Sosyalistlerin Çıplaklarla İmtihanı ya da Kahrolsun Ayıp!

Bazı "kritik" sahneler !

Bazı “kritik” sahneler !

LGBT Onur yürüyüşündeki bazı “kritik” sahneler üzerinden kopan patırtıyı hep beraber izledik. Ben kulunuz, oldum olası bu tip çetrefilli konulardan uzak durmaya gayret ederim. Birincisi bu cinsiyet hakları konusu eni konu pek fazla bilmediğimiz bir iştir, bundan daha önemlisi iş gelip ahlak tartışmalarına dayandığında artık subjektif bir alandasınız demektir. İddialarınız her an elinizde patlayabilir. Bunun için daha temkinli olmak, daha sakin olmak gerekir.

Ancak öte yandan, şunu söylemeden geçemeyeceğim, onca zaman cinsel özgürlüğün zirve yaptığı bir memlekette, İsveç’te yaşadım, sayısız kereler onur yürüyüşlerine katıldım, ne bizim Cihangir’de soyunanlar gibisine ne de onlara solculuk adına ayar verenlere rastlamadım. Toplum olarak biraz uçlarda yaşamayı, bir işi yaparken, af buyurun, bokunu çıkarmayı biraz seviyoruz sanırım.

Ben yine de kimsenin kukusuna, pipisine falan karışılmamasından yanayım. Rahatsız oluyorsanız bakmazsınız olur biter. Böylesi hareketler LGBT hak mücadelesine zarar verir mi? Valla sanırım o bizim değil de daha çok LGBT aktivistlerinin tartışması gereken bir konu, kendileri karar verirler neyden zarar görüp neyden görmediklerine. Zaten tartışmaya da başladılar. Aslında bir bakıma iyi de oldu, bu sayede Kaos GL’nin AB fonlarından 11 milyon lira aldığını, transbireyler arasında onları köle gibi kullanan bir mafya olduğunu falan öğrendik. Dediğim gibi, gerisi onların sorunu, biz ancak sınırlı biçimde fikir beyan edebiliriz, o da eğer sorulursa :)

Neyse iki gözüm arkadaşlarım, bu manzaraları ve onun ardından kimi “solculardan”, “devrimcilerden” gelen tepkileri görünce aklıma bu çıplaklık işinin Sovyetlerdeki hallerinden biri geldi, sizinle de paylaşayım dedim.

Kurdelanın üstünde "Kahrolsun Ayıp" yazıyor.

Kurdelanın üstünde “Kahrolsun Ayıp” yazıyor.

Kahrolsun Ayıp !

1924 yılının Eylül ayında sayıları kimi tanıklara göre bir kaç bini bulan bir grup Sovyet vatandaşı Moskva’nın göbeğinde bir eylem yaptılar. Çırılçıplaklardı ve üzerlerinde Долой стыд (doloy stiyd) – Kahrolsun Ayıp yazan kuşaklar taşıyorlardı. Öyle bikinili falan değil, tıpkı bizim Cihangir’de soyunan translar gibi basbayağı “anadan üryan”.

Kendilerine “Güneşin ve Havanın Çocukları” diyen grup üyelerinin eylemleri kısa sürede tüm ülkeye yayıldı. Sokaklarda çırılçıplak gösteri yapan ve tramvaylara binen eylemciler bazı şehirlerde sadece şaşkınlıkla karşılanırken, bazı yerlerde şiddete varan tepkilerle karşılaşabiliyorlardı.

Belçikalı diplomat Joseph Douillet, anılarında Kahrolsun Ayıp üyelerinin Rostov’da kendilerini linç etmeye çalışanlardan kaçarak postaneye sığındıklarını ve postane işçileri arasındaki “komünist hücre” tarafından uygun şekilde giydirilerek arka kapıdan kaçırıldıklarını yazıyor.

Bulgakov’un da anılarında söz ettiği Moskva’daki büyük yürüyüş sırasında çıplakları gören yaşlı bir kadın istavroz çıkararak “tanrım bizi kıyametten koru, komünistler hepimizi zorla soyunduracak”  diye feryat ediyor. Alkışlayanlar ya da soyunup aralarına katılanlar olduğu gibi üstlerine sebze ve yumurta atarak protesto etmeye kalkanlar da var. Sovyet polisi ise eylemcilere müdahale etmiyor, hatta genel olarak eylemcileri halkın aşırı tepkisinden korumaya çalışıyor.

Çıplaklığın İdeolojisi

Kahrolsun Ayıp, ideolojik temelleri olan bir hareketti. Genç Sovyet Cumhuriyeti toplum için her anlamda özgürleşme anlamına geliyordu. Buna seks ve çıplaklık da dahildi. Daha devrimin ilk günlerinden itibaren gazetelerde çıplaklığın ve insan bedeninin doğal bir şey olduğu, bolşeviklerin ülkeye giyim kuşam, daha doğrusu giyinmeme özgürlüğünü de getireceği yönünde karikatürler yayınlanmaya başlamıştı.

