Marilyn Monroe’nun Şiirleri

il cantinone'nin duvarında Marilyn ve diğerleri, en arkada Humphrey var, onu da yazmak isterim tabi bir gün..

il cantinone’nin duvarında Marilyn ve diğerleri, en arkada Humphrey var, onu da yazmak isterim tabi bir gün..

Bir kere bulaştık ya, Marilyn peşimi bırakmıyor, “boyalı sarışının” lanetine dönüştü bu iş :)

Ben kulunuz biraz akıldan noksan olduğum için gittiğim şehirlerde genellikle bir tek mahallenin dışına çıkmam, bir mekan belledim mi sürekli orada yer içerim, başka bir yeri denemem. Aşağı yukarı her kentte mecbur kalmadıkça değiştirmediğim bir baş mekanım vardır. Hangi kritere göre derseniz, hiçbir belirgin kriterim yok, bütçeme uygun olsun, midemi bozmasın bir de taciz edilmeden istediğim kadar içebileyim.

Bolonya, pek sık yolumun düştüğü bir yer değil, ama ne zaman gidersem gideyim yeme içme mekanım Il Cantinone’dir. Takıntılıyım ya hani, bir de hep aynı masalara otururum gittiğim yerlerde. Yedi yüz yıllık bir binanın giriş katındaki Il Cantinone’deki masam da hep aynı, eğer dolu değilse, ki genelde değildir, girişte soldan üçüncü masa.

Bu sefer de gidip aynı masaya oturdum. Kumral uzunca boylu işletmeci adam, manitası olduğunu tahmin etitğim çarpık dişli sevimli garson kadın, onun mutlaka bir “sevgili krizi” yaşamakta olan kadın arkadaşları, hemen yanıbaşlarında İtalyan işçi sınıfının yazın çalışmaktan kararmış, tiril tiril gömleklerini dövmeleri görününceye kadar sıyırmadan gezmeyen pazulu üyeleri… Evet işte Il Cantinone, aynen bıraktığımız gibi…

Başımı hafifçe kaldırdığımda, bunca zamandır hiç fark etmediğim bir şeyi ilk kez görüyorum. Her zaman oturduğum masanın tam tepesinde bir Marilyn Monroe tablosu asılı duruyor. Sevgili Marilyn’imiz meğer burada da hep yanıbaşımdaymış. Hazır şu ara aramızdan ayrılmasının yıldönümü de geldiğine göre biraz daha ondan söz edebiliriz sanırım.

Kendi Yarattığı Kimliğe Hapsolan İnsan

Benim ilk Marilyn’li yazımdan sonra bir arkadaşım “sonuçta Marilyn de bir projedir..” diye yazmış. Doğrudur, her şöhret gibi o da bir projeydi ve tüm şöhret projeleri gibi temel işlevi kitlelerin aklını “almaktı”. Ancak bir yanıyla da bir insandı ve şöhret yolculuğu da bir tür insan öyküsü olarak popüler kültürün tarihinde kendine yer buldu. Bir komedi, bir masal ya da bir trajedi, ama sonuçta insana dair bir şey.

Marilyn’in “seksi” imajında en büyük pay tabii ki kendisine aittir, kitlelere bu şekilde pazarlanmayı tercih etmiştir. Ancak sonra, belki biraz da Hollywood’da edindiği entelektüel dostlarının etkisiyle para ve şöhretten daha fazlasına sahip olması gerektiğini düşünmüş olabilir.

Akşamları UCLA’da edebiyat ve tarih dersleri almaya başlamış, çokça kitap okuyor, kendini geliştirmeye çalışıyor. Lakin bir kez -kendisinin de katkısı ve arzusuyla- yaratılmış bir imaj var : seksi ve safça sarışın kadın. Gazetecilerle didişmelerinden ve yakın çevresine yakınmalarından bu imajı yıkmaya çalıştığını anlıyoruz, fakat maalesef başarılı olamıyor. Demek ki Marilyn’in öyküsü bu veçhesiyle bir trajedidir: kendi yarattığı kimliğe hapsolan insanoğlu…

Neredeyse bulduğu her yere birşeyler karalamış...

Neredeyse bulduğu her yere birşeyler karalamış…

Günümüzün Şairi Olarak Marilyn

Kişisel kitaplığında 400’den fazla kitabı varmış ve mesela Ulysses’i okuyup bitirmiş. Ben sanırım yüzüncü sayfada bir yerde dayanamayıp bırakmıştım. Bulunduğu her yerde, bulduğu her kağıt parçasına, otellerin not kağıtlarına, kitap kapaklarına,  davetiyelerin arkalarına, peçetelere falan notlar almış, küçük fragmanlar ya da şiirler yazmış. Ölümünden elli yıl sonra bu fragmanlar toplanıp kitap olarak yayınlanmış.

İlgimi çeken bir iki tanesini sizin için çevirdim, buyrun lütfen :

Evlilik
Sanırım her zaman
ciddi biçimde korktum
gerçekten birinin
karısı olmaktan.
Çünkü öğrendim yaşamdan
sevemez ötekini bir insan
gerçekten ve hiç bir zaman.

Gemiciler
Bir dolu yalnız genç denizci
bunca üzgün olmak için çok genç görünen
Gencecik fidanları anımsatıyorlar
incecik acılar içinde
ve fakat
hala büyüyorlar.

Ağaçlar
Bedbaht tatlı ağaçlar –
Sizin için
Huzur dilerdim,
Ama ne yazık
hep
tetikte olmalısınız

Aşk
aşkım…
yanıbaşımda
uzanmış yatıyor
silik bir ışık altında.
Ve fakat,
aynen böyle görünecek işte
öldüğünde de…
Ah bu gerçek
o denli dayanılmaz
o kadar kaçınılmaz…
Bilemiyorum önce
bu aşk mı ölsün acaba
sevgilim mi yoksa

Bana soracak olursanız bunlar güzel şiirlerdir. Kulunuz Gaffar’ın bir çevirmenlik iddiası olmadığına göre, Marilyn’in gerçekten iyi bir şair, iyi bir düşünür olduğunu da kabul edebiliriz sanırım…

Huzur içinde uyusun, yapma sarışın, proje dilberi, kozasını zorlayan nilüfer çiçeği, yüzümüzde sadece ikiyüzlülüğümüzün değil basitçe insanlığımızın da gizlenemeyen ışığı… bir yanı imaj bir yanı insan… bir yanı zebanimiz, öbür yanı kardeşimiz… sevgili Marilyn…

— // —

Deli Gaffar’ı takip etmek için

Twitter : @DeliGaffar

Instagram : deligaffar

Facebook : Gaffar Yakınca