Heykel Remzi ve Heykel Savaşlarının Muhtemel Faydası

Malatya Atatürk Anıtı - Bizden taraftaki bayrak taşıyan genç adam bizim İremzi :)

Malatya Atatürk Anıtı – Bizden taraftaki bayrak taşıyan genç adam bizim İremzi :)

Ben kulunuzun arada bir yaptığı performansları saymazsanız, Malatya’da çoluk çocuğun gözü önünde utanmadan anadan üryan durabilen tek kişi Heykel Remzi’dir. Malatya ağzıyla diyecek olursak “İremizi”. Heykel takma adı değidir, tıpkı benim gerçek bir deli olmam gibi İremizi arkadaş da gerçek bir heykeldir.

Anlatayım, Malatya Atatürk Anıtı Hürriyet Parkı’nın karşısındaki alanda yer alır. Anıt yüksekçe bir kaidenin üzerinde askeri üniforma ile Atatürk ve onun yanında gençliği temsil eden bayrak taşıyan bir genç adamdan oluşur. 1945-46 yıllarında Malatya’ya bir İnönü bir de Atatürk anıtı yapılması için bağış kampanyası düzenlenmiş. Toplanan 290 bin liranın 160 bin lirası İnönü heykeline, 130 bin lirası Atatürk anıtına harcanmış. Büyük olasılık, Malatya ahalisi, hemşehrileri İsmet İnönü’nün Türkiye’deki en büyük heykelini dikmek için özel bir çaba göstermişler. Ancak, Atatürk anıtı İnönü’nünkine göre daha küçük olmasına karşın daha sempatik ve estetik görünümlüdür. Her iki heykel de 1947 yılında biter ve aynı gün açılışları yapılır. İlk önce heybetli İnönü heykeli açılır. Ardından bürokratlar, eşraf, şehrin ileri gelenleri ve tabii ki hayli kalabalık bir insan topluluğu vilayetin önünden Kışla caddesi boyunca yaklaşık 300 metre yürüyerek Atatürk anıtının bulunduğu Hürriyet Parkı Meydanı’na gelirler. Konuşmalar yapılır, bando çalar, sloganlar atılır ve alkışlar eşliğinde dönemin valisi Ahmet Kınık heykelin kurdelasını keser. Heykelin üstündeki örtünün kalkmasıyla kalabalıkta bir kıpırdanma olur, çoğunluk şaşkındır, çünkü baştan ayağa sımsıkı giyimli Atatürk’ün yanında duran genç adam figürü çırılçıplaktır. Rivayet o ki kalabalıktaki kadınlardan biri “anaaam, çükü de bizim İremzi’nin çüküne benziyi” der. Heykeltraş Hakkı Atamulu Türk gençliğini Donatello’nun Davut heykeli misali çıplak bir figür olarak tasarlamıştır. Bu “heykelin çükü” meselesi bir anda kent gündemine oturur. Özellikle bugünkü AKP’nin ağababası dinciler için “çük” bulunmaz bir fırsata dönüşür, her yerde “işte cumhuriyet dedikleri, medeniyet dedikleri böylesi ahlaksızlıklardır” diye propangada yapmaya başlarlar. Sonra bir gece kimliği belirsiz birileri heykelin çükünü kırar. Bu kırma işi dönemin bakanlarından Nihat Erim’in ziyaretinden hemen önceye denk gelmiştir. Kırık çükün yerine bir asma yaprağı yaptırılır ve bakan bey gelmeden önce oraya monte edilir. Bu olay 1948 yılında olduğu için biz heykeli orijinal haliyle hiç göremedik. Onun için bizim zamanımızda o meşhur deyiş de yerini “götü de aynı bizim İremzi’nin götüne benziyi” halini almıştı. Heykel İremzi bugün hala aynı yerde durmaktadır. Ancak ihtimal, AKP’nin yeni Türkiye’sinde vandalizmin ya da sansürün hedefi olan ilk Atatürk anıtı olacaktır.

İremzi’nin yaratıcısı Hakkı Atamulu Nevşehir’in Derinkuyu ilçesindendir. Derinkuyu köyden bozma küçücük bir ilçe, ama hemşehrisi Atamulu sayesinde kocaman bir açıkhava heykel müzesine sahip. Malatya’da ise tüm cumhuriyet dönemi boyunca yapılmış hepi topu üç heykel var. İlk ikisi bu saydıklarım, üçüncüsü ise mişmiş (kayısı) heykeli. Zannımca İremzi’nin heykeli dışındakiler pek de estetik değiller. Malatya’nın heykel fakirliği tekil bir örnek değil. Anadolunun diğer kentleri de Malatya’dan daha iyi durumda değilller. Üstüne, pek çok kentte AKP belediyelerinin icad ettiği pleksiglastan ucubeler yükseliyor.  Ayşe Hür yıllar önce Taraf’ta yazmıştı, bir millet düşünün ki heykel yapamıyor diye. Ve sonunda bugün öyle bir millet görüyoruz ki heykel yapmayı bırakın heykel yıkıyor. Hatta Kürtleri de sayalım, heykel yıkmaktan haz duyan bir değil iki millet görüyoruz. Çünkü en önce bu tür sanat yapıtı müslümanlar için haram demek, put demek. Ve ikinci olarak, son olaylarda gördüğümüz gibi heykel bizde sanatsal boyutuyla değil de siyasi temsiliyle var olan bir şey.

