızda iş işten geçmiş olur. Dünya tarihi ajanların elinde oyuncak olmuş ve fakat kendini hala devrimci sanan örgütlerle doludur. CIA’dan maaşa bağlanmış sosyalist yazarlar hatta liderler masal ya da uydurma değildir. En acısı ise bu tip yakınlaşmaların sayısız idealist devrimcinin, solcunun hayatına mal olmasıdır(*).

Demem o ki emperyalizm o denli iyi, o denlli güçlü bir siyaset tüccarıdır ki yeterince uyanık olmadığınız taktirde bir yandan “kahrolsun emperyalizm” sloganları atarken öte yandan kendinizi ona hizmet ederken bulabilirsiniz.

Hülasa, anti-emperyalizm solcular için, devrimciler için bir namus çizgisi gibidir. Nasıl mücadele etmiş olurlarsa olsunlar, geçmişteki tüm saygın devrimcilerin bir iki tane ortak özelliğinden biri bu kırmızı çizgidir. Emperyalizmle pazarlık yapılmaz, emperyalizmle işbirliği yapılmaz, emperyalistler masalara arabulucu diye çağrılmaz… onlarla sadece mücadele edilir.

Bir Bilgi Notu: Emperyalistlerle işbirliği yapıp sonrasında paçayı kurtarabilen tek güç Nazizme karşı emperyalist batılılarla beraber savaşan Sovyetler Birliği’dir. Bugün de ABD/AB ile yakınlaşan, onları cepheden karşısına almayan her solcu hareket eleştiriler karşısında hemen bu örneği ileri sürmektedir. Oysa bu, tam aksi yönde bir örnek olarak görülmelidir. Çünkü o zaman muazzam bir ideolojik ve fiziksel güce sahip olan Sovyetler bile bu yakınlaşmanın zararlarından kendini inanılmaz siyasi manevralarla koruyabilmiştir. Dünyanın en büyük askeri ve ekonomik güçlerinden biri, o gücü yöneten 10 milyon üyeli bir komünist parti, Avrupa’nın her ülkesinde, ABD’de ve İngiltere’de son derece güçlü komünist partiler, sendikalar, silahlı direniş örgütleri ve Stalin gibi tarihin gördüğü en güçlü liderlerden biri… Evet, eğer gerçekten buna benzer şeylere sahipseniz emperyalistlerle yan yana gelebilirsiniz, solculuğunuzdan da birşey kaybetmezsiniz!

— // —

Deli Gaffar’ın Notları tamamen bağımsız kişisel bir blogtur. Hiç bir sosyal grup, medya kuruluşu ya da şirketin desteği olmadan yayın yapar.

Deli Gaffar’ı takip etmek için

Twitter : @DeliGaffar

Instagram : deligaffar

Facebook : Gaffar Yakınca