Jiyan’dan Sızan Nefret ve Komşum Süleyman Seba

Bir zamanlar komşum olan Süleyman Bey - Süleyman Seba

Bir zamanlar komşum olan Süleyman Bey – Süleyman Seba

Memlekete geri dönme işini çok zorladığım dönemlerden birinde iki yıl kadar Maçka’daki Vişnezade Mahallesinde oturdum. O zamanlar Süleyman Seba Caddesinin adı Spor Caddesiydi, benim oturduğum Çekirdek Sokakla Dibekçi Sokağın kesiştiği köşede yarı seyyar bir manav vardı, derme çatma bir kulübe gibi düzenlenmiş bir tür gecekondu dükkancık. Manavın sahibi teyze komşumdu, konuşmalarımızdan anladığım kadarıyla çok uzun zamandır orada yaşıyordu.

Kapıcının karısı evime temizliğe geliyor. Ben yaşlarda düzgün bir kadın, kapıcımız Kamber de öyle. Tokat’lı fişek gibi bir oğlan, son derece efendi, kimsenin bir dediğini iki etmeyen biri. Apartman eski bir Maçka apartmanı, sakinlerin büyük çoğunluğu yaşlı insanlar. Kamber sürekli onların hizmetinde, karısı Gülsüm de temizlik ütü işlerine falan bakıyor. Sadece becerikli değil aynı zamanda çok güvenilir bir kadın, evin anahtarını vermişim temizlik günü geliyor işini yapıp çıkıyor. Bazen karşılaşmıyoruz bile. Bir gün ben eve erken döndüm, kadıncağız benim geldiğimi duymadı, ütü yapıyor bir yandan da iki gözü iki çeşme ağlıyor. “Hayırdır Gülsüm hanım ne oldu” diye sordum, Gaffar abi dedi, kocamı işten çıkaracaklar… Haydaa.. Ulan nereden çıktı bu, kim çıkarıyor, niye çıkarıyor.. Kadıncağız dili döndüğünce anlatmaya çalıştı ama sadece yöneticiyle tartıştıklarını anlayabildim. Kocasını çağırdım, adamın morali bozuk belli, “yönetici sen işleri yapamıyorsun dedi, Hayri bey de beni dövdü” abi dedi… Yönetici? Hayri Bey? Tamam, yönetici tipik beyaz Türk bir kadın, bana ziyadesiyle sevimsiz gelen biri. Ya Hayri bey? Manav ablanın da yakın ahbabı, kırk yaşlarında bir adam, büyük olasılıkla esnaf, ama en önemlisi faşist, evet adam bir MHP’li, sevimsiz mi sevimsiz, bitirim kılıklı biri, öyle uyuz oluyorum ki o dik dik duruşuna, selam bile vermiyorum gördüğümde.

Demek o züppe beyaz Türk yönetici bizim kapıcıya gıcık oldu, niye diye soruyorum, özel işlerini yaptırıyormuş, bu da işlere yetişemiyorum demiş. Apartmanın işçisi lan bu, senin babanın uşağı değil ki! O sırada Hayri bey gelmiş bizimkine girişmiş. Ulan zaten ufak tefek bir oğlan, vicdansız teres adalet mi bu yaptığın.. Kafamda senaryoyu yazdım, bu Hayri yönetici kadına halleniyor, bir yandan da bizim Kamber’i kovup yerine bir faşo almaya niyetli. Bizim çocuk yöneticiye itiraz edince bir taşla iki kuş vuruyor, şimdi de kovacaklar çocuğu…vay vicdansızlar, vay imansızlar… Gülsüm’ün ve Kamber’in benimle konuşurkenki halleri apaçık çaresizlik, yardım bekliyorlar. Kadıncağız her eve girip çıktığı için doğal olarak kimin ne olduğunu da biliyor. Bana gelen gidenden, evdeki kitaplardan falan afedersiniz azılı solcu olduğumu anlaması da uzun sürmemiştir diye düşünüyorum. Tamam diyorum Kamber’e ve soluğu yöneticinin kapısında alıyorum. Çok kibar bir kadın, zaten diyor bu konu için bir toplantıya çağıracaktım herkesi yarın akşam…

