Avrupa İkiyüzlülüğü ve İslamcı Terör

Stephane Charbonnier, islamcılar tarafından öldürülenlerden biri. İşin en acı yanı terörün dönüp orada da masum insanları vurması.

Stephane Charbonnier, islamcılar tarafından öldürülenlerden biri. İşin en acı yanı terörün dönüp orada da masum insanları vurması.

Naif Batılı ve Onun Cici Çokkültürlülüğü

İsveç’e yüzlerce kez giriş çıkış yapmışımdır, tabi TC pasaportumdan bir türlü vazgeçemediğim için hep bir yabancı, bir “karakafalı” olarak.1999-2009 arasında on yıl boyunca sınır polisinin bir kez olsun zorluk çıkardığına şahit olmadım. İsveç sınır polisi kendilerinden beklenmeyecek denli kibardır. Kendi yurduma dönerken bizim polislerden bir kez olsun hoşgeldin sözü işitmişliğim yok, İsveç polisi her seferinde “hoşgeldin” der, çıkarken de “güle güle”. Çok uzatmadan oturma izninize ya da vizenize falan şöyle bir göz atıp mührü basar. 2009 yılında gazetelerde bir haber çıktı, “İsveç’in ilk başörtülü polisi göreve başladı” diye. Afrika kökenli bir kadın polis olmuş, basbayağı türbanlı falan. Gözünü sevdiğimin İsveçlisi politik olarak doğrucu ya, sanki bayram varmış gibi seviniyor, TVlerde gazetelerde falan röportajlar. Pek liberal bir grup arkadaşımla otururken dedim ki “iyi hoş diyorsunuz da bu kılık dini bir simge, bu kılık sayesinde polisin hangi dinden olduğu belli oluyor, bu ondan hizmet alan insanlar açısından bir  istismara ya da tersinden korkuya dönüşebilir”. Buz gibi bakışlar ve uzun bir sessizlik yoluyla anti-demokratik, çoğulculuktan anlamayan bir Türk olarak damgalanmam bir kaç dakika sürdü. Allahtan İsveçliler laikçi, darbeci, cehape zihniyeti, ceberrut cumhuriyetçi gibi terimleri bilmediklerinden onlar eksik kaldı.

Bundan daha ilginci bir kaç ay sonra yaşandı. Havaalanında İsveç’e giriş yaparken hayatımda ilk kez bir polis memurunun hakaretine ve kötü muamelesine uğradım. Bilin bakalım bu polis memuru kimdi? Doğru bildiniz. Neden bana öyle davrandığı bilmiyorum, ama bu işin katı inançlarıyla bir ilgisi olmasından şüpheleniyorum. Belki de karakafalılara özel iltimas tanımadığını gösteriyordu, ya da belki “laik” Türkiye’den gelen uçaktan inenlere karşı özel bir “sempatisi” vardı. Benim aklıma en çok yatan sebep müslüman bir ailede müslüman “hoşgörüsü” ile yetişmiş olmasıydı. Bu hoşgörü ve empatinin son örneği geçenlerde yine İsveç’te görüldü, ırkçıların camilere saldırısını protesto etmek için toplanan kitlenin neredeyse tamamı İsveçliydi, müslümanlar eyleme gelmemişti. Düşünce ve ibadet özgürlüğü konusunda müslümanlar o kadar da hassas değillerdi, kurban kendileri olsa bile. (*)

Avrupa Müslümanları Değil İslamcılığı Kolluyor

Bundan onbeş yıl önce de Avrupa’da ayrımcılık vardı, ama “islamofobi” kavramı henüz icad olmamıştı. Sanırım bu lafı ilk yeni islamcı siyasetçiler ve onları “demokrasi adına” destekleyen Avrupalı liberal dostları uydurdu. Bu adlandırma çok önemli, çünkü yabancı düşmanlığı anlamına gelen ve batı ülkelerinde hiç onaylanmayan “zenofobi” kavramıyla paralellik kuruyor. Böylelikle sadece müslümanları değil İslamın kendisini ve daha önemlisi bizzat İslamcılığı bir mağdur, korunması gereken bir unsur olarak sunabiliyor. Yaşadığı topluma uyum sağlamak için çırpınan müslümanı itip kakan, hiç bir özel yardımda bulunmayan Avrupa devletleri,  cami derneklerine, cemaatlere, ne idüğü belirsiz imamlara, Türkiye gibi devletlerin islamcı projelerine her türlü desteği veriyor, paspas oluyor. Bunu da islamofobiye karşı olmak adına yapıyorlar.

