Şirin Payzın, Alper Taş ve Mahçup Penguenler Çağında Solcu Olmak

Mahçup penguenler bizden rica ederler.. "Alper bey rica edicem.." Neden acaba bunca zamandır hiç Abduldingil Bey'den rica etmemişler?

Mahçup penguenler bizden rica ederler.. “Alper bey rica edicem..” Neden acaba bunca zamandır hiç Abduldingil Bey’den rica etmemişler?

Bana kızıyorlar “gazetecilerle ne alıp veremediğin var” diye. Şöyle anlatıyorum : bu ülkenin bir ordusu var, yıllar boyunca  solculara, kürtlere, muhaliflere yapmadığı zulüm, işkence kalmadı cumhuriyeti korumak için. İşte o anlı şanlı dehşetli ordu İslamcılar cumhuriyeti yıkarken süt dökmüş kediye döndü. Ulusalcı arkadaşlar papatyadan darbe falı tutarken bir de ne görelim, meğer bize askerlikte kafamıza vurula vurulan anlatılan vatan, millet, bayrak falan hepsi yalanmış, herşey NATO’ya bağlı bir ordunun bütçesinden alınan bir maaşa ve o maaşla ödenen ev taksitine otomobil taksitine falan bağlıymış! Vatansever subaylarımız aslında maaşlarının derdinde birer devlet memuruymuş!

İşte aynı şekilde bu gazeteci takımı da kendini bize yıllarca demokrasinin teminatı gibi yutturdu. Demokrasi denen şey solculara karşı korunacak olduktan sonra, ona teminat olmak kolay. “1 Mayısta solcu kızların sopayla dövdüğü zavallı çiçek” haberleri, kırılan banka camlarına ağıt yakan VTR’ler, solculara çekilen her silahlı cinayet operasyonunda valilerle özel söyleşiler falan.. kabadayılığınız solculara söktükten sonra demokrasiyi böyle korumak çocuk oyuncağı tabi.  Misal, şimdinin en demokrat yazarlarını yetiştiren Milliyet’in 19 Aralık operasyonlarından sonraki manşeti “sahte oruç kanlı iftar”dı, işte size demokrasi havariliği, hapishanelerdeki bir kaç yüz tutsak demokrasinin en büyük tehdidi olduğuna göre, en demokrat gazetecilere de onlar öldürülürken alkış tutmak düşerdi! Ne zaman ki iş demokrasiyi islamcılara karşı savunmaya dönüştü bizim bu demokrasi bekçisi gazeteci taifesi bir anda buhar oluverdi. Koyduysan bul, ya taraf değiştirmiş kendilerine yağlı bir kapı bulmuşlar, ya da ortadan ortadan tarafsızlık dümenleri çekiyorlar. Bizler de misal Akif Beki gibi şahsiyet abidelerini gördükçe Cüneyt Özdemirleri falan nimet belliyoruz. Demek ki bu gazetecilik denen şey de aslında bir zenaatmış, maaş, ulufe, tayin falan şeysiymiş ve lakin bize yıllarca demokrasinin olmazsa olmazı diye yutturulmuş.

Penguenci CNN, eleye eleye, geriye bırakın tarafsız gazeteciyi doğru düzgün “insan” bile bırakmadı. İnsanlığına hiç bir şey diyemem, kalanlardan biri Şirin Payzın hanımefendi. Ancak anlıyoruz ki vazifesi AKP ve dincilik şakşakçılığına bir vesile, bir tür payanda olmaktır. Programının gedikli konuğu ve hatta kadrolu kişisi bırakın Türkiye’yi yeryüzünün utanç duyup geri kusacağı türden bir adam, cahil, yobaz, küstah, saldırgan ve fakat en önemlisi yüksek mevkilerde ipini tutanların sesi.. Çapı da, karakteri de, sesi de, üslubu da sahipleriyle uyum içinde, çukur desen çukurlar utanır keyfiyetinde bir necaset. Daha önce de çok vukuatları vardı. Ve fakat bu sefer gerçek bir solcuyu, bir devrimciyi kumpasa almaya kalktılar. Heceleyerek tekrar edeyim: kum-pas. Yani dümen, yani tezgah, yani üçkağıt…

