Bol Sığırlı Bir Seçim Analizi

Affinity - Matteo Temporin, Italya - Kolaj

Affinity – Matteo Temporin, Italya – Kolaj

Seçim bittiğinden beri eş dost sorup duruyor, “seçim değerlendirmen nedir” diye. Onlara genellikle “biraz bekleyin zaten siz kendiniz göreceksiniz çümbüşü” diye yanıt veriyorum.

Evet sabırlı olmak lazım, çünkü seçim döneminde çok atıp tuttular, özellikle de muhalefet partileri, bizim oyları cukkalamak için mangalda kül bırakmadılar. Şimdi o mangalların asıl sahibi, sermaye sınıfı devreye giriyor, yellemekten külleri bitirdiniz ama bize ızgara et lazım, köfte lazım, mama lazım diyor… O delikanlı parti başkanlarını asıl bundan sınra izleyeceksiniz. Baksanıza MHP’nin CHP’nin kırmızı çizgileri şimdiden turunculaşmaya başladı bile. HDP’nin durumu ise zaten içler acısı, aşağı tükürse şehirli beyaz seçmeni var, yukarı tükürse, ki tüküremez oranın adı Kandil dağı… Onun için en komik beyanlar Selo’dan geliyor “AKP-CHP koalisyonuna sıcak bakıyoruz” diyor, sana ne oluyor birader, soğuk baksan ne olacak diye soran yok, nasılsa penguen medyası mangallara zarar gelmesin diye elinden geleni yapıyor.

Şimdi AKP tek başına iktidar olamayınca sevinçten şirazesi kayan saf arkadaşlarımızı üzecek bir gerçeği söylemem gerekiyor: kapitalizm bu şekilde güçlü olduğu sürece, meclis ve hükümet işlerinde son sözü hep zenginler söyler. Bakın işadamları şimdiden sarma operasyonlarını çekmeye başladılar, seçim öncesi HDP’nin propaganda bürosu gibi çalışan medya, seçim sonrasında bu sefer ABD ve patronların sözcülüğüne soyundu. İstikrar diyor, ekonomi diyor başka bir şey demiyor. İş o kadar ciddi ki Türkiye’nin en Marksist Leninist, en devrimci radikal, silahlı külahlı falan örgütünden çıkma bir insan, sayın eşbaşkan Figen hanım bile Tüsiad başkanıyla sarmaş dolaş pozlar veriyor.

Bu arada zenginler deyince öyle sadece TÜSİAD, MÜSİAD, TOBB falan sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Asıl öküzün büyüğü ahırda duruyor. Sadece AKP’nin değil, muhalefet partilerinin de mebuslarının çoğunluğu zengin işadamları, sayıca çok olmaları bir yana siyasi kudreti yüksek olan adamlar da bunlar. HDP aşiret reislerinden müteahhitlerden geçilmiyor, MHP zaten malum, CHP’de de ön seçimle gelen bazı temiz isimler olmasına rağmen zenginler, seçkinler yine çoğunlukta. Evet, hakkını teslim etmek gerekiyor CHP ön seçimle aday belirleyen tek partiydi ve bu sayede üç beş tane solcu isim meclise girebildi. Ama emin olun onların ömrü de kelebek ömrü kadar olacaktır. Hüseyin Aygün’e, Şerafettin Halis’e bakın ne dediğimi anlarsınız.

Konu keşke zenginlerle kapansa. Bir de dinciler var. AKP ve HDP zaten söylemlerini büyük oranda dincilik üzerine kurmuş partiler. MHP de milliyetçilikten arta kalan her alanı dincilikle dolduruyor. Tek laik muhalefet diyebileceğimiz CHP’de bile artık dinci isimlere rastlanmakta. Bu açıdan bakınca hiç tereddütsüz diyebiliriz ki bu seçimin asıl kazananı dincilik ve gericiliktir.

