HDP – Laiklik – Aleviler : Ştokhölm Değil Vantilatör Kayışı

Herşey olabiliriz, ama laik asla !

Herşey olabiliriz, ama laik asla !

Haziran Hareketi’nin düzenlediği Laik ve Bilimsel Eğitim Mitingi güzel geçmiş. 13 Şubat tarihli boykotun çok daha geniş katılımlı olmasını umuyoruz. Öyle olmalı, çünkü açıkça belirtmek gerekirse bugün Türkiye’nin bir numaralı sorunu laikliktir. Bu konunun detaylarını başka bir yazıya bırakıyorum.

HDP bir süredir Haziran hareketine gülücükler saçıyor. Seçime girerken Haziran’ın desteğini alma planları olduğu açık. Mitinge ve boykota da desteklerini açıkladılar. Önemli ve anlamlıdır. Ancak siyasi manevracılıkta rekorlara imza atmış bir hareket olarak HDP’nin laikliği nereden anladığı hayli tartışma götürür, götürüyor da.

Ştokhölmcü Aleviler HDP’ye Gelsin !

HDP(*) mitinge desteğini açıkladıktan sonra bu cenahtan sürekli olarak Alevilere, Alevilerin inanç hürriyetine yönelik mesajlar geldi. Nerdeyse iki cümleden birinde “alevi” sözcüğünü geçirmeden edemiyorlardı. Bu görüntü bize HDP’nin niyetine dair bazı ipuçları verebilir : miting bir Alevi mitingi olmaktan ziyade açık adıyla “laik ve bilimsel eğitim mitingi”. HDP mitinge destek verdi ama büyük olasılıkla hangi mitinge destek verdiklerini kendileri de bilmiyordu. Alevi mitingi diyorlardı, anadilde eğitim mitingi diyorlardı bilmiyorum belki başka şeyler de diyorlardı, ama bir tek “laik” demiyorlardı.

Hal böyle olunca, HDP’nin ısrarla spesifik alevi mesajları üretmesi seçim öncesi ucuz oy avcılığı olarak sırıtıyor. Sırıtmıyor mu? Bu mesajlar sırıtmıyorsa belki onlara eşlik eden, yüzüncü kez aynı argümanlarla yazılmış, Alevileri “Stockholm sendromuyla” malül, celladına aşık acizler olarak aşağılayan yazılar, mesajlar sırıtıyordur, ne dersiniz ?

Laikliğin en çok Alevileri ilgilendirdiği, hatta bugün Türkiye’de bu konuda anlamlı bir direnç varsa bunun Aleviler sayesinde yükseldiğini bilmemek için ahmak olmak gerekir. E peki o zaman sizin bu kavrama, kucaklama, icab ederse tokatlama sevdanız nereden geliyor? Aklını nereden kiraladığını bilmediğimiz bir hanımefendi utanmazlığı bir üst boyuta taşıyor “Aleviler sistemin muhafızı olmaktan vazgeçsinler” diyor. Alevileri “yüce başkan” ne derse o tarafa yatan kendi “entelektüelleri” ile karıştırıyor olmalı, buradan üfleyelim o yana, o yandan üfleyelim bu yana gelsinler. Hanımefendi ve benzerlerine küçük bir ipucu vererek bu bahsi kapatayım : Aleviler sizi ciddiye alsın istiyorsanız bir zahmet önce onlara küfür etmeyi bırakın.

HDP Olmasa İnançlar Nasıl Özgür Olacak?

Efendim, ne diyorduk, HDP bileşenleri mitingte yerlerini aldılar. Bu katılım işinin daha ziyade HDP’nin “solcu” etiketli bileşenleri ile sınırlı olduğunu tahmin etmek güç değil, nitekim bunların arasında sevimli komedi sanatçısı Sayın Ufuk Uras ve onun yeşillik partisi de vardı. Ardında yürüdükleri pankartta, genel politikalarıyla çelişmeyecek biçimde “inançların özgürlüğü, halkların kardeşliği” yazıyordu.

