Vatan İçin Ödenen Nakit Kutsaldır

Resim: La Fuckin' Patria (...tiğimin vatanı) - Ressam: Xulio Rodríguez - Kanvas üzeri kuruboya

Resim: La Fuckin’ Patria (…tiğimin vatanı)
– Ressam: Xulio Rodríguez – Kanvas üzeri kuruboya

Bütün kutsalların satılabiliyor olması ne güzel. Misal hali vakti yerinde bir müslümansanız diğer din kardeşlerinizden farklı olarak Mekke manzaralı yedi yıldızlı suitinizde Hac keyfi sürebilirsiniz. Askerlik de kutsaldır, vatana hizmettir, gerektiğinde vatan için canını vermektir. Ama onun da bir fiyatı vardır.

Osmanlı böyle miydi yahu, her yola gelirdi !

Kutsal vatan hizmetini para ödeyerek savuşturabilme güzelliği Osmanlı döneminde de vardı. Tıpkı bugünkü gibi askerlik yapmamak için ödenen paraya “bedeli nakdi” deniyordu. Önceleri 50 Osmanlı altın lirası olan bu bedel daha sonra 30 altın liraya indirildi. Ancak bu durumda bile en az beş aylık eğitim zorunluluğu vardı. Bir başka bedel yöntemi “bedeli şahsiydi”, yani kendi yerine başkasını askere gönderme. Diyelim ki devletin bedeli 50 altın lira, siz köyden 15 altın liraya sizin yerinize askerlik yapmaya razı olacak bir gariban buldunuz, ohh kebap, askerlik yattı, 35 altın da cepte kaldı… Osmanlı fevkalade liberal bir devletti. Liberal dediysem özgürlükçü falan anlamayın, bizim bugünkü liberaller gibi her yola gelir anlamında kullanıyorum. Vatandaşla arasındaki ilişki sadece almak üzerine kurulduğu için o aldığına bakardı, gerisiyle ilgilenmezdi.

Bunun için misal, “bedeli hayvani” diye bir bedel koymuştur. Yedek askerler eğer ordu için iki baş hayvan beslerlerse silah altına çağrıldıklarında gitmeyebilirler. Tersanelerde “bedeli manda” diye bir şey vardı, askerlik vaktiniz gelince gidip mandanızı teslim ediyorsunuz, manda sizin hizmet süresi boyunca su dolabında falan çalışıyor, sonra da sizin yerinize terhis oluyor. Efendim sonra, “bedeli asakiri bahriye” denilen bir sistem vardı. Yelkenli gemilerde yelkencilik, kürekçilik gibi ağır işleri yapmak için her dört evden bir adam alınırdı. Tabi işin ucu gelip bu dört ev arasında pazarlığa dayandığı için bu da bedelli askerlik sayılmıştı. Komşular aralarında anlaşıyorlar, ihtimal en fakir olanın oğlunu donanmaya teslim ediyorlar. Bütün bunlardan daha ilginci ise bedeli nakdi sisteminin çalışmasıyla ilgili bir detaydı : diyelim ki askerliği pas geçecek kadar paranız yok, misal sadece 10 altın liranız var, paranız kadarını hizmet sürenizden düşürebiliyordunuz. Liberal Osmanlı devleti her yola geliyordu, siz yeter ki paradan haber verin.

Zorunlu askerlik yasalarının ilkinin 1846’da sonuncusu 1914’te çıktığını göz önüne alırsak şu sonuca varabiliriz: imparatorluk coğrafyasının cayır cayır yandığı bir dönemde onlarca savaş ve sayısız cephede ölenlerin tamamı yoksullardır. Devlet, zenginlerin paçayı yırtması için her nevi kapıyı açık tutmuştur.

Şimdi daha sert bir bilgiyi alıp hazmetmeye çalışalım. Kuva-yı Milliye döneminde düzenli asker alımı Sivas Heyeti Temsiliyesi’nin kararından sonra başladı ve bedelini ödemiş olanlar askerlikten muaf tutuldu. 19 Ekim 1919 tarihli kararla bedel ücretleri üçer aylık dönemler için 150 lira olarak tespit edilmişti. Yani şu bizim meşhur Kurtuluş Savaşımız var ya, hani işgal ordularını kovup ardından bağımsız cumhuriyeti kurduğumuz savaş, işte o savaşta ölenler de yine hep yoksullardı.