Pek beğendiğimiz Avrupa’nın düşünce düzeyi ve ufku bu kadar işte, bu numarayı yemeyen bir tek ırkçı partiler var, onlar da bildiklerinden değil yabancılara yönelik nefretten gözü kararmış beyinsizler olduklarından. Gel gör ki Avrupa’da prim yapan da hala bu beyinsizler. Avrupa enteli çok kültürlülük, çok renklilik falan diye sayıklarken bir yandan ırkçılar öbür yandan islamcılar yükseldikçe yükseldi, o kundaktan önce IŞİD çıktı, ardından, işte görüyorsunuz onun muhtelif yavruları. Şimdi de ağızları ayrılmış, hayretle birbirlerine bakıyor, “biz ne edeceğiz” diye. Edeceğinizi ettiniz, bundan sonra sıvar mısınız üstüne mi oturursunuz siz bilirsiniz.

Genel düzeyi bizim mabad kılı vatandaşlardan bir parmak yukarıda olan Avrupalı sıradan vatandaş içinse durum biraz daha farklı. Onların dünyasını muhteşem demokrasilerini yıkacak olan islamın korkusu şekillendiriyor. Dünyanın en ikiyüzlü ve adi rejimlerinden birini muhteşem demokrasi sanmaları onların sorunu, ancak islamcıların inandığı islamdan korkmakta bir dizi sebep yüzünden haklı olduklarını söyleyebiliriz. Bunları saymama gerek yok, “gerçek” islamı biz ortadoğulular zaten uzun süredir tanıyoruz, onlar da şimdi şimdi öğreniyorlar işte.

İslamcıların Baş Sponsoru Olarak Avrupa

Bugün İslamcı terörün beslendiği yer Avrupadır. Bizim buralarda kafa kesen, çocuklara tecavüz eden, köle pazarlayan İslamcı yamyamların anası Avrupa solcularının naif liberalliği, babası ise sağcıların fırsatçılığıdır. Avrupalılar yıllardır bir yandan demokrasi, çok kültürlülük palavraları atıp diğer yandan dinci katillere pisliklere arka çıktılar, insanlık düşmanlarını özenle besleyip büyüttüler. Sonra da Ortadoğu’ya, bizim ülkelerimize saldılar.  Suriye’de Kürtlerin ve Türkmenlerin aylardır savaştığı yamyamların çoğunun cebinde AB pasaportları var. Yurtlarımız çember sakallı, arkası sağlam Fransız, İngiliz ve Alman vatandaşları tarafından kana ve teröre bulanıyor. ABD’nin ve Avrupa’nın kucağında büyüyen bu caniler dünyanın doğusunda her gün yüzlerce insanı katlediyor, ama bu katliamlar sadece bir satır haber oluyor. Daha bugün İslamcılar Yemen’de 31 kişiyi öldürdü. Ama bakın tüm Dünya Fransa’yı konuşuyor. Hepimiz Fransa’yı konuşuyoruz. İşte batının ikiyüzlülüğü budur.