Tayyip Erdoğan karşısında Akif Beki neyse, Selahattin Demirtaş karşısında Şirin Payzın odur, rivayet değil kanlı canlı gördük. E peki Alper Taş onca küfür ve hakaretten sonra ayağa kalkınca neden “Alper bey lütfen” ? O ana kadar neden “Abduldingil Bey lütfen” değil de artık son noktada “Alper bey lütfen” ? Yav bir deyin hele? Siz, şu Demirtaş’a çanak sorular soran Şirin hanım değil misiniz? Ne oldu da tam Abdül dayak yiyecekken “lütfen” demek geldi aklınıza?

Yanıt vermenize gerek yok, biz biliyoruz. Aslında siz bir tür mahçup penguensiniz. Vazifeniz efendi solcuları, muhalifleri çağırıp böyle arsız uğursuz hayvanlara yem etmektir. Tezgahınız da sağlam dönmektedir, belki karşılığı da gelmektedir patronunuzdan bunu bilemeyiz, ama kurbanlardan biri sert çıkınca… ah işte tam orada “lütfen Alper Bey lütfen….”.. Biz de yedik!

İşlerin neden ters gittiğini size tane tane anlatayım da bir daha aynı hataları yapıp ekmeğinizi tehlikeye atmayın. İşin özü şu, Alper Taş bir devrimcidir, ne sizin elini öptüğünüz kalın burjuvalara benzer, ne de elinizi öpen yalaka kofti demokratlara. Kibar bir adamdır, sabırlı bir adamdır, ahlaklı bir adamdır, ahlakını o hırsız islamcılar gibi müphem bir tanrıdan değil bizatihi devimcilğinden alır, bunun için kibardır ama ahlaksızın kafasına yumruğunu indirecek kadar kudreti de vardır, cesareti de vardır.

Demem o ki sakın devrimcileri çevrenizdeki sümüklülerle, kapıkullarıyla, eyyamcı burjuva siyasetçileriyle, şeref yoksunu mızmız köpeklerle karıştırmayın. Onları çağırıp stüdyonuzda AKP’nin tetikçilerine fırçalatabilirsiniz, ama devrimcilere bu dümenler sökmez, allah korusun bir çuval incir berbat olur, patronunuz kulağınızı falan çekebilir!  Hülasa, beceremeyecekseniz bir daha programınıza Hazirancıları, Gezicileri, devrimcileri falan çağırmayın, bizi de sizinle uğraşmaya mecbur etmeyin.

Şirin hanımı bir yana bırakıp kendi mevzumuza dönelim. İşte bu mahçup penguenler çağında devrimci olmak böyle bir şeydir. Cesur, kararlı, kudretli ama bir o kadar da sakin ve sabırlı. Mahalle jargonuyla diyeyim,  bilenler bilir Alper Taş istese o haysiyetsizin oracıkta hakkından gelebilirdi. Ama sabretti, tıpkı bizim Haziran’da Mado’nun camlarını indirmememiz, bize vahşice saldıranlardan iki tanesinin façasını aşağı almamamız gibi o da orada sabırlı davrandı, kendisini tahrik eden kadrolu tetikçiye sadece hoşt dedi, taş atmadı, yumruk atmadı… Bizim asıl gücümüz budur işte, bunun için islamcı hırsızların temsilcileri her programda baş köşede konuk edilirken Haziran’ı temsil edenlere ekranlar mikrofonlar açılmaz kolay kolay. Çünkü biz sadece haklı ve kararlı değil aynı zamanda ahlaklı ve sabırlıyız da. Şirin Payzın’ın çadır tiyatrosu bir kez daha göstermiştir : Haziran sadece liderleriyle ve kitlesiyle değil ahlakı ve tavrı ile de kazanmıştır. Dikatörlük çöküş dönemindedir ve zerre kadar şüpheniz olmasın, gelecek bizimdir.

Şimdi küçük bir hayal kurun, farz edin ki şu ülkenin yönetim kademelerinde hırsızlar, katiller, üçkağıtçılar değil de Alper Taş gibi birileri var… Çok daha güzel bir tahayyül değil mi? İşte bir de bunun için “inanıyorum ki biz kazanacağız!”