Bağlamacılıktan Sıvamacılığa HDP ve Geziciler

Resim : Trust Me I'm a Politician, Ressam : Yasha Harari - kağıt üzeri mürekkep

Resim : Trust Me I’m a Politician, Ressam : Yasha Harari – kağıt üzeri mürekkep

Türkiye’de solcularla Kürt hareketinin arasındaki ilişki hep bir gerilim kaynağı olmuştur. Daha önce söyledim, Selo Başgan’ın def-i hacet ettikten sonra sıvama faslına geçmesi kişisel bir tutum değil, HDP’nin politik taktiğidir. Bu işin detaynı anlamak için de her fırsatta gözümüze soktuğu “ne yani kan mı aksın” argümanına bir bakmamız gerekir.

Barış süreci adı verilen pazarlıkta Kürt tarafı zaman zaman çıkarları çakışan üç özneden oluşuyor :  Apo, HDP ve PKK.  Apo, gücünü kişisel karizmasından alan biridir. AKP’ciler için Tayyip Erdoğan neyse bir kısım Kürt için de Apo odur, hatta ondan daha ileridedir. Evet bu bakımdan güçlüdür ama aynı zamanda çok zayıfıtr da, çünkü devletin elinde esirdir. İkide bir de “koşullarım düzeltilsin” dediği serbest bırakılmak değil basbayağı mahpusluk koşullarının düzeltilmesidir. Televizyon, bilgisayar bağlantısı, düzgün yatak, boyun yastığı, ağrı kesici, meyve suyu vs vs.. Yanisi fiziksel tecrit altında tutulan bir adamdır. Kıvırmacı bir adam olduğu siyasi yaşamına bakıldığında açıkça görülmektedir. Ancak tamamen iyi niyetli ve doğrucu biri olduğunu düşünsek bile fiziksel koşulları gereği hangi momentlerde ne tarafa doğru kıvırdığını hiç birimiz bilemeyiz. Dolayısı ile bu süreç denilen işte Apo ne derse desin güvenilmezdir. Bugün ak dediğine yarın kara diyebilir, sıkıştığı yerde de hemen herkesi komploculukla, hainlikle falan itham edebilir, etmektedir.

Apo’dan sonra sesi en çok çıkan taraf (tabii ki Apo’nun onayıyla) HDP’dir. HDP pek çok farklı unsuru kapsamış bir örgüt gibi görünse de aslında süreç konusunda imanlı bir bütündür. Çünkü politikayı belirleyen unsur başını Demirtaş, Buldan gibi sağcı liberallerin çektiği Kürt/Kürdistan tarafıdır. Elimizdeki kesin bilgi Demirtaş’ın Apo’ya rağmen aday olduğudur. Niye aday olduğunu ise HDP’nin son manevralarıyla öğrenmiş olduk. Görünen o ki HDP, Türkiye’nin kirli siyaset meydanında manevracılık yaparak alan kapamayı kafasına koymuştur. Diktatörle yakınlaşmalarının pratik sonucu Apo’nun ve PKK’nin elinin zayıflaması olacaktır, sürecin baş aktörü olarak ağırlıklarını artırmak derdindedirler. Ancak manevracılık beraberinde iki yüzlülük getirir. Son hamleler HDP’nin CHP’den bile güvenilmez bir yapı olduğunu gözümüze sokmuştur.

Gelelim PKK’ye. Sıkı durun, alışık olmadığınız bir şey söyleyeceğim, bu sürecin en güvenilir ve dürüst öznesi PKK’dir. Çünkü koşulları itibarı ile dürüst olabilecek tek özne odur. Silahı vardır ve pazarlığın gerçek gücünü oluşturmaktdır. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde devletin silahlı olmayan insanlara bırakınız hak vermeyi, onları dinlediği bile görülmemiştir. Bugün devlet kendini Kürtlerle pazarlık yapmak zorunda hissediyorsa bunun en önemli sebebi PKK gibi silahlı bir güçle karşı karşıya olmasıdır. Evet, PKK silahlıdır ve fakat elindeki tek güç de silahıdır. Durumun ciddiyetini görmekte sürecin başından beri “yeterince bilgilendirilmiyoruz” diye şikayet etmektedir. Dikkat edin, Apo’yla AKP arasındaki pazarlığın gizliliğinden şikayet eden HDP değil PKK’dir ! Çünkü büyük olasılıkla HDP, (Sırrı Süreya’nın Fidan’la ilgili beyanına bakılırsa) MİT’le ya da başka kurumlarla gizli kapaklı dümenler çevirmeye başlamıştır bile.

