Biz De Komşu Hakkının ve İnsanlığın Solcusuyuz Ne Yapalım !

Resim : Cenaze (Похороны) - İleks Beller, kanvas üzeri yağlıboya

Resim : Cenaze (Похороны) – İleks Beller, kanvas üzeri yağlıboya

Süleyman Seba ile ilgili yazıyı ölümünün ardından Jiyan’da çıkan nefret dolu bir metin üzerine kaleme almak zorunda kalmıştım. Çoğunlukla olumlu tepkiler gelmekle beraber, solun bir kesiminde yer alan arkadaşlar Seba hakkında iyi şeyler yazmamdan hoşlanmadılar, anlattığım anımdan da hoşlanmadılar. Bunu saygıyla karşılamak zorundayım, yaşamdan öğrendiklerimi kendi halimce aktaran yarım akıllı biriyim, en iyiyi ben bilirim gibi bir iddiamın olması olanaksız.

Ancak bu kötücül ruh halinin bu denli yaygın olması beni ürkütüyor. Yazdıklarımdan hoşlanmayanların buna tepki verme bicimi, samimiyetle söylüyorum, üzücü. Bir solcunun hayata böyle bakabilmesini yadırgıyorum. Üstelik bu insanlar çoğunlukla kendilerini “özgürlükçü” olarak tanımlayan, ötekileştirme ya da empati gibi sözcükleri dilinden düşürmeyenler arasından çıkıyor.

En sık rastladığım tepki, “nefret söylemi bu değil ki…”, “sen bu işleri anlamamışsın delikanlı..” tadında alaycı laf çakmalar. Bu, solun bir kısmının onlarca yıldır malül olduğu bir tuhaflığın dışavurumundan başka bir şey değil, siz cahilsiniz, siz okumamışsınız, siz bilmezsiniz, terimleri de yerinde kullanamazsınız, deyimleri de… ama biz okuduk, biz yaladık yuttuk, kitapları devirdik, biz biliriz.. dolayısı ile size de öyle uluorta konuşmak düşmez.. Solcular kendi içlerinde bile parmak sallamaya ve öğretmeye bu kadar meraklılarsa varın siz tahmin edin “halkla” nasıl iletişim kurduklarını!

Sayıca daha az ama şiddet itibarı ile çok daha sert olan tepkilerin sahipleri ise beni MİT’çi bir katili savunmakla, kapıcılar zaten hırsızdır demekle falan itham ettiler. Bir tanesini Hakan Kirezci yanıt yazınca fark etim. Ecehan Balta adında bir yazar/akademisyen buna benzer şeyler yazmış, daha da ileri gitmiş benim solculara ayar verdiğimi, solculuk öğrettiğimi ve hatta Beşiktaş camiası adına tehdit ettiğimi söylemiş.

Ben Ecehan Balta’yı tanımam demeyeceğim, şahsen değil ama ismen tanırım, yazıp çizdiklerini de zaman zaman okurum. Siyaseten ya da üslup olarak katıldığım yazılarına da rastladım, katılmadıklarım da oldu. Ama onun hiç bir yazısına “saçma sapan” demedim. Kendisi benim yazıma saçma sapan demiş, akıldan noksanlığıma versin, bizler teoriyi yutmuş, akademide dirsek çürütmüş insanlar değiliz, yazdıklarımız bazen tutarsızlıklar ya da hatalar da içerebilir. Yine de “saçma sapan” diye kestirip atmadan önce hiç değilse kendisini okuyanlarla yazının tamamını paylaşsa, benim söylemediklerimi benim ağzıma koymasa, “niyet okumacılık” yapmasa daha iyi olurdu.

Ecehan Balta’nın yazım üzerinden bu kadar vahim çıkarımlar yapmasının sebebi sanırım, çok temel bir noktayı, yazının yazılma sebebini atlamış olmasıdır. Dikkat ederseniz yazının başlığı “Jiyan’dan Sızan Nefret ve Komşum Süleyman Seba”dır. Seba için seçtiğim sıfat BJK başkanı, MİT’çi ya da büyük spor adamı vs. değil “komşum”dur. Dolayısıyla ben yazıyı bir solcu ya da bir Beşiktaşlı olarak yazmadım, bir insan olarak, ölen bir komşum için yazdım. Bizde komşu hakkı diye bir kavram vardır. Yazıyla Seba’nın üzerimdeki komşuluk hakkını ödemeye çalıştım. Bu hakkı ödemek zorundaydım, çünkü Jiyan’da çıkan yazı -tıpkı Balta’nın yaptığı gibi- elde somut bir veri, delil vs olmadan Seba’yı katil ve işkenceci olmakla suçluyordu. Yazıyı yazan kişi sadece hisleriyle Seba’nın böyle biri olduğuna kanaat getirmişti, Balta da öyle diyor “kesinlikle ölüm emri vermiştir” diyor, ben de işte tam bu yüzden komşum Süleyman beye komşuluk hakkını vermek zorunda kaldım. Çünkü benim elimde de somut veriler vs. yok, sadece komşum olarak tandığım ve Beşiktaşlı arkadaşlardan çokça dinlediğim bir insan var ve sizin inandığınız şeylere katılmıyorum, hatta bunları -af buyurun- keskin inançlılığın doğruduğu hezeyanlar olarak görüyorum.