Türkiye’de tam 12 yıldır İslamcı bir iktidar var. Ülke adım adım karanlığa itiliyor. Hepimiz yaşamlarımızdan, çocuklarımızın geleceğinden endişeliyiz. Peki bu iktidarın en büyük destekçisi ABD ve AB değil mi? Evet, ta en başından beri Türkiye’de AKP’yi her şekilde koruyup kolladılar. Biz derdimizi anlatmaya çalışırken bize kulak tıkadılar. Burada burslarla, fonlarla, bağışlarla besledikleri ipotek kafalı liberalleri, çakma akademisyenleri dinlediler. Sonra da bize dönüp “laikçiler, darbeciler, milliyetçilikten kurtulamamış solcular” diye aşağıladılar. İşte o çok beğendikleri, alkış kıyamet destekledikleri “demokratik” AKP düzeni hepimize yetecek kadar çok kindar müslüman yetiştiriyor. Nijerya’ya uçaklar dolusu silah gönderirken “yav bunlarla hristiyan öldürülecekse tamam da müslüman öldürülecekse vebal alıyoruz” diyebilecek denli alçaklaşmış bu adamları büyüten de destekleyen de en önce batılı devletlerdir(**). Aman ne gam, nasıl olsa bu gerizekalı müslümanlar birbirlerini boğazlayacaklar. En çok bir kaç yüz bin Aleviyi öldürürler,belki bir o kadar da Kürt, büyük şehirlerde üç beş eylem biraz da beyaz Türk, hepsi bu, bize dokunacak değil ya! Al işte bakın nasıl dokuyor size.

Önce bizim ülkelerimizi bombalayın, her türlü ajanlıkla birbirine düşman olmayan bir tek etnik gurup, bir tek mezhep bırakmayın, her ülkede sonuna kadar İslamcıları, ahlaksız dincileri destekleyin, üstüne bir de cebine pasaport koyduğunuz katillerinizi gönderin… sonra da siz bu işlerden müstesna kalın. Olmuyor işte, dünya sandığınızdan daha küçük, onbeş yıldır bir lokma ekmeğe muhtaç hale getirdiğiniz, talan ettiğiniz, canını, malını, ırzını çula çevirdiğiniz Doğu şimdi ektiklerinizi size iade ediyor.

En acı olan kısmı ise ne biliyor musunuz, bu belanın gidip orada da masumların başına patlaması. Bu karikatüristler Fransa’nın belki de en düzgün gazetecileriydi.  Ne kadar yazık, ne acı. “Fransa demokratiktir, özgürdür” diyenlere hayret ediyorum. Bu özgürlükler bu demokrasi nedense hep Fransa’nın ve NATO’nun çıkarlarına hizmet ediyor. En önden gidip Libya’ya Suriye’ye bomba yağdıran Fransız Cumhuriyeti Paris’in göbeğinde tehdit altında oldukları açıkça bilinen insanları koruyamıyor! Demokrasi, özgürlük falan hepsi yalan, çünkü tüm bu devletler aşağılık çetelerden, çıkar şebekelerinden başka bir şey değiller.

Son lafım da bizdeki islamcılara ve penguen medyasına. Hırsızları, katilleri savunurken bile bu kadar sevimsiz olmamıştınız. Hala “islamın itibarını” kurtarmanın derdindesiniz. Yazıklar olsun sizin olmayan vicdanınıza, itibarınız batsın!

 

(*) Yahu arkadaş belki de senin tipin yamuktur diyenleriniz olabilir. Bilmiyorum, belki yamuktur, ama on yıl boyunca ve sonrasındaki beş yılda da benim yamuk tipe takılmayan İsveç polisinin bir kez bu şekilde takılması, üstelik bunu bir de hakaret/aşağılama ile bezemesi ister istemez bana başka şeyler düşündürtüyor.

(**) THY yöneticisiyle başbakan danışmanın tapesini anımsayın.

 

Bu yazının devamı için : Avrupacı Liberaller ve Evrensel İkiyüzlülük 

 

— // —

Deli Gaffar’ın Notları tamamen bağımsız bir kişisel blogtur. Hiç bir siyasi grup, medya kuruluşu ya da şirketin desteği olmadan yayın yapar.

Deli Gaffar’ı takip etmek için

Twitter : @DeliGaffar

Instagram : deligaffar

Facebook : Gaffar Yakınca