Anımsıyorum, E-5 üzerinde Maltepe civarında bir heykel yapım atölyesi, daha doğrusu bir Atatürk heykeli fabrikası vardı. Vatandaş o durağın adını “beton kemal” koymuştu. Aslı var mı bilmiyorum, bir gün birisinin minibüste “beton kemalde inecek var” dediği için tutuklandığını söylerlerdi. Söyleyenlerin yalancısıyım, derler ki 12 Eylül döneminde yüzbinden fazla Atatürk heykeli ve büstü üretildi. Demek ki Türkiye’deki tüm heykellerin belki de yarısından çoğu Atatürk’e aittir. Bu heykellerin neleri sembolize ettiğini anlatacak değilim, siz de biliyorsunuz. E artık Kürtler de kendi sembol kişiliklerinin heykellerini yapmak istiyorlar, yapmışlar da. Devlet de gitmiş yıkmış. Askerler heykelin kafasına basıp poz vermişler, ihitmal hayatlarında bir heykel müzesinin kapısından adım atmamış çocuklardır. Heykel deyince de akıllarına Atatürk geliyordur, içlerinde “heykel dediğin Atatürk’ten olur, başka heykel mi olur lan” diyenleri de olabilir, “bütün heykeller puttur hepsi yıkılmalıdır” diyen dincileri de. Sonuçta heykel yıkılmıştır, kafası ezilmiştir. Daha kötüsü heykeli savunmaya çalışan bir kişi de asker kurşunuyla yaşamını yitirmiştir. O günün akşamındaysa Kürdistan başta olmak üzere memleketin her köşesinde Atatürk heykelleri koruma altına alındı. Daha tuhafı, bazı sivil yurttaşlar da Atatürk heykellerinin başında heykel nöbeti tutmaya başladılar!

Bu arada tabi çözüm süreci falan yürüyor ya, iki tarafı birden panik aldı, yani hem AKP’yi hem de Kürt tarafını, ama en çok da sermayenin has bülbüllerini, bizim entel liberaller takımını. Aman sürece bir zarar gelmesin… E rüyaları süsleyen pastanın yeni adı süreç, tabi herkesin pastası kendine göre tasarlanmış ama üç aşağı beş yukarı aynı dengelere oturuyor ve dengeleri sarsmaya kalkan hainin canına okunuyor. Bu hain bir heykel bile olsa gözünün yaşına bakılmıyor. Nitekim gariban Mahsum Korkmaz heykeli sahibipsiz kaldı. Devlet biz görmedik diyor, HDP haberimiz yok diyor, PKK bizimle ilgili değil diyor..  Ulan kim yaptı bu heykeli o zaman? Kenan Evren mi yoksa? (Şaka sanmayın, bunu bile iddia edebilirler, misal Ezgi Başaran, “bu işin arkasında paralel yapı var” demeye getiriyor. )

Çatışmasızlık süreci heykellerin tahrip edilmesiyle yeni bir boyuta girebilir. Süreç bir yandan ilerlemeye devam ederken bir yandan karşılıklı olarak heykeller tahrip edilebilir. Ancak burada da bir eşitsizlik var, Kürtlerin neredeyse hiç kahraman/devlet adamı heykeli yok, büyük olasılıkla Öcalan’ın ya da başka önemli kişilerin heykellerini dikebilecekleri günleri heyecanla bekliyorlar. Gördüğünüz gibi çok ortadan ortadan konuşuyorum, bu heykel konusunda ne yanı tuttuğum pek belli değil… Ne yanı tutayım ki? Heykel deyince sadece silahlı kahramanları ya da devlet büyüklerini anlayan bir memleketin evladıyım, sadece bu bile üzülmek için yeterli sebeptir. Ancak bir ülkede bolca kahraman, devlet büyüğü vs heykelinin yapılmasının şöyle bir faydası olabilir, kavga edenler savaşıp insanları öldüreceklerine, birbirlerinin heykellerini kırıp rahatlarlar. Böylece kimseler ölmemiş olur, çünkü hiçbir heykel bir insanın canından daha değerli değildir. 

Ayşe Hür’ün Bir Millet Ki Heykel Yapamaz başlıklı yazısı.

Hakan Kirezci’den konuya dair mutlaka okunması gereken bir yazı.