Yüreğimin Yarası Güzel Çocuklar…

Resim : Hepsi Bizim Çocuklarımız (ALL Our Children) - Carla Foster - Kumaş ve ahşap üzeri yağlıboya

Resim : Hepsi Bizim Çocuklarımız (ALL Our Children) – Carla Foster – Kumaş ve ahşap üzeri yağlıboya

Şimdi afedersiniz, söylemeye dilim varmıyor, ağzım öyle bir kan zehir küfürle doluyor ki kafamı şu çıplak otel odasının klozetine sokup kussam kussam kussam, çeksem sifonu suratıma yine de rahatlayamam.

Çocuk 13 yaşında, eli ayağı bedeninden çok büyümüş, ergen işte. Sesi biraz kartça, çırpınıyor, “abi vallahi ben yapmadım, kuran çarpsın ben çalmadım…” Çevresinde temiz aile babaları, şerefine tükürdüğümün şerefli insanları, itip kakıyorlar. Duvar dibine çökmüş yeminler ediyor ben yapmadım diye. 200 lirasını çalmış kadının, hanım teyze feryad ediyor, “kocama ben ne diyeceğim, benim kocam nasıl kazanıyor o paraları biliyor musun..” Bilmiyor çocuk, ne bilsin, ne bilelim senin kocanın ne iş yaptığını, ama demek ki allah gibi korktuğun bir kocadır o, ne bilelim ne diyeceksin, eşeğin şeyini de kocana, ne bilelim ne diyeceğini, ama çocuk bas bas bağırıyor işte ben yapmadım diye. O adamların hepsinin tipini, göbeğini, traşını, bıyığını, giydiği tişörtü, şortu, kafasındaki artiz gözlüğünü … Hepsini kazıdım kafama. Yeni Türkiye’nin halkı bu işte, bu kadar vicdansız, bu kadar nobran, güçsüze karşı bu kadar şiddet dolu, bir mazlum görmeye görsün sokakta, zebanisi olmaya dünden gönüllü. Bitti mi? Hiç biter mi yav zulüm bu memlekette, güçlü devletimizin gücü güçsüzlere yeten polisi geliyor, ne oldu, ne var, hııı, öyle mi, gel bakalım, çocuk yalvarıyor, çırpınıyor, belli ki korkuyor. Karakola gitti mi bir kere, döve döve zaten kabul ettirirler. Hırsızlara katillere paspas olan devlet 13 yaşındaki çocuğun ince dal gibi bileğine kelepçe olup yerleşiyor. Yürü bakalım merkeze…Sonra kadın -kocasının karısı daha doğrusu- çıkıp gelecektir, yanlış göze koymuştur parayı çantada, ufak bir hatadır hepsi, ufak bir hata değil mi? Ufak bir hata…

Bu çocuk sokak çocuğuydu ihtimal, yani potansiyel olarak hırsızdır, uğursuzdur, baştan suçludur falan… Peki, bir o mu zannediyorsunuz acaba? Hatırladınız mı aylar önce bir çocuk daha vardı, berber çırağı. 11 yaşında, yazıyla onbir, berbere çırak vermişler yarıyıl tatilinde, meslek öğrensin diye. Burayı iyi okuyun, yarıyıl tatilinde diyorum, yani mektebe gidiyormuş, yani anası babası bu memlekette okumakla zaten bir bok olunamayacağını bildiğinden aç kalmasın bari diye berbere çırak vermişler. Ustasından, hocasından, babasından, polisten, askerden dayak yiyerek büyüyen bir ırkın ahfadıyız ya, çırakları dövmek de bir tür gelenek işte. Başka türlü meslek öğrenilmez sanıyoruz. İşte ustası da, klasik olarak, dövmüş el kadar çocuğu. O da gitmemiş işe, nereye gitmiş? Atari salonuna. Atari salonuna, çocuklarınızın elinde aypedler ayfonlar falan var ya onlardaki gibi birşeyleri görmek için işte. Aman ha, oldu-olmadı falan demeyin, böyle saçmalıklar diye lafa başlamayın, vakit kaybı, sınavlar, eğitim, gelecek, gençlerin korunması falan gibi osuruktan cümleleri sakın kurmayın sizi de tepelerim ha! Çocuk diyorum ben, 11 yaşında, yazıyla onbir, bir oğlan çocuğu. Kafa kabak üç numara, ucuz hırka, ayakta çakma nayklar falan.. Meslek öğrenecek, günde üç lira harçlık için oniki saat çalışacak, küfür yiyecek, dayak yiyecek, kışın soğuktan yazın sıcaktan imanı gevreyecek, sonunda da borçlu çıkacak, çünkü niye, çünkü meslek öğrenecek. Ustası sayın berber, afedersin ensesine şeyettiğimin sayın erkek kuaförü, çocuğu yakalamış atari başında. Sonrasını okudunuz, hatırlarsınız işte, boynuna ip bağlamış ve motosikletin arkasından sürüklemiş.

Bunlardan yüzlerce binlerce var, daha beterleri de var. Ağzım nasıl öfkeyle doluyor. Lanet olsun size, paranıza da, emeğinize de, devletinize de, dininize de lanet olsun. Şu küçük hatalarla mazlumların kanını emen idrakinize de bu dünyada cehennemi inşa eden hissiyatınıza da lanet olsun. Çocukların eti ve kemiği pahasına koyduğunuz kurallarınıza da kanunlarınıza da lanet olsun.

Susuyorum, azıcık nefes alacağım, biraz sakinleşeyim yoksa bağıracağım şu camlardan çerçevelerden dışarı.

Ah… Ah benim yurdumun mülk derekesine indirilmiş talihsiz çocukları, ah ne bugünde ne gelecekte bir damla mutluluk çok görülen çelimsiz bacaklar, kabak kafalar, tokasız saçlar, lastik ayakkabı, eprimiş hırka, simit parası, diz vermiş pantolon, solmuş önlük,… ah televizyondaki senaryolardan başka renk çok görülen, ah bir ana kucağı, bir baba şefkati esirgenen yetim öksüz yavrularım benim… Ah ki ah, yüreğimin yarası güzel çocuklar… Gün gelip büyüdüğünüzde, size zulmedenler gibi zalimleriniz de olacak mutlaka, öğütülüp giden garibanlarınız da, korkudan sinenleriniz de, kaygıdan aklı yitenleriniz de.. ama devrimcileriniz de olacak biliyorum, sıkılı yumruğunu başka çocuklar ezilmesin diye dimdik kaldıranlarınız da olacak içinizde.

Ey yurdumun ayak çıplak baş kabak nefes almaya çalışan küçük evladı, o çaresiz o çelimsiz halinle bile zalimlerden on kat, yüz kat daha güçlüsün. Çünkü çocuksun, çünkü masumsun ve çünkü belki de o devrimcilerden biri de sensin. Çok değil, belki üç beş yıl sonra sen de Haziran’ı yaratan o abilerinden ablalarından biri olacaksın. İşte bunun için, sadece üzüntüm ve kahrım değil, umudum ve tesellim de sensin. Gözlerinden öperim. Kelepçelerle, zincirlerle acıyan incecik bileklerinden öperim.

 

Haberlerin linkleri :

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/25667397.asp

http://webtv.hurriyet.com.tr/2/66912/0/13-yasindaki-cocugu-hirsizlikla-sucladi-ama%85

— // —

Deli Gaffar’ı takip etmek için

Twitter : @DeliGaffar

Instagram : deligaffar

Facebook : Gaffar Yakınca