İlk bakışta böylesi bir sözle hiçbir sorunumuz olamaz. Nitekim, aklına fikrine çok güvendiğim bir gazeteci arkadaş da tivıtrda yazdı : BHH’yi oluşturan tüm partilerin ve hatta CHP’nin programında bile “inanç özgürlüğü” maddesi var diye. Doğrudur, inançlara özgürlük kavramı saltık olarak pozitif bir kavramdır. Ama misal, İskenderpaşa Cemaati de “inançlara özgürlüğü” savunmaktadır, hatta laikliğin rafa kaldırılıp AKP diktasının kurulduğu dönemin neredeyse temel mottosu “inançlara özgürlük” olmuştur! Demek ki tek başına bunu söylemenin pek de bir anlamı yoktur, zaten Haziran’ın inançlara özgürlük değil de “laiklik” demesinin sebebi de budur. Yoksa tüm bileşenlerinin programında yer alan “inanç özgürlüğü” kavramını kullanmayı yeterli görürlerdi.

Ters Bağlanmış Vantilatör Kayışı

Miting, laiklikle HDP arasındaki ilişkiyi bir kez daha görmemizi sağlamıştır. Şöyle izah edeyim: HDP ile Syriza arasındaki benzerliği ifade ederken armutla vantilatör kayışı örneğini vermiştim ya hani, hah, şimdi o armutu oradan alın, vantilatör kayışı kalsın. Kasnakları yer değiştirip kayışı ters bağlayın, işte size mükemmel bir HDP-laiklik modeli.

Efendim, prensip olarak vantilatör kayışı enerjisini motordan alarak vantilatör pervanesini döndürür. Bu modelde ise kayış ters bağlıdır, vantilatörün rüzgarın etkisiyle dönüp motoru da çalıştırması umut edilir. Öyle bir rüzgar esecek ki bizim motoru bile çalıştıracak, kamyonu götürecek! Olur mu ? He canım, belki olur ama o kamyon Ştokhölm’ün Götgatan caddesinden dışarı çıkamaz !

Kamyonun yürümesi için kayışın düz bağlı olması gerekir, çünkü inanç özgürlüğünün temeli laikliktir, laiklik zaten öncelikle bunun için vardır. İnançlar özgür olunca laiklik gelmez, ancak “adam gibi” bir laiklik olursa inançlar özgürce yaşanabilir. (**)

HDP’nin bunu bilmemesi olanaksız. Fakat dediğim gibi siyasi geçmişine uygun, dürüst bir tavır sergiliyor ve laikliğin adını anmıyor. Tutarlıdır. HDP’nin geçmişi, bugününü ve geleceğini aydınlatmaktadır.

Kayışın ters bağlanmasına iyi bir örnek HDP tarafından toplanan İslam Konferansıdır. Evet, Kürt ulusal hareketi bir İslam konferansı toplamış, Ortadoğu’nun her köşesinden akla ziyan yüzlerce mollayı, şeyhi bir araya getirip onlara akıl danışmıştır. Bu adamların ezici çoğunluğunun, HDP deyimiyle, “sünni alimler” olduğunu söylemeye gerek yok sanırım.

Ters kayış, HDP’li belediyelerin meydanlara caddelere dinci şeyh isimleri koymasında da görünmektedir, alternatif cuma namazı organizasyonlarında da, alkışçı Selo bey’in melelerin karşısında diz çökmesinde de, Kobane’ye İslam asıl şimdi geliyor demesinde de…

Ancak bu terslikten dolayı HDP’lileri suçlamak haksızlık olur. Çünkü herkes bilmektedir ki HDP’nin tüm politikalarının temelini belirleyen tek bir kişi vardır: İmralı’daki yüce başkan baba. Kayışı en baştan ters bağlayan da işte bu başkan baba, yani Öcalan’ın kendisidir. Çok akıllı bir siyasetçidir, hesabını neye göre yaptığını bilemeyiz, ancak AKP ve PKK’nin ortak düşmanını tanımlarken “1071’de müslümanların Anadolu’yu almasını çekemeyen Ermeni ve Rum lobisi” dediği anda garibim HDP’lilerin kayışını kasnağını komple kaydırmıştır.