1918’in Nisan ayında bolşevik şair Vladimir Goldschmidt, kahverengiye boyadığı çıplak bedeniyle Moskva sokaklarında dolaşarak bir “canlı performans” sergilemişti. 1919’da ünlü dansçı Ida Rubinstein sahneye çıplak çıktı. Naturist düşünceler Sovyet toplumunda hızla yayılıyordu. Piyoniye kampı Artek’te çocuklar beraberce çıplak olarak yüzüyor ve banyo yapıyordu.

Kahrolsun Ayıp böylesi bir siyasi ve kültürel iklimde doğmuştu. Hareketin kurucuları arasında Komünist Parti’nin önemli isimlerinden biri, Karl Radek de bulunuyordu. Gruba göre “ayıp” burjuva topluma has bir şeydi, eski toplumun ahlak yasalarından kurtulmak için onun giysilerinden de kurtulmak gerekiyordu. Kuznetsky Most’ta yapılan ve yaklaşık 10 bin kişinin çıplak olarak katıldığı yürüyüşte öne çıkan biri “Biz bu duyguyu yok ettik, bize bakın, özgür adamlar ve kadınlar göreceksiniz, gerçek proleterler, burjuva önyargılarını yere çalmış insanlar göreceksiniz” diyordu.

Sağlık Komiseri Semaşko ile  dalga geçen bir karikatür.

Sağlık Komiseri Semaşko ile dalga geçen bir karikatür.

Parti ve Çıplaklar

Kendilerini “ahlaksızlar” diye de isimlendiren Kahrolsun Ayıp hareketi özellikle 1922-25 yılları arasında çok etkiliydi. Partininse bu konuda net bir tutumu yoktu. Ta ki Sağlık Komiseri Nikolay Semaşko, İzvestiya gazetesinde konuya dair bir makale yayınlayıncaya dek. Semaşko, “böylesi bir davranış her açıdan kınanmalıdır” deyip devam ediyordu: “ilk olarak çırılçıplak soyunup kılları ve tırnakları uzatmak devrimcilik değildir. İkincisi, Moskva’da hele de bu mevsimde çıplak dolaşmak hijyenik açıdan kesinlikle kabul edilemez. Vücudunuzu bu şekilde toz, yağmur ve çamura maruz bırakamazsınız, burası Moskva’dır, Karadeniz değil. Üçüncüsü yaşadığımız çağda kapitalizmin yarattığı fuhuş, şiddet ve teşhircilik gibi çirkinlikler hala çözülmemişken ahlak veya ahlakızlığın göstergesi böylesi biçimsel eylemler olamaz.”

Bu yazının ardından bazı şehirlerde yerel otoriteler çıplak dolaşmayı kamu sağlığına aykırı bir tutum olarak değerlendirerek yasakladılar. Konulan yasaklar arasında “kamuya açık olarak cinsel ilişkiye girmek” de vardı. Ünlü mizah dergisi Krokodil haberi “Ah ne yaparsın, insanoğlunun mutluluğu işte buraya kadarmış…” diye duyurmuştu.

Kahrolsun Ayıp eylemleri sönümlenip çıplaklar yavaş yavaş Moskva Nehri ve Karadeniz kıyılarına doğru çekilirken yerlerini benzer başka akımlara bıraktılar. Eski ahlak anlayışına karşı geliştirilen Kahrolsun Masumiyet, Kahrolsun Evlilik, Kahrolsun Aile gibi siyasi akımlar da tıpkı Güneşin ve Havanın Çocukları gibi kendilerine “yeni devrimci ahlak” üzerinde zemin buluyorlardı.  Sonunda bu işler partinin ana meselelerinden biri haline geldi, Komünist Parti’nin 14. kongresinde Buharin, sol muhalefeti ve Zivonyev’i eleştirdiği raporunda Kahrolsun Ayıp hareketini ve benzerlerini “gençliğin ahlaki yozlaşmasına bir örnek” olarak andı.

Partinin aksi yöndeki politik tavrına karşın 1930’ların sonunda kadar Sovyetler’de çıplaklık yaygınlığını korudu. Plajlarda, parklarda çıplak dolaşmak yadırganmıyordu. Ancak savaş yılları ve savaş sonrası kültür Sovyet toplumunu batı toplumlarına daha çok benzetti, çıplaklık özel alanlar dışında kınanan ve kabul görmeyen bir olgu haline dönüştü.

Çıplaklığın kapitalist dünyadaki macerası ise sanıyorum Sovyetlerdekinden çok daha karmaşık. Çünkü burada bir de din, sınıflar arası gelir uçurumu, fuhuş vb sorunlar var. Belki bir gün bu konularda da kalem oynatma imkanı buluruz.

— // —

Deli Gaffar’ı takip etmek için

Twitter : @DeliGaffar

Instagram : deligaffar

Facebook : Gaffar Yakınca