Haziran’ı Nasıl Bitirelim ? Yüzleşerek Mi, Yüzleşmeyerek Mi?

Ufkun Üzerinde - Robert Bubel - Polonya - Yağlıboya kanvas

Ufkun Üzerinde – Robert Bubel – Polonya – Yağlıboya kanvas

Soru biraz ağır kaçmış olabilir, ama dürüst olalım, karşılığı vardır. Evet, tabii ki Haziran hasta yatağında falan değildir, dimdik ayaktadır, ancak seçim öncesinden bile daha ağır bir saldırı altındadır. Dolayısı ile şu dönemde yapacağı hamleler Haziran’ın bitip bitmeyeceği sorusuna da yanıt olacaktır.

Siyasi bir hareketi bitirmenin iki yolu vardır : birincisi polisiye tedbirlerle üstüne gitmek, baskı ve terörle yıldırmaktır. İkinci ve daha sık kullanılan yöntemse ehlileştirmek, düzenle uyumlu hale getirmektir. Mesela bunun sık görülen modellerinden biri o yapıyı kendinden görece büyük bir başka yapı içinde kapsamak ya da eritmektir.

İşte Haziran Hareketi de uzunca bir süredir bu ikincisine benzer bir basıncın altında. Ta kuruluş aşamasında başlayan “HDP’ye neden katılmıyorsunuz” baskısı seçim sürecinde iyice yoğunlaştı ve HDP’nin seçim zaferinin ardından zirve yaptı.

Bir siyasi örgütün kendi varlık sebeplerine hilafen başka bir örgütün içinde yer almıyor diye suçlanabildiği tek ülke bizimkisi olsa gerek. Haziran’ın kuruluş ilkeleri ve amaçları üç aşağı beş yukarı bellidir. HDP adlı partinin siyasi hattı da bellidir. Bu ikisi arasındaki açıyı görmezden gelerek “Haziran neden HDP ile ittfak etmiyor” türünde serzenişlerde bulunmak ya cahilliktir ya da, evet adıyla söyleyeyim, Haziranı HDP gölgesinde eriterek bitirme çabasıdır.

Bazı arkadaşlarımız HDP’nin seçim zaferinden duydukları heyecanla büyük umutlar üretiyor olabilirler, ancak özellikle böyle durumlarda ihtiyaç duyduğumuz şey soğukkanlılık, sabır ve akılcılıktır.

Eşitlik ve özgürlük mücadelesi konjonktürden önce basit temel ilkelerle yapılır. Misal, laikliğin hep ikinci plana itildiği, dincilerin köşe başlarını tuttuğu bir zemini hangi renge boyarsanız boyayın “solcu” diye kimselere yutturamazsınız.

Tabii ki Gezi çok şeyi değiştirmiştir, tabii ki Türkiye solu yenilenmektedir, tabii ki HDP’nin seçim zaferi küçümsenmeyecek denli önemli bir başarıdır. Ancak, öte yanda sizi siz yapan, neredeyse yüz yıllık bir devrimci mücadele pratiği durmaktadır. Siyasetin bunca yıllık birikimini, emekçilerin bunca yıllık mücadelesini, devrimcilerin bunca yıllık deneyimini bir çırpıda silip eşi dostu “yüzleşmeye” davet etmek sizi gülünç duruma düşürmekle kalmaz, yoldaşlarınızın enerjilerini çalarak içinde bulunduğunuz yapıya da ciddi zarar vermiş olursunuz.  Siyasetin ve toplumun dinamiklerini objektif olgularla değil kendi heyecanlarınızla okumaya kalkarsanız, kendinizce yaptığınız “CHP’li laikçilerle HDP’li Kürtleri hokus pokusla birleştirme” stratejileri masa başında kurulan ham hayallerden öteye gitmez. Bu hayalleri çok zorlarsanız iyi niyetli olmaktan çıkar yıkıcı ve tasfiye edici konuma düşersiniz.

Anlaşılan o ki 13 yıllık AKP faşizmi dönemi kimilerimizin şuurunda ciddi hasarlar oluşturmuştur. Oysa AKP’den önce de bir Türkiye vardı ve bizim için şimdikinden pek de ileride değildi. Eğer meclise bir kaç solcu vekil girmesiyle bu işler olsaydı 90’lı yıllarda bütün devrimci örgütlerin kendilerini kapatıp SHP’ye katılmaları gerekirdi.

