Bir Gün Haziran Yörüklere De Gelecek

Haziran Honamlı Eli'ne de gelecek nasılsa.. Bu akıttığınız yaşlar, büktüğünüz beller yanınıza kalır mı sanırsınız?

Haziran Honamlı Eli’ne de gelecek nasılsa.. Bu akıttığınız yaşlar, büktüğünüz beller yanınıza kalır mı sanırsınız?

Honamlı Eli’nde, Ermenek’te madende öldürülen Tezcan Gökçe’nin babası Recep emmime devletin 11 liralık kara lastik vermesi üzerine

Demeyeyim diyorum ama söyletiyorlar. Bu devlette, bu imamlarda, bu bademlerde oyun bitmez, üçkağıt bitmez, zulüm bitmez. Oğulu madende, anayı servis otobüsünde, babayı hastane kapısında öldürürler, öleni allaha havale edip kalanı süründürürler de bir dirhem vicdan, merhamet göstermezler. Gösterdikleri de işte şu 11 liralık kara lastiktir.

Kara lastik, Ankara lastiği, cizlavet.. fukaralığın göstergesi gibi gelir bizlere. Oysa misal, Kayseri’nin bir Yörük köyünde zenginliği gösterir, çünkü öte yanda kış günü ayağına pazar poşeti sararak yürüyen insanlar da vardır. Kara lastiğin gelip Yörüklerle gündeme oturması tesadüf değlidir. Hala kara lastik üreten bir iki fabrikadan birinin Ermenek diye bir modeli vardır. Ama vali beyin Recep Gökçe’ye lütfettiği bu değildir, en ucuzundan, içi astarsız bir modeldir.

Yörükler utanmayı, arlanmayı bilirler. Hırsızlık yapmazlar, cana kıymazlar, ağaç kesmezler.. Ama yüzlerce yıldır onların sırtından geçinen devlet utanmaz, valisinden kaymakamına, efendim ondan maiyet memuruna ve ondan mal müdürüne ve ondan sosyal bilmem ne vakfına ve ondan da tekrar kaymakamın odacısına 11 lira için yazışma yapmaya, yetkili kıldığı memurunu pazara gönderip, kara lastik seçtirip, evladını bu zulüm düzenine vermiş Yörüğün ayağına takmaya. Utanmaz. Öldürmekten, sürmekten, dövmekten, aç bırakmaktan utanmayan bundan mı utanacak? 11 lira, yazıyla onbir, o yazışmalarınızın telefonlarınızın faturasından daha yüksek değildir, Yörük bunu alıp suratınıza çalmaya “ayıp” der de savaşta, madende, tarlada, davarda gün yirmi dört saat, Yörüğün kanını emen şu devlet ayıp sözcüğünü bilmez.

Bunları da söylemek ayıp mı? Deliye ayıp olmaz, diyeceğim. Recep dayı, ölen oğlu  Tezcan, karısı Ayşe ana.. bunlar Ermenek’in Kazancı nahiyesindendir. Oraya Yörükler’in “Honamlı eli” derler. Ya Yörüklerdir ya da Abdal. Zaten, “kazancı” Abdal demektir. Yoksulluk orada, artık elle tutulur hale gelmiştir.  Türkü diyor ya hani “zenginimiz bedel verir, askerimiz fakirdendir” diye, işte bu formül uyarınca bayrak örtülü tabutların çokça geldiği bir yerdir. İş yok, aş yok, güvence yok… ama devlet imam kadrosunu, jandarma kadrosunu, ajan kadrosunu, godaman kadrosunu eksik etmez; Ankara’nın madene ihtiyacı var yürüsün Yörük, İstanbul’a elektrik lazım koşsun Yörük, Antalya’ya süt, Mersin’e et lazım taşısın Yörük, savaşa adam lazım ölsün Yörük! Bir yandan yokluk yoksulluk, öbür yandan kanun zoru, karşıda da kucağını açmış bekleyen imam efendi, cenaze şovcusu müezzin sakallı bakanlar… İşte bu, Yörük’ün, Sıraç’ın, Abdal’ın, Tahtacı’nın açlıkla yoklukla terbiye edilmesidir. Bir zamanlar İlbeyli’ye, Avşar’a, Varsak’a yapılanla aynı şeydir.

Rusya’da 1905 devrimi olduğunda kaçıp Türkiye’ye gelen Tatarlardan bir nineye soruyorum, “neden gelmiş sizinkiler” diye, “oooo…” diyor gözlerini büyüterek, “calıngayaklar yürüdü de ondan geldik”. “Calıngayaklar”, çıplak ayaklılar demek oluyor, yani baldırı çıplaklar, mülksüzler.. İşte onlar yürüyünce zenginler tası tarağı toplayıp kaçmışlar, sonrası da hepinizin malumu.

Bizler, Haziranda yürüyenler, toplumun en yoksul kesimleri değildik. En yoksullar itiraz edemeyecek kadar yoksul ve çaresiz durumdalardı. Soma’da işler biraz değişti. Milyon liralık makam araçlarıyla canını zor kurtaranları, kendini zerzevat reyonuna atanları, zorundan öfkesinden tekme sallayan şerefsizleri gördük. O zaman o kadar korktular ki Ermenek’te işlerini çok daha sağlama bağladılar. Ama olmuyor işte, adalet, utanma, arlanma üzerlerinde pek sakil duruyor, lime lime dökülüyor ve sonunda bir yerden patlak veriyor. Cinayet mahalline binlerce korumayla giderek rezaletin açılışı yapmışlardı, şimdi de valileri cizlavet şovuyla sıvamasını yapıyor.

Yani olmuyor, zulüm, zor ve din tüccarlığı üstüne kurdukları düzenleri bir türlü dikiş tutmuyor. Bunun için sakın umutsuzluğa kapılmayın, yılgınlığa düşmeyin. Emin olun, birgün bizim calıngayaklar da yürüyecek, Haziran Yörüklere de gelecek, biz götüreceğiz. Gezi’deki Armutlu’daki Bornova’daki elle Soma’daki Kazancı’daki birleşecek. İşte o zaman hesabı sorulmadık bir tek kara lastik, bir tek ayakkabı kutusu kalmayacak.


Deli Gaffar’ın Notları tamamen bağımsız bir kişisel blogtur. Hiçbir siyasi grup, medya kuruluşu ya da şirketin desteği olmadan yayın yapar.

Deli Gaffar’ı takip etmek için
Twitter : @DeliGaffar
Facebook : Gaffar Yakınca
Instagram :  deligaffar