Türk Tipi Yazarlar Cangılı ve Perihan Mağden

Perihan Mağden - Kendini kuşatılmış hissettiği için her gün cinai hislere kapılıyor..!

Perihan Mağden – Kendini kuşatılmış hissettiği için her gün cinai hislere kapılıyor..!

Gazeteci yazar takımının içinde öyleleri var ki şu deli halimle ben bile onlar hakkında yazmak istemiyorum. Kime ve neye hizmet ettiğini bilmediğim, bilmek de istemediğim, arada bir sansasyon yazılarla gündem pişiren “selebritiler” bunlar. Perihan Mağden işte bunlardan biri.

12 Eylül kültürünün çocuklarından biridir Mağden, gayrimeşru değildir, meşrudur. Anası Özalizm, babası Doğan Medya’nın kafamıza boca ettiği “liberal düşünce iklimidir”. Yazılarının biricik ilkesi ise bizatihi kendisidir. Doğruyu belirleyen şey onun duygulanımlarıdır. Bunun için okuyucusunun üstüne bol bol “sinir olma”, “çileden çıkma”, “gıcık olma”, “boğası gelme” türünden duygular boca eder. Özalizmin yarattığı o bencil yaratığın ulaştığı zirve bencilliğini süslü cümlelerle ve bir tür “dobralık” kılıfıyla sunan bu insan tipidir. Türkiye nicedir bu tip insanların kutsandığı, alkışlandığı bir yerdir. Bu insan yazar olur, siyasetçi olur, yönetici olur… Kirlenmiş ve ahlakı iki paralık edilmiş yurdumuzda herşeyin en ilerisi olur, devletin başı bile olur.

Mağden, Cem Garipoğlu vakasına el atmış. Samimi hislerini mi yazmıştır bilemem ama şeytanın avukatlığı umumiyetle iyi şöhret getirir, reytingi artırır. Eni konu karşımızda bir cani vardır ve Mağden caninin intiharı üzerine bir kez de onun tarafından olaylara bakmayı denemektedir. Evrensel hukuk ve insan hakları ilkelerine göre cani de olsa insan insandır ve ölüsü de dirisi de asgari saygıyı hak eder. Dolayısıyla suçu övmediği sürece Mağden’in bu konuda yazmasına hatta cinayetin failinden yana bir tutum takınmasına bir şey diyemeyiz. Ancak bu şeytanın avukatı olma işi öyle boklu bir iştir ki pisliği her an üstünüze sıçrayabilir, nerede durmanız gerektiğini daha doğrusu nereden sonra ahlakın sınırlarını zorlayacağınızı kestiremeyebilirsiniz. Hele bir de Mağden gibi ilkesi kendisi olan biriyseniz o zaman dümeniniz hepten şaşıp boşa dönmeye başlayabilir.

Boşa dönen dümen, bir kadını “takma tırnaklı fakir kızı” diye aşağılamanıza yol açabilir, “kıskançlık” gibi Türkiye toplumunda patolojik bir vaka olamayacak kadar yaygın bir “erkek” hissi yüzünden sevgilisinin kafasını kesen bir adama “en çok beş yıl üç ay tedavi yeter” diye hukuk ve tıp uzmanlığı parçalatabilir, zamanda mekanda ışınlanmış gibi iki kişi arasında geçen diyalogların detaylarını kesinkes tahmin ettirtebilir… Mağden’in dümeniyse onu buralara savurmakla kalmamış, cinayet sırasında ve cinayetten sonraki ahlaksızlıkları ayyuka çıkmış pek varlıklı, pek zengin, pek hatırlı bir ailenin yeni bir numarasından kuşku duyan mağdur ailesine “intikama doymuyorlar” diye hakaret etme noktasına vardırmış. Aferin Perihan hanıma, coşku dediğin budur, sinir dediğin budur, duygu dediğin işte bu nefret ve irin akan satırlardır. Buna hakkı var mıdır? Tabii ki vardır, yüce bir yazar olarak genç bir adamın intiharı onda her türlü infial uyandırabilir, ayarını da sadece kendisi yapabilir, çünkü ilkesi kendisidir!