Bedelli askerlik ahlaksızlık mı?

Kulunuz Gaffar da askerliğini bedelli yapanlardandır.  Çanakkale’deki Jandarma Alayı’nda 28’i zorunlu, artı 2’si gönüllü olmak üzere toplam 30 gün askerlik yaptım. Gönüllü günlerin sebebini sormayın bir ara anlatırım. O zaman bedelli askerlik yapanların içinde yaşça en küçük olan bizlerdik. Hep otuzlu kırklı yaşlarında çoluk çocuk sahibi adamlar, çoğunluğu sırtı kalın tipler, patronlar, müdürler, valiler, savcılar falan. Bu koca koca erkeklerin tuvalete doğru düzgün sıçamadığını, yatağını yapamadığını, çorabını mendilini yıkayamadığını görünce “zorunlu askerlik iyi bir şey galiba” diye düşünmeye başlamıştım. Çoğunluğu en ufak yoksunluktan ve konforsuzluktan bile şikayet eden sürekli mızmızlanan adamlardı. Bir askeri birlikte beş yıldızlı otel konforu bulmak olanaksız tabi, tatmin olmuyorlardı. Oysa daha sonra bir üst çavuştan öğrendiğime göre devlet emir vermişti, “bedelliler gelecek yeni yataklar çıkartın, koğuşları boyayın, tuvaletleri falan yenileyin” diye. Biz gelmeden önceki son bir kaç hafta birliğin değerli konuklara hazırlanmasıyla geçmişti. Bizden önce o birlikte eğitim alan çocuklarsa çok daha zorlu koşullarda yaşıyorlar, daha acısı, biz 28 günün sonunda güle oynaya sivil yaşamlarımıza dönerken onlar Kürdistan’a savaşmaya gidiyorlardı.

Bir bedelli “Mehmet Ağa” olarak gördükleriniz sizi askerlikten soğutmuyor maalesef, aksine vicdanınızı hepten sızlatıyor. Biz devletin açtığı kirli pazarlık masalarından birine kurulmuş, pey akçesini ödeyen sinik tüccarlar gibiydik. Peki savaşa giden halk çocukları? Doğrusu onların da bizden daha ahlaklı olduklarını düşünmüyorum, sadece daha az paraları vardı ya da yaşları tutmuyordu, ya da kanun çıkana kadar kaçmayı başaramamışlardı…

Ancak şu kısmı da atlamamak gerekir, ahlak kendinden menkul bir kavram değildir, onu insanın maddi koşulları belirler. Dolayısıyla her iki grup insan için de ne yüksek ahlaktan ne de ahlaksızlıktan söz edebiliriz.

Bu bedelli askerlik işlerinin en büyük faydası bu oluyor. Bize kutsal diye yutturulanların hiç de öyle olmadığını, düzenin tek kutsalının  para olduğunu görebiliyoruz.  Vatan için savaşmak, vatan için ölmek .. bunlar çok havalı, çok etkileyici sözler, peki ya bize vatan diye yutturulan şey kanımızı emen bir kaç efendi ve onların et beyinli varislerinden ibaretse? Bunu gördüğümüzde gerçek ahlaksızın kim olduğunu da görebiliriz, bu koşulları yaratan ve onların sürmesinden fayda elde eldenler kimlerse işte ahlak yoksunları da onlardır. Hiç bir şey insanın yaşamından ve onun özgürlüğünden daha kutsal olamaz, ne tanrı, ne din, ne vatan, ne aile… Bu kavramlar hepten önemsizdir demiyorum, sadece insanın kendisinden daha önemli olamazlar diyorum. Nerede herhangi bir kavram biz sıradan insanların yaşamı pahasına yüceltiliyorsa bilin ki en aşağılık en adi dümenler ve hırsızlıklar da oradadır.


Deli Gaffar’ın Notları tamamen bağımsız bir kişisel blogtur. Hiçbir siyasi grup, medya kuruluşu ya da şirketin desteği olmadan yayın yapar.

Deli Gaffar’ı takip etmek için
Twitter : @DeliGaffar
Facebook : Gaffar Yakınca
Instagram :  deligaffar