Evet, bugün Haziran Hareketi için en önemli tehdit kendi içinde yeşeren HDPciliktir. Bu arkadaşlarımızın büyük çoğunluğu iyi niyetle hareket eden, HDP’nin seçim zaferinin verdiği heyecanla yeni arayışlar içinde olan insanlardır. Ancak sayıca çok az ve fakat pek etkili konumlarda bulunan kimileri açık bir biçimde Haziran’ı kendi siyasi perspektifine yedekleme ve oradan falanca siyasi ikbale tünel kazma çabası içindedir. Bu siyasi oyun vaktiyle Ufuk Urasgilller tarafından sahnelenmiştir ve son derece sevimsizdir, teşhir edilmelidir.

Bu oyunu kuranların atladığı en önemli nokta şudur : Haziran Hareketi’nin HDP ile bir derdi, bir alıp veremediği yoktur. BHH içinde benim gibi HDP’ye çok mesafeli duranlar olduğu gibi HDP’yi seven ve destekleyen insanlar da vardır. Oyunu HDP’ye verenler olduğu gibi CHP’ye verenler ya da hiç oy vermeyenler de vardır. HDP’nin saldırılara uğradığı sıralarda en net dayanışma mesajları Haziran Hareketi’nden gelmiştir. Ancak BHH eğer ayrı bir örgütse, bağımsız ve devrimci bir hattı yaratma iddiasındaysa başka siyasi öznelerle ilişkisini de kendi siyasi hattı üzerinden kurar. Haziran, HDP ya da başka bir siyasi yapıya katılacaksa, yan yana gelecekse buna meclisler karar verir, kendine olmadık akıllar vehmederek Haziran üyelerini öngörüsüzlükle, sorumsuzlukla suçlayan aklıevveller değil. Aynı başlıkları farklı mecralarda tekrar tekrar tartışmaya açıp meclislerde kabul ettiremediği fikirlerini dayatmalarla hayata geçirmeye çalışmak siyaseten etik dışı bir tavırdır. Ünvanı ve şöhreti ne olursa olsun kimsenin Haziran Meclisleri’nin aylar önce aldığı kararları yok saymaya, milyonların umudu olmaya aday bir yapıyı kendi siyasi hesapları üzerinden manüple etmeye hakkı yoktur.

Hazirancı genç arkadaşlarıma sesleniyorum, bu yapı, bu örgüt sadece sizin değil hala seçim gündemleriyle, siyaset oyunlarıyla, koltuk hesaplarıyla geleceği çalınan miyonların da umududur. Şunu unutmayın, ancak kendi ayakları üzerinde durabilen kişilikli örgütler başkaları tarafından saygı görürler. Bakın Türkiye’de son yirmi yıldır Kürt ulusal hareketinin gölgesinden çıkmamış onca örgüt var, bunların hangisi ilerleme kaydetmiş, hangisi büyümüş? Dikkatle bakarsanız, emin olun hepsinin zamanla kişiliksizleştiğini, ceviz gölgesindeki fidan misali kuruyup gittiğini göreceksiniz.

Bunun için Haziranımıza sahip çıkmak zorundayız, umudumuza sahip çıkmak zorundayız.

Önümüzdeki görev pek çetindir. Büyükçe bir siyasi harekete eklemlenerek onun dalgasıyla bir yerden bir yere gelmek kolaydır, ancak sonunda siz siz olmaktan çıkarsınız, bar ve kahve köşelerinden kendisine devrimcilik vehmeden kifayetsizlere dönersiniz.  Zor olan bağımsız, devrimci bir hat örgütlemektir, zor olan “yeniden kurulacak bir ülkeyi aşkla örmektir”.

Haziran gelecekte ne olacaktır? Birilerinin kendi derneğini, kendi örgütünü devşirdiği bir arka bahçe mi yoksa tıpkı hayal ettiğimiz gibi içinde farklı renklerin barınabildiği, kendi başına var olan ve büyüyen bir umut odağı mı? İşte bu bizim için yaşamsal bir sorudur. 

Unutmayın, Haziran’ı biz yarattık, buna gücümüz yetti, şimdi henüz bir bebek olan hareketimizi korumak zorundayız. Emin olun buna gücümüz var, daha fazlasını yapmaya, Türkiye’nin yakın geleceğine damga vurmaya gücümüz var. Yeter ki hayal ettiğimiz ülkeye ve onu yaratabileceğimize inanalım, yeter ki üç günlük gündemlerin bizi yolumuzdan alıkoymasına izin vermeyelim. İnanıyorum ki biz kazanacağız !

(*) Bir sonraki yazıda Haziran Ne Yapmalı sorusuna yanıt bulmaya çalışacağız.

— // —

Deli Gaffar’ı takip etmek için

Twitter : @DeliGaffar

Instagram : deligaffar

Facebook : Gaffar Yakınca