Bu yazdıklarımı “arkadaş adamlar destek veriyor ne demeye üstüne bir de kulp takıyorsun” diye eleştirenler olabilir. Şu kadarını diyeyim, HDP’nin destek verdiği şey laiklik falan değildir, Türkiye gibi mezhepçi faşizmin gölgesi altında ezilen bir ülkede adı “laiklik” olan bir mitingte bile laiklikten önce aklınıza “inançların özgürlüğü” geliyorsa ya niyetiniz başkadır ya da cahilsinizdir. Türkiye’de bir inanç özgürlüğü sorunu yoktur, belirli bir inancın, adıyla diyelim, vahabi kırması sünni islam modelinin, toplumun her kesimini terörize etmesi, esir alması sorunu vardır. Ve ne yazık ki HDP de bu sürece katkı koyanlardan biri olmuştur.

HDP, rüzgarın verebileceği güçle motorun çalışmayacağını gayet iyi bilmektedir, zaten laiklik ve demokrasi motorunun çalışması gibi bir derdi de yoktur. Bunun için 4+4+4 yasası geçerken oylarını motorun durmasından yana kullanmış, AKP’nin biricik destekçisi olmuşlardır. Laik eğitimin köküne kibrit suyu eken bir yasayı destekleyen insanların bugün laik eğitimi savunuyoruz demesi, sürekli sözünü ettiğimiz o kayışın dile gelip “abi ben de aslen Ştokholmlüyüm ve Aleviler beni yanlış anladı” demesi kadar absürttür.

(*) HDP derken bir arada HDK ve HDP’yi kast ediyorum.

(**) “Adam gibi” dedim ya, bu cinsiyetçiliğe karşı liberallerden hemen şimdi salvo bekliyorum, he canlarım elinize kuvvet…

— // —

Bu “adam gibi” dipnotundan ötürü feminist arkadaşlar başta olmak üzere eleştiriler aldım. Biraz izah etmek isterim: Ben aslında genelde böyle sözleri kullanmam, ilkerimin en başında da cinsiyetçiliğe karşı olduğum yazar. Bu sözü özel olarak bir gönderme yapmak için kullandım ve dikkat ederseniz “feministler” ya da “kadınlar” demedim, “liberaller” dedim. Konu şu : bir siyasetçi “laiklik adam olmaktır” dediğinde orada verilmek istenen “dinciler adam değildir (kalitesiz, bozuk kişilerdir)” mesajını değil de  cinsiyetçiliği görmek yüksek hassasiyet değil kötü niyet ürünü bir tutumdur, cinsiyetçilik konusunda duyarlı insanların bu hassasiyetini istismar etmektir. Bunu yapan yayın organları bu işi bir adet haline getirmişler, bu tip mini duyarlılıklar da liberal terörün bir parçası haline geliyor. Bizim ayrımcılık, türcülük vs. konulardaki hassasiyetlerimiz yine bize karşı bir silah olarak kullanılıyor. Oysa bu gerçekten üzerinde bu kadar durmaya değmeyecek bir detaydır. Şöyle bir örnek vereyim, bu siyasetçi adam sözcüğü yerine insan sözcüğünü kullansa “laiklik insan olmaktır” deseydi, bu kişilerin eline böyle bir malzeme geçmeyecek, bir şey de demeyeceklerdi. Oysa aynı mantıkla bakarsak bu sözde de ayrımcılık var, basbayağı “türcülük” var. Demem o ki bu derece yüksek hassasiyetler işleri bazan içinden çıkılmaz hale getirebilir, hatta sizin cinsiyetçilikle mücadelenizi karikatürleştirebilir. Yine de, kalplerini kırdıysam, erkek cinsi dışındaki cinsiyetlere mensup arkadaşlarımdan özür dilerim.

— // —

Deli Gaffar’ı takip etmek için

Twitter : @DeliGaffar

Instagram : deligaffar

Facebook : Gaffar Yakınca