Kerhane Milliyetçiliğine Karşı Devrimci Ahlak…

Bir Fahişenin Taşlanması - Adam Cross - Yağlıboya Kanvas

Bir Fahişenin Taşlanması – Adam Cross – Yağlıboya Kanvas

Ulusalcıların altın yıllarıydı sanırım, 2006-2007 olmalı, internette vaktiyle Malatya’da cereyan ettiği söylenen bir hikaye dolaşmaya başladı. Menderes döneminde askeri üsler falan kurulmaya başlanınca Malatya’ya ABD askerleri gelmiş. Bunların gönlü olsun diye Malatya kerhanesinden kadınlar getirmişler. Kadınlar hizmete gidiyorlar ama bilmiyorlar kime hizmet edeceklerini. Kadınlardan biri ABD subayına servis vereceğini anlayınca demiş ki “ben bir Türk orospusuyum Amerikalıya vermem..” İlginçtir o zamanlar bu öyküyü sadece ulusalcılar değil, milliyetçiler, dinciler falan hepsi paylaşıyordu. Atatürk milliyetçiliği mi olsun MHP milliyetçiliği mi Milli Görüş milliyetçiliği mi derken hepsi birden kerhane milliyetçiliğinde buluşmuşlardı da gurbet ellerde gördüğüm bu milli birlik manzarası gözlerimi yaşartmıştı!

Milliyetçilerin kerhane ittifakını simgeleyen belge büyük olasılık baştan ayağa uydurma bir öyküyü aktarıyordu. Malatyalılar bilir ki Malatya’da kerhane İsmet Paşa döneminde kapatılmıştır. Hatta sırf bu yüzden hemşehrimiz İsmet Paşa’ya kızıp oyunu Menderes’e verenler olmuştur. Aklı benden bir gıdım ileride olan rahmetli dedem de söylerdi, “İsmet Paşa iyi adamdı ama kerhaneyi kapattı, gençler Elazığ yollarına düştüler..” diye. Bu milliyetçi orospu öyküsü uydurmaydı ama her boydan milliyetçinin hissiyatı gerçekti. Misal, arkeoloji doktorası yapmış bir cumhuriyetçi arkadaşım, şimdilerde tam boy AKP’ci olan hariciyeci başka bir dostum, AKP’ye rağmen Milli görüşçülükte ısrar eden başka bir gudik kardeşimiz, tüm bunların ortak yanı bu öyküyle coşmuş olmalarıydı. Öyküyü ballandıra ballandıra yazan köşe yazarları bile vardı.

2000 yılıydı sanırım, MHP’nin Ali Güngör adında bir milletvekili vardı. Bir zamanların faşist katili kendisine yakışır biçimde MHP saflarından TBMM’ye girmişti. Rahşan affına karşı çıkıyordu, gazeteler bu herifin solcu Asteğmen Necdet Güçlü’yü öldürdükten sonra 1974’te Ecevit affıyla serbest kaldığını yazınca sinirlendi, “bu işi Zafer Mutlu tezgahladı, Zafer, Manukyan’ın çocuğudur” dedi… Manukyan dediği meşhur Matild hanım, Türkiye’nin gelmiş geçmiş en önemli kerhanecisi. Basın, DSP milletvekilleri falan bu Ali Güngör’ü öyle bir perişan ettiler ki sonunda MHP bile adamı ihraç etmek zorunda kaldı. Bu olay sırasında en çok dikkatimi çeken şey hem DSP’li mebusların hem de gazetecilerin Ali Güngör’le kavga ederken üstüne basa basa “Manukyan namuslu bir iş kadınıdır, vergisini son kuruşuna kadar ödemektedir..” demeleri, bu noktaya özel olarak vurgu yapmalarıydı. O tarih itibarı ile 37 adet genelevi olan Matild hanım da bir açıklama yaptı, “genelev sahibi olmak, çok kötü bir meslek değil. Milletvekillerinin verdiği izinle, resmi ruhsatla bu işi yapıyorum. Bu ülkede vergi rekortmeni oldum. Hala vergimi düzenli bir şekilde ödüyorum. Kendisi katil olan birine hakaret davası açmayı düşünmüyorum. Meclis’te onca milletvekili var. Gereken cevabı zaten vereceklerdir.” dedi.

Bizim kuşak solcular iyi bilirler aynı dönemlerde Parti-Cephe de polislere hep “Manukyan’ın çocukları” diye hitap ederdi. Polislerin maaşının Manukyan’ın ödediği vergiyle verilmesine gönderme yaparlardı.