Tesadüf Hayri beyi görüyorum manavın arkasında, selamun aleyküm aleyküm selam. “Hocam Kamberi dövmüşsünüz yaptığınız yakışıyor mu size” kafadan dalıyorum adama.. Adam önce bir afallıyor böyle yekten soru gelince, sonra toparlanıp, “doğru diyorsunuz hiç yakışmadı bana ben de çok pişman oldum yaptığıma ama dövmedim sadece bir tokat attım kendime hakim olamayıp” diyor. Adamın samimi bir şekilde üzgün olduğunu anlıyorum, arsız şımarık bir tip değil. Ama sinirlerim yatışmıyor, sonuçta tokat atmış işte. “O zaman özür dileyin Kamber’den, öyle işten atacağız falan diye de tehdit etmeyin, bu apartman sizin çiftliğiniz değil” diyorum.. Hayri bey kıpkırmızı oluyor “özür falan dilemem, siz biliyor musunuz onun neler yaptığını..” diyecek oluyor, adamın lafını ağzına tıkıyorum, “bak hocam yıllardır gurbetteyim ama benim öğrenciliğim bu mahallede geçti, ben seni biliyorum, sen de beni kolayca sorup öğrenebilirsin. benim olduğum yerde kimse işçiye emekçiye efelenemez.. Kamber’in yalnız olmadığını bil ona göre adımını at” … Postayı koyup yürüyorum. Yedirir miyim lan Kamberi size? Ben solcuyum arkadaş, emekçinin yanında oldum yine olacağım… Gariban işçi çocuğu bulmuşsunuz, bir beyaz Türk ulusalcı bilmem ne, bir tane faşist, kafanıza göre ezeceksiniz.. durun bakalım burada Gaffar var..

Hayatta katılmam apartman toplantısı bilmem ne gibi saçmalıklara, ama ertesi akşam tam vaktinde oradayım. Apartman toplantısı yaşlılar yurdu kantini gibi, çoğunluk apartmana hala “apartıman” diyen yetmiş seksen yaş civarı teyzeler amcalar, üç beş tane de nispeten genç insan var. Yönetici konuşmaya “Kamberin durumunu biliyorsunuz, artık buna kesin bir çözüm bulmak lazım” diye giriyor… Yaşlı amcalar teyzeler önlerine falan bakıyor… İşten çıkarılmasını öneriyor yönetici. Kimsede itiraz yok, allah allah, nasıl insanlar bunlar yahu, bu kadar mı yanlış tanıdım bu pinponları ben, bu kadar mı vicdansızlar… Araya giriyorum: “ne varmış Kamberin durumunda ben bilmiyorum, bildiğim tek şey işini gayet iyi yapan bir adam olduğu…”  Herkes bana bakıyor, hayret etmiş gibiler, içimden ulan koyun sürüsü diyorum, bir tane vicdanlı adam çıkınca şaşkına dönüyorsunuz, allah bildiği gibi yapsın sizi… Benim sorum kısa bir süre havada asılı kalıyor, Hayri Bey uçta bir yerde oturmuş, bana karşı gergin olduğu belli ama sakin sakin “ben izah edeyim” diyor ve başlıyor anlatmaya… Duyduklarıma inanamıyorum, ben evde çok az vakit geçiren biri olduğum için apartmanda olup bitenden haberim yok, meğer bizim Kamber çalışkanlığının yanında başka özellikleri de olan bir adammış. Altı yıldır bizim apartmanın işlerine bakıyormuş, çalışkanlığıyla kibarlığıyla göz dolduran biri, herkesin güvenini kazandıktan sonra apartmanın para fatura işlerini  falan da yapmaya başlamış, daha sonra yaşlı komşularımızın banka işlerine de koşmaya başlamış, bunu hesaplarından para çekmeye, ödeme yapmaya şuna buna gönderiyorlarmış.. Zaten hikaye de bundan sonra değişmiş, önceleri küçük tırtıklamalarla başlayan hırsızlık, daha sonra parayı kaptırdım, maaşınızı çaldırdım gibi senaryolu dümenlere dönüşmüş.. Bu insanlar yalnız başlarına yaşayan ihtiyarcıklar, deyim yerindeyse “arkaları yok” ve korkuyorlar. Kamberden hesap sormaya kalkınca Kamber kah kendini acındırarak kah bunları tehdit ederek gemisini yürütmeye devam etmiş. Komşulardan gasp ettiği paraları at yarışında ya da barbutta falan yiyormuş. Kamberin kurduğu bu haraç dükalığı yıllarca sürmüş ve ancak yaşlılardan birinin durumu ağlaya ağlaya Hayri beye anlatmasından sonra ortaya çıkmış. Kamber’i yola getirmek için bir yıl çaba sarf etmişler, Hayri beye kumar borcum var onu kapatırsam bir daha böyle şeylere tevessül etmem demiş. Benim nefret ettiğim faşo Hayri bey de tutmuş bunun borçlarını falan kapamış! Çünkü karısı Gülsüm de yalvar yakar apartmandakiler kocasına sahip çıksınlar istiyormuş. Kadıncağız defalarca Kamber’den dayak yemesine rağmen yine de kocasına bir kurtuluş bulmaya çalışıyormuş. En son Hayri bey, yönetici kadınla Kamber’i apartman kapısında tartışırken görmüş, Kamberin yine yakıt aidatlarının bir kısmını iç ettiğini ve amcalardan birinden borç diye tekrar yüklü bir para aldığını orada öğrenmiş… Gülsüm’ün hatırına Kamberi polise vermekten vazgeçmişler, hiç değilse işten çıkaralım kendimizden uzaklaştıralım demişler.