Cemil Bayık PKK’nin en önemli adamı. Bayık’ın hareketlerini okumak bize bazı fikirler verebilir. 13 Ağustos 2013’te, Gezi’den iki ay sonra BBC’ye ropörtaj vermiş, diyor ki “Gezi’yi desteklememekle hata ettik, bunlar hükümeti devirirse karşımızda muhatap bulamayız diye korktuk, ama hataydı…” HDP ne diyor : “yok öyle bir şey biz destekledik, darbeci unsurlar vardı onlara mesafe koyduk, yoksa Haziran’da aslanlar kaplanlar gibiydik..” Allah allah, biz niye göremedik acaba ! Apo ne diyor: “darbelere ve komplolara her zaman karşı koydum” diyor sonra da eveleme geveleme.. büyük olasılıkla kendisi bile anlamıyor ne dediğini. Şimdi bu beyanlara baktığınızda sizce hangisi doğru, hangisi daha dürüstçe?

Devam edeyim, PKK’nin HDP’ye göre çok daha dürüst olan tutumunu Duran Kalkan ÖDP’yi tehdit ettiğinde de gördük. Kalkan ÖDP’ye sopa gösterirken, HDP’liler mazeret üretmekle ya da ÖDP’ye küfür etmekle meşguldü.

Ve en son Cemil Bayık “Cihangir’de Beyoğlu’nda bazı marijinaller var ” dedi. İlginçtir lafa ilk atlayan Ufuk Uras adındaki haysiyet abidesi adam oldu “LGBTİ’lere marijinal demek çok ayıp” dedi. Allah allah, Bayık’ın ağzından LGBTİ lafı çıkmamış, hatta röportajda “kim bunlar” sorusuna  “isim vermeyeyim” diyor, sözün gelişiminden bir gruptan değil basbayağı “sembol” bazı kişilerden söz ettiği belli oluyor. Ancak Ufuk hemen işi LGBTİ’ye çeviriyor. Sırrı da, diğer HDP solcuları da onun arkasından koşuyor (*). Dikkat ederseniz Bayık’tan başka hiç bir açıklama gelmedi, belli ki mesaj yerine ulaştı, herkes kendini anladı, amaç hasıl oldu.

Dediğim gibi, HDP’nin ana gövdesini Kürt siyasetçiler oluşturmakta ve politikasını da onlar belirlemektedir. HDP içinde sol unsur diye tabir edilenlerin rolü sürecin PiaRcılığını yapmaktır. Yıllardır solcuları kapsamaya çalışan Kürt hareketinin kapsayabildiği işte bu kadardır. ÖDP yok, komünistler yok, Halkevleri yok, hatta en son EMEP de yok..  Aleviler zaten yok, onların örgütleri yok… En önemlisi Gezi’nin milyonları yok… E geriye ne kaldı ? Bir sürü küçük grupçuk ve majestelerine gerdan kırarak “Türküm ama tedavi oluyom hehe he” diyen bir soytarı.  “Türkleri de kapsayalım” diye bir adamı getirip mebus yapmışsınız, adam kapsayacağı şeyi bir hastalık olarak tanımlıyor! Bunlarla bu işin olmayacağını görmek için asgari fizik bilgisine sahip olmak yeterlidir. Ta Kandil’deki PKK bile görmektedir ama HDP bize hala kendini Türkiye solunu, Gezi’yi, Haziran’ı kapsayacak güç olarak pazarlamaktadır!

Şimdi tablo netleşiyor. Dediğim gibi son olaylar Selo’nun kişisel tasarrufunun çok ötesindedir. Yavuz hırsızlıkta ısrarı da bunun ispatıdır. Anlaşılan o ki HDP, AKP ve MİT’le ortak işler yapmaktadır, Apo’nun Mahir’i keşfi ile başlayan Türkiye solunu kapsama atağı da MİT’in (ve diktatörün) bilgisi ve onayı ile şekillenmiştir. Bunu ben söylemiyorum, bizzat Apo söylüyor. Bu haliyle HDP, PKK’den ve Öcalan’dan bile daha tekinsiz bir örgüttür. “Neden böyle diyorsun, yuh artık” falan diyen varsa lütfen son üç haftada HDP tarafında meydana gelen gelişmeleri bir kez daha okusun, Demirtaş’ın inatla diktatörü savunmasını, onda halk iradesini görmesini izlesin, meclis grubunun geneline yayılmış o cici muhalefet haline bir baksın…

Bu çıplak gerçek karşısında HDP’nin tezgah kurarak bizden çaldığı oylar artık buhar olmuştur. Eğer Kürtlerle Geziciler arasında bir ittifak zemini kurulacaksa bu zemin yalan, tezgah, dümen ve kıvırma üzerine oturamaz. Hele aşağılama ve küçümseme üzerine hiç kurulamaz. HDP bizi hokus pokusla oylarını kaptığı garibanlarla karıştırmasın. Bizim Malatya’da bir laf vardır “eşek çamura bir kez yatar” derler. Biz bir kez çamura yattık ikincisi gelmez.

Peki kısa vadede buradan ne gibi sonuçlar çıkar, bizim için bir çıkış var mı, bunu da bir sonraki yazıya bırakalım.

 

(*) Bu olayda mesajı doğru alan ve yanıt veren tek kişi Ertuğrul Kürkçü’dür hakkını teslim etmek lazım.