Burjuva demokrasileri prensip olarak ezilenlerin temsil edilmemesi üzerine kuruludur. Seçim barajları ya da veto gibi kurumlar zaten demokrasi dışı, olağanüstü durum aygıtlarıdır. Bu aygıtlar olmadığında bile sistem alt sınıfların temsiline kapalıdır. Seçime girmek için, onu kazanabilmek için hemen her zaman kudretli, soylu ve paralı olmak gerekir. Seçime girip mebus olmaktan maksat da zaten bu parayı, kudreti ve asaleti daha da artırmaktır. Dolayısı ile meclislerin birincil fonksiyonu içlerini dolduran üyelerin ceplerini biraz daha doldurmak, makam, mevki, şan ve şöhretlerini biraz daha artırmaktır.

Biliyorsunuz eski Roma’da da demokrasi vardı, özellikle de cumhuriyet döneminde. Ama tarihin ilk büyük köle ayaklanması, iki bin yıldır tüm ezilenlerin mücadelesine bayraklık eden Spartakus isyanı da o dönemde çıktı. Demek ki bir memlekette demokrasinin ya da parlementonun varlığı orada hakkın ve adaletin egemen olduğu anlamına gelmiyor. Hatta çoğunlukla bunun tersi doğrudur, tıpkı eski Roma’da olduğu gibi parlemento, egemenlerin elindeki zulüm aygıtlarından biri hatta belki de en gelişmişidir. Bunun için de, kolaylıkla diyebiliriz ki bizi selamete kavuşturacak olan bin türlü siyaset dümeniyle kirlenmiş parlemento değil Spartakus’un yoludur.

Bir kez Spartakus olmayı seçtiyseniz,  meclisle matematikle şununla bununla kafanızı pek meşgul etmemeniz gerekir. Açık diyeyim, meclise anlamlı sayıda solcu ve ilericinin girebileceği bir döneme kadar bunlar bizim için gerçekten de “boş işlerdir”.

Şimdi ben böyle bilmiş bilmiş konuşuyorum ya yarım aklımla, sanki siyasetin her bir yanını yalamış yutmuş gibi, bizim bunca zamanda ancak anlayabildiğimiz şeyleri çoktan çözüp de anlatmış büyüklerimiz var, asılonlara kulak vermek lazım.

Bunlardan biri, ömrü uzun olsun, toprağımız, komşu köylümüz Ali Kızıltuğ abimizdir. Çoğunuz bilmez belki ama, bizim için son derece önemli bir halk ozanıdır. Her seçimden sonra olduğu gibi bu seçimden sonra da kendisini yad ettim, çünkü meclisi ve seçimi anlattığı çok güzel bir türküsü vardır. Benim için seçim analizi demek, Ali Kızıltuğ’un “Ha Babam” türküsü demektir. Bu sefer Kuznetsky Most’un en izbe mekanlarından birinde, Maska’da votkamı içerken yaptım analizimi.

Türkünün sözleri şöyle :

sekiz öküz bir tarlada
vuruşuylar ha babam de babam
acından ölen danayada
gülüşüyler ha babam de babam
(hay alllah belanızı vere)

sekizi de yemiş şişmiş
kuyruğuna kırlar düşmüş
herbirine bir köy düşmüş
bölüşüyler ha babam de babam
(hay alllah belanızı vere)

dördünü sürdüler adaya
birini sürdüler karaya
yav menfaat girdimi araya
öyle bir barışıylar ha babam de babam
(hay alllah belanızı vere)

dörtyüzelli beşyüz tosun
öküz olacağı kesin
bunlar neyle doyar düşün
gelişiyler ha babam de babam
(hay alllah belanızı vere)

yerinmeden gelin geçin
hangi öküz iyidir seçin
kızıltuğ’a toslamak için
çabaliyler ha babam babam de babam
(yahu gülünür bunlara be)

Bu türküde öküz kimdir, dana kimdir, tosun kimdir anlamışsınızdır herhalde. Eminim Kızıltuğ abim de öküzlere böyle hakaret etmek istemezdi, buyrun efendim, teşbihte hata olmaz diyerek dinleyelim.

— // —

Deli Gaffar’ı takip etmek için

Twitter : @DeliGaffar

Instagram : deligaffar

Facebook : Gaffar Yakınca