Balta’nın bir iki tane daha sert iddiası daha var, bu yazdıklarımı okuyorsa kısaca değinmek isterim. Yazı bir solcu olarak değil öncelikle bir insan olarak kaleme alındığı için de kimselere solculuğu öğretme iddiası yok. Kapıcının masumiyeti, suçluluğu, dayağı haklı bulmam vs… Allah aşkına okuduklarınız çok açık değil mi? Kimseye ezilenlerin ya da işçilerin hakkını savunmayın demiyorum, benim bir anımdan hareketle insanların solculuktan vazgeçeceğini ya da emekçi düşmanı olacağını sanmıyorsunız herhalde? O zaman neden çok açık bir biçimde anlattığım bir olayda bana ait olmayan bir niyeti bana mal ediyorsunuz? Sol içi polemiklere alışık olan keskin diliniz kimi kavgaları kazanmanıza hizmet edebilir ama korkarım çoğalmanıza, daha çok insan kapsamanıza pek faydası olmayacaktır.

Beşiktaş’ı karşınıza almayın gibi tehditkar bir mesajı nereden çıkardığınız da anlamadım. Birincisi ben bir Beşiktaş taraftarı bile değilim, kaldı ki olsam bile koskoca bir camia adına nasıl konuşabilirim?

İşkencede dayısını kaybedene bunların güzellemesini yapmayın diyorsunuz, yazının ilgili yerinde aynen şunu söylüyorum : “Kimsenin acısını küçümseme hakkımız yok. Ama acılı insanların bunun öfkesini hak etmeyen kişilere yönlendirmesi de hiç ahlaklı ve adil değil.” Açık değil mi? Sizce dayısını kaybeden biriyle alay mı ediyorum, sizin yaptığınız gibi mesnetsiz suçlamalar mı yapıyorum, yoksa onu sahipleniyor muyum?

Eğer kasten yapmıyorsanız, bunlar vahim yanlış anlamalardır, yazıyı “saçma” diye çöpe atmayıp bir kez daha okumuş olmanızı umardım.

Bitirirken şu notu da bir kıyıcığa iliştirmek isterim : belki Seba komşum olmasa da bir şeyler yazardım. Çünkü Haziran isyanında ben de -ihtimal sizler gibi- günler geceler boyunca sokaktaydım. Bu futbol taraftarlarını da ilk kez orada tanıdım. Öyle anlar yaşadım ki, insanlara bilmem kaç yıllık devrimciliğimi söylemekten utandım. O güne dek takım taraftarı diye küçümsediğim insanların azmi, cesareti, dirençi ve dayanışması karşısında gözlerim yaşardı. Bu insanlarla duygusal olarak yakın hissediyorum, onların sevdiklerine ben de sempati ile bakıyorum. Babaları gibi sevdikleri bir adamı kaybetmişler, arkadaşınızın babasının cenazesine gidip “ya takma kafana zaten faşistin biriydi” diyebilir misiniz? Böyle vicdansızlık olur mu? Beni affedin, belki bu dediğim sizdeki solculuk standartlarına uygun şeyler değildir, komşuluk, arkadaşlık, dayanışma, acıyı paylaşma… buna benzer insani şeyler zaman oluyor kimyamızı bozuyor, belki solculuğumuza falan gölge düşürüyor, ama biz de böyle bir tür solcuyuz, ne yapalım :)

Seba’yla ilgili yazımı şu cümlelerle kapamıştım : “insanları karalamak, nefret üretmek, kin gütmek.. bunlar kolay şeylerdir, zor olan insandaki iyiliği güzelliği görmek, fikri de, işi de, siyaseti de onun üstüne kurmaktır”. Bu konuyla ilgili fikrim de aynen böyledir.

 

* Bu yazı demokratmeyda.com için kaleme alınmıştır.