Dünyayı kendi etrafında olup bitenden ibaret zanneden, ufku ABD demokrasisinden öteye gidemeyen tüm gudik yazarlarımız gibi Mağden de kendi iklimine yabancı, kendi ülkesinin gerçekliğine kördür. Vahşice bir cinayeti işleme hakkını kendinde bulan bir zengin çocuğundan dört dörtlük bir kurban çıkarabilmesinin sebebi de bu körlüktür. Belli ki Mağden zenginler, yoksullar, sınıflar vs hakkında hiç bir şey bilmemektedir. Türkiye’de devletin her kurumunun nasıl da zenginlere paspas olduğunu, yasaların ve adaletin sadece yoksullara karşı işlediğini duymamıştır, görmemiştir. Belli ki yoksul bir kızın zengin koca bulup paçayı kurtarma hevesi kendisine affedilmez bir suç, aşağılık bir hareket olarak görünmektedir. Peki o zenginlerin zengin olmak için işledikleri suçlar? Çaldıkları emek, yağmaladıkları ülke? Bunlar daha hafif suçlar mıdır?  Mağden bunları bilmez, Hayyam Garipoğlu’na bakarken eli kanlı bir yağmacıyı değil mallarına TMSF’nin el koyduğu zavallı bir işadamını görür.

Zavallı Cem’in intihar etmesinin sebebi de kesin kes bellidir : vicdanı kanamış, dayanamamıştır… Bu ne kadar vicdan sahibi bir gençmiş ki intihar etmek için bunca zaman beklemiş? Sakın intiharının sebebi eski şatafatlı hayatını kaybetmiş olması, bu acı gerçeği kaldıramaması olmasın? Belli ki Perihan hanım psikoloji falan da pek bilmemektedir. Bilmemek ayıp değil, ben yarım aklımla biraz öğretebilirim : vicdan kavramı da tıpkı diğer nitelikler gibi izafidir. Kişiye, zamana ve koşullara göre değişir. Ve en önemlisi vicdan kendinden menkul değildir, zihniyetimizi olduğu gibi vicdanımızı da fiziksel varlığımız, maddi koşullarımız yaratır. Bunun için zenginlerdeki vicdan bizim anladığımız türde bir vicdan değildir. Kişi zenginleştikçe gücün odağı haline gelir ve dünyaya bakışını da bu güç belirler. Misal, Münevver’i öldüren orta halli bir adam olsaydı böyle aylarca o çiftlik senin bu malikane benim kaçmayı deneyemezdi. Bilirdi zaten bu işten bir çıkış olmadığını ve oracıkta vicdanına mecbur kalır, gidip teslim olurdu. Yani demem o ki vicdan zengin bir caniye gecikerek gelir, hatta kaçmayı, yırtmayı falan başarırsa belki hiç gelmez. Bakın diktatörün oğullarından biri  yıllar önce bir kadını öldürmüştü trafik kazasında. Nerede vicdan? Tutuklanıp 15 yıl hapis alsaydı emin olun o vicdan koşa koşa gelirdi yanına. Mağden yine bu vicdan öyküsüne inanmaya devam edebilir, ama en azından bunu bize pazarlamaya kalkmamalı ve kurbanın ailesine hakaret etmemelidir.

Perihan hanım, muhteşem körlüğü ve benmerkezciliği sayesinde bu işin teorisini de kuruyor : Türk tipi ilişkiler cangılı. Nedir bu cangılı cangıl yapan? İnsanların yalan söylemesi, iki yüzlü olması… Söylediğine göre kendisi de kendini çaresiz ve kuşatılmış hissediyormuş, bunun için de hergün cinai hislere kapılıyormuş. Hergün cinai hislere kapılıyorsa öncelikle tedavi olmasını tavsiye ederim, korkmasın psikiyatri çok ilerledi beni bile idare edebiliyorlar artık, Perihan hanımı da bu cinai hislerden uzaklaştıracaklardır. Aksi taktirde mazallah gerçekten birisinin kafasını falan kesip o da Cem Garipoğlu gibi bir “kurban” olabilir. Ancak daha önemlisi kendisine çevresini değiştirmesini tavsiye ederim. Sanırım Perihan hanımın cangıl dediği yer birbirine parasına, şöhretine, gücüne göre davranan insanların olduğu bir yer. Kendi dar çevresine ve zengin kulüplerine bakarak koskoca ülkenin tamamen böyle insanlardan oluştuğunu düşünmek bir sanrı değilse eğer, korkunç bir kötücüllüğün ve sevgisizliğin işaretidir.

Perihan hanım ilham verdi, cangıl deyince aklıma geldi, şu gazete köşecilerinin hallerine bir baksanıza, okumuşu Oral Çalışlar, cahili Perihan Mağden… Ve ne hikmetse her devirde ruhumuzu, beynimizi iğfal etmenin bir yolunu buluyorlar.  Evet, asıl cangıl bu işte…. Türk tipi yazarlar cangılı…

 

Mağden’in ilgili yazısı burada

Mağden’e yönelik başka bir eleştiri yazısı burada

— // —

Deli Gaffar’ı takip etmek için

Twitter : @DeliGaffar

Instagram : deligaffar

Facebook : Gaffar Yakınca