Duyduklarım karşısında deyim yerindeyse kanım donmuştu. Ne diyeceğimi bilemedim. Toplantı bittikten sonra kem küm ederek Hayri beyden özür diledim. Adam yarım ağızla önemli değil dedi. Bana çok feci gıcık olduğunu anlamıştım, belki de kafasından “ulan bu solculara gıcık olmakta yerden göğe haklıymışım” diye geçiriyordu.

Bu öyküyü niye anlattım? İşte o Çekirdek Sokakla Dibekçi Sokağın kesiştiği yerdeki manav var ya, Süleyman Seba akşam üzerleri o manavın önüne bir tahta sandalye çeker, orada oturup çay içerdi. Geçerken selamlaşır, hal hatır ederdik. Benden belki elli yaş büyük bir adam her defasında aynı nezaketle selamımı karşılar ve aynı sıcaklıkla tebessüm ederdi. Eni konu, ne idüğü belirsiz herhangi bir komşuydum, kendisinden yaşça çok küçüktüm, ama bir kez olsun bana “siz” dışında bir hitapta bulunduğunu anımsamıyorum.

Takım tutmuyorum, futbolu da genel olarak kirli bir oyun olarak görürüm. O tezgaha bulaşıp da temiz kalan birilerinin olabileceğini sanmam. Ancak Beşiktaşlılar başta olmak üzere futbolla ilgilenen arkadaşların Seba’yı bu denli sevmelerinin altında mutlaka onun nispeten temiz kalmış bir adam olmasının etkisi vardır diye düşünüyorum. Zaten benim Maçka’da iki yıl boyunca komşuluk ettiiğim, beraber çay içtiğimiz, arka balkondan birbirimize el salladığımız Süleyman Bey’in hali, tavrı ile kendisi hakkında anlatılanlar da birbiriyle uyum içinde. Sadece kibar değil, aynı zamanda yüksek ahlaklı bir adam. Ölümünün ardından ikide birde MİT bağlantısının gündeme getirilmesi tuhaf bir nefret söylemi gibi geliyor bana.  Personelden sorumlu müdürmüş, istifa etmiş, futbolla kulüple falan ilgilenmiş. Dediğim gibi, tamamen temiz bir adam mıdır bunu bilemeyiz, ama bir işkenceci ya da infazcı olmadığını anlamak çok güç olmasa gerek. Devrimcilerin işkencecileri farenin deliğinden çıkarıp cezalarını verdikleri yıllarda çevresinde bir tek koruma bile olmadan manavın önünde her akşam çayını içen bir adamın geçmişinde pek karanlık işler olmasa gerektir.

Bu yazıyı Jiyan adlı sitede yayınlanan nefret dolu bir yazı üzerine kaleme almak zorunda kaldım. Nasıl bir kinle yazılmışsa artık, yazının başlığı bile “lanet yazısı” diye konulmuş. Kimsenin acısını küçümseme hakkımız yok. Ama acılı insanların bunun öfkesini hak etmeyen kişilere yönlendirmesi de hiç ahlaklı ve adil değil. İlgili yazının yazarı solcu olduğunu iddia eden biri. Yukarıda anlattığım öyküde de ben on numara solcu bir delikanlıydım ve maalesef sonunda faşistin birinden insanlık dersi almak zorunda kaldım. Ben öğrendim, insanlara öldür allah hücum edip düşmanlıklar üretmeden önce bir soluklanmak gerektiğini öğrendim, iyi şeyleri değil belki ama kötü şeyleri söylerken, yazarken iki kez düşünmek gerektiğini öğrendim. Umarım o talihsiz yazının sahibi arkadaş da bu vesile ile öğrenir. Çünkü insanları karalamak, nefret üretmek, kin gütmek.. bunlar kolay şeylerdir, zor olan insandaki iyiliği güzelliği görmek, fikri de, işi de, siyaseti de onun üstüne kurmaktır.

Bir zamanlar komşum olan Süleyman bey, Süleyman Seba nur içinde uyuyun…

Jiyan’da Yayınlanan İlgili yazı :
Süleyman Seba’ya Lanet Yazısı