Bu Manukyan olayından kısa bir süre sonra memleketin gördüğü sayılı dömbeleklerden biri olan Hadi Uluengin Hürriyet’teki köşesinde Küba’ya küfür eden bir kaç tane yazı kaleme aldı. Tüm yazılarda evirip çevirip işi Küba’da parayla seks yapan kızlara bağlıyor, “demokratik dünya Castro’dan bunu hesabını soracak” diye sloganlar atıyordu. Türkiye’de olan bitenden haberi yoktu anlaşılan!

Geçtiğimiz yılın Şubat ayında Alman İş Kurumu Ausburg’lu bir kadına genelevde çalışmasını önerdi. Sonradan pardon falan dediler ama anlaşıldı ki Almaya’da fahişelik de tanımlı bir meslektir ve genelevler de iş kurumu vasıtasıyla çalışan istihdam etmektedirler.

Parti-Cephe’nin dövüp fotoğraflarını yayınladığı kadını görünce işte bunlar geldi aklıma. Solcuların önemli bir kısmı Cephe’yi kınayan laflar ederken bir kısmı da “dinime söven müslüman olsa” deyip Cephe’ye ayar verenlere ayar verdi. Seks işçisi mi demeliyiz fahişe mi orospu mu, zorunluluk mu tercih mi, ahlaklı mı değil mi, devrimci ahlak nerede başlar, nerede biter…

Milliyetçiler, dinciler, anti-komünistler, devrimciler, liberaller.. hepsinin önemli siyasi sermayelerinden birinin kadın ticareti olması hayli ilginç. Liberaller bu işin sıradan bir alış-veriş olduğunu düşünüyorlar, zaten yasalarla da düzenlemişler. Sadece yasaların delinmesine karşılar. Milliyetçiler ve dinciler için önemli olan yabancıya hizmet sunulmaması, yerli malını yerliler kullansın yeter. Cephe türü devrimciler bunu bir yozlaşma olarak niteliyorlar. Cephe’ye karşı çıkan solcularsa “kapitalizmin bir sonucu” diyorlar.

Benim deli kafama soracak olursanız insan bedeninin alınır satılır bir meta olması kabul edilemez bir şeydir. Ama aynı biçimde insan emeğinin, insan yaratıcılığının alınır satılır bir meta olması da kabul edilmemelidir. İşte hiç değilse bu noktada, ofiste çalışan bir insanla genelevde çalışan bir insan arasında -ahlak açısından- çok da büyük bir fark kalmaz. Çok klişe bir yaklaşım olmakla beraber doğrudur : kapitalizmin “katil ve iki yüzlü” bilimine hizmet eden bir bilim insanı ya da aklı ve emeğiyle bir bankaya büyük bir şirkete hizmet eden bir kişi bir fahişeden daha mı namusludur? Zannımca arada büyük farklar yoktur, sadece fahişelik daha zor, daha boktan ve tabii ki daha yozlaştırıcı bir meslektir. Bu nokta önemli, çünkü toplumu yozlaştıran fahişeler değildir, fahişelik toplumsal yozlaşmanın, çürümenin bir sonucudur. Dolayısıyla bu işlerde en son ceza kesilecek kişi de bedenini satan kadındır.

İşin bir başka boyutu daha var : Cephe’nin güçlü olduğu solcu/alevi mahallelerinde devletin uyuşturucu ve fuhuş çetelerini özellikle kolladığı, gençleri bu şekilde “etkisizleştirdiği” bilinen bir gerçek. Anlaşılan o ki Cephe’nin bu işleri bu kadar önemsemesinin sebebi de bu. Ancak hiç bir şey savunmasız bir kadının bu şekilde itilip kakılmasına gerekçe olamaz. Mahallelerini korumak istiyorlarsa çok daha etkili bir başka yöntem deneyebilirler : kadınların değil, muhabbet tellallarının ve müşterilerin üstüne gidebilirler. Hem böylelikle bu kadar çok tepki de toplamazlar.

Peki bu fuhuş ya da seks işçiliği konusu ne olacak? Lafı benden daha akıllı birine bırakayım o bağlasın: Baku’dan dilbilimci dostum Nergiz, sağolsun bana bir not göndermiş, diyor ki “proletarya… bu sektörde çalışanlar için en uygun terim budur bence, latince “proletarius”, “proles” sözünden geliyor, bu kelimenin bir anlamı da erkeğin dış genital organları – testis ve genelde erkek gücünü ifade eder. Maskulist sistem erkek eliyle kadınları ikincil ezilen bir sosyal konuma mahkum ediyor, kapitalist piyasa sistemi de bu ezilmişlik halinin kendine çalışmasını, kadınların cinsel ticari meta haline getirilişini sağlıyor…Fuhuş arapça ‘utanç’ anlamında olan fahuşa’dan geliyor.. Bu utanç, erkeklerin ve kapitalin utancı.. bu ayıbı yok etmek için bütün proletaryanın – prolesli prolessiz- birleşmesi lazım”.