Bir Baba, Bir Oğul, PKK ve Türkiyeli Solcular…

Vecihi Timuroğlu. Yazar, şair, düşünür, insan hakları savunucusu...

Vecihi Timuroğlu. Yazar, şair, düşünür, insan hakları savunucusu…

Ne acı, bir dostun mesajı sayesinde, günler sonra öğrendim Vecihi Timuroğlu’nun ölümünü. Kendisini sadece bir kez görmüşlüğüm var, doksanlı yıllardı sanırım, Sol Yayınları’nın Ankara’daki ofisinde. Yaşça bizden çok büyük ve çok saygı duyduğumuz bir yazar, sadece kenarda bir yerde oturup Muzaffer İlhan Erdost’la konuşmasını izlediğimizi anımsıyorum.

Vecihi Timuroğlu’nu tanıyanlarınız kadar tanımayanlarınız da olacaktır. Buna şaşırmam, çünkü böyle kendi halinde ama karınca kararlılığı ile yazan, yazının namusu olduğuna inanan ve çizgisinden ödün vermeyen yazarların yıldızı nicedir söndü. Artık meydan piyasayı kollayıp yerine göre dümeni kıvırabilenlere kaldı. Timuroğlu, son nesil omurgalı yazarların son örneklerindendi. Eğer yazdıklarını bulma olanağınız olursa mutlaka okuyun derim, pişman olmazsınız. Belki edebi olarak dünyanın en iyi metinleri değillerdir ama insani olarak zirveyi yakalamışlardır.

Edebiyat konusunda çok iyi biri sayılmam. Timuroğlu’nun ölümü bana başka bir hikayeyi anımsattı. Zaten ölümü haber veren dostum da yanında bu öyküyü anmadan geçmemişti. Nasıl geçilebilir ki? Vecihi Timuroğlu’nun hayatı aynı zamanda bir babanın yaşayabileceği en acı dramlardan birinin de sahnesidir. Türkiye’de demokrasi ve hak mücadelesinin geçmişini biraz bilenler Timuroğlu soyadını duyar duymaz iki ismi birden anımsarlar : biri yazar, şair Vecihi diğeri ise onun oğlu, genç yaşta kalleşçe kurşunlanarak öldürülmüş devrimci Kürşat Timuroğlu.

Kürşat Timuroğlu, Devrimci Yol’un önemli isimlerinden biriydi. Devrimci Doğu Kültür Dernekleri’nin kurucuları arasındaydı. Avrupa’daki en önemli işçi hareketlerinden biri olan Devrimci İşçi’nin de kurucu önderlerindendi. 1980’lerin başında PKK faşist cuntadan çok solculara, demokratlara saldıran bir örgüttü. Bu eylemleri sebebi ile Türkiyeli solcu örgütler tarafından dışlanmıştı. Böylesi bir politik iklimde sadece Kürdistan’da değil Avrupa’da da pek çok solcu PKK tarafından öldürüldü. İşte o cinayetler zincirinin halkalarından biri de Kürşat Timuroğlu’nun katledilmesiydi.

Kürşat, 25 Şubat 1986’da Hamburg’da Stiftstraße caddesinde kurşunlanarak öldürüldü. Silahsızdı. Katil Siverekli genç bir adam; arkasından üç el ateş etti ama öldüremedi. Kürşat bir bakkal dükkanına girip yere düştü. PKK’li katil arkasından gelerek tabancasını üzerine boşalttı. Kürşat’ın katili Ferit Aycan cinayetten sonra Apo’nun yanına geldi, ödüllendirildi, terfi etti. Alman polisinin girişimiyle Interpol tarafından aranmasına karşın yıllarca elini kolunu sallayarak Türkiye’ye girip çıktı, turizm şirketi kurdu, Fatih’te fotoğrafçı dükkanı açtı, silah bulundurmaktan tutuklandı ama serbest bırakıldı, kendi adına ev satın aldı, sonra tesadüfen Hırvatistan’da tutuklandı ve Almanya’ya teslim edildi. Alman mahkemesi tarafından yargılandı ve PKK’nin emriyle Kürşat Timuroğlu’nu öldürmek suçundan ömür boyu hapse mahkum edildi. Büyük olasılıkla katili sadece PKK değil MİT de koruyup kollamıştı.

Kürşat Timuroğu, PKK pususu ile öldürülen bir devrimci...

Kürşat Timuroğu, PKK pususu ile öldürülen bir devrimci…

Almanya’da yayınlanan Devrimci İşçi Dergisi’nin 6 Mart 1986 tarihli özel sayısı PKK tarafından öldürülen Dev-Yolcular Kürşat Timuroğlu ve Mustafa Şahbaz’a ayrılmıştı. Şöyle deniyordu : “Kürşat’ın, Şahbaz’ın, Semir’in ve daha birçok devrimcinin ölüm emrini veren PKK devrimci olamaz”.

Aradan otuz yıl geçti, bugün PKK çizgisinde gerçekten bir şeyler değişti mi bilmiyorum. Ancak görülen o ki PKK (ve ona bağlı Kürt siyasi hareketi) hiç de geçmişiyle yüzleşme niyetinde değil. Geçmişin hatalarını dürüstçe ortaya koymak yerine hala kendilerinden olmayan solcuları aşağılamaya, hakaret ve hatta tehdit etmeye devam ediyorlar. Bizim de, tıpkı en son Duran Kalkan’ın ağzından ÖDP’ye yönelik tehditler geldiğinde olduğu gibi, ister istemez eski tatsız anılar üşüşüyor aklımıza.

Doğrusu, bugün solcu örgütlere şiddet kavramı üzerinden ayar vermeye kalkan PKK çizgisindeki örgütlerin önce kendi geçmişleriyle hesaplaşmaları, ellerine bulaşmış olan devrimci kanı için hiç değilse özür dilemeleri gerekir. Kürt hareketi sürekli olarak toplumsal yüzleşmeden, hakikat komisyonlarından falan söz etmektedir. Yüzleşme, hakikati arama, sadece devletin Kürtlere yönelik cürümlerini araştırmakla olmaz. Mehmet Ağar ekibinin PKK’lilere yönelik infazları ne kadar insanlık dışıysa PKK’nin devrimcilere yönelik cinayetleri de o denli alçakçadır. Hakikat denilen şeyin içine bunlar da dahil edilmezse, ne yaparsak yapalım elimize yeni ve daha büyük yalanlardan başka bir şey geçmeyecektir.

Vecihi Timuroğlu’nun oğlu Kürşat’a yazdığı bir şiirle bağlayalım, memleketimizin yetiştirdiği o güzel baba-oğulun anısına saygıyla…

Gülüşünün söndüğü saat
Yitik sesini yakalıyorum dudaklarımda
Güneş yangını bir damla kan düşüyor gökyüzüne
Oğlum ak gerçeğim benim
Merhaba diyorum yeniden sana
Güneşin kanı damlıyor çınarların dallarından
Ve yeniden bahar kokuyor toprak
Merhaba kardaşım oğul
Merhaba