Umudun Mavi Troleybüsü Moskva’ya Dönerken…

синий троллейбус - Mavi Troleybüs.. Kimbilir nereye gidiyoruz...

синий троллейбус – Mavi Troleybüs.. Kimbilir nereye gidiyoruz…

Bugün Ali İsmail’in ölüm yıldönümü. O uğursuz haberi aldığım anı, sabaha kadar parke taşlarına bakıp öylece durduğum geceyi hiç unutmayacağım. Şimdi de unutmuyorum, tam birinci yılında, yeniden Arbat’ın sokaklarında yürürken…

Kafamda sadece Ali İsmail mi var? Bir o değil ki.. İsrail Gazze’ye bombalar yağdırıyormuş, yer sofrasında bir kaşık pilav yiyemeden parçalanan bedenlerin, zavallı küçük çocukların resimleri geliyor, Sderot’ta İsrailliler bir tepeye seyir tribünü kurmuş aşağıdakilerin kafasına inen her bombada alkış kıyamet, Yıldız Tilbe “yaşasın Hitler” diyormuş, müslümanlar Nazi bayraklarını paylaşıyorlar internette, Yahudilere ölüm, zaten bir gece önce de Beşiktaş’ta iki gavuru dövmüşler dinimize saygısızlık ettiler diye, Türkmenler ıssız bir çölün ortasında çaresiz, sadece ölümün gelip onları bulmasını bekliyorlar, bizim ayakkabıyla girmediğimiz  camiye bombayla girenler var, Alevilere de ölüm, Caferilere de ölüm, cumhurbaşkanı yol yapımından bile haberdar olmalı, ezan susmaz, bayrak inmez, indiren nereden bulduysa artık çamaşır ipiyle asmış kendini içeride, Diyarbakır’da müslüman polisler üç çocuğa tecavüz ediyormuş, Ukrayna uçakları kendi köylerini şehirlerini bombalıyor, aç çocuklar, çıplak çocuklar, ölü çocuklar…. Daha sayayım mı? Ne çok felaket ne çok zulüm ne çok kan…

Bir bunlar mı aklımda? Bir Ail İsmail mi? Moskva’dayım ya yine, kürkçü dükkanımız, yüz yıllık aşkımız, hepsinin yanında, hepsinin ardında Moskva var, çünkü hepsi Moskva yüzünden bir bakıma… Bir zamanlar kızıl yıldızlı bir şehirdi ya burası, onu diyorum. Kendisi o haliyle daha mı iyiydi daha mı kötü aklım o kadar ermiyor, ama biliyorum ki dünya bu kadar kötü değildi Moskva’nın kızıl yıldızı parıldarken… Şimdi allahla para arasında sıkışmış sahipsiz insanlık, büyük, çok büyük ve fakat güçsüz, boynu bükük insanlık…

Çok uzun zaman oldu ilk geldiğimden beri.. sayısız kereler, sayısız günler, geceler.. Aşkla keder arasında salınıp kaldığımız güzel şehir, Moskva. Herşey değişti, dünya alt üst oldu, ama işte geçmiş güzel günlerin kızıl yıldızı orada bir yerde parlamaya devam ediyor. Kışın bulutlar, yazın sarı yıldızlar arasından.. Yirmi yıldır hep orada.. hiç olmamış eski bir hayale bakar gibi bakıyorum ona, bir daha asla dönmeyeceğini bildiğim sevgilime bakar gibi bakıyorum.. ah ne acı, ne zor, bunca çocuğun günahı kimin boynunda, kim sağaltacak bunca derin yaralarını insanlığın, kim yerine koyacak kaybolan umudumuzu, güzel günlere imanımızı yerine?

Yarım aklımda bu ahmakça düşüncelerle, kederlerle gezinirken evden çok da uzak olmayan bir yerde, kadim aşkımız Moskva’nın en civcivli caddelerinden birinde buldum Mavi Troleybüs’ü. Derme çatma ve lakin kocaman cüssesiyle bir duvar dibine sinmiş gibi, her halinden belli garibanların seçimi olduğu. Orta kapıdan binip oturdum bir koltuğa. Sanki herkes umutsuz, sanki herkes “bir yolculuğa çıksak alıp başımızı gitsek” der gibi. Kol kadar bir sustalıyla elma soyup votka içen adam, balık salamura atıştıran kadın, sabırsızlıkla kıpırdanan yaşlı bir çift, yüzünde yara iziyle bira yudumlayan sarı bir oğlan ve sevgilisi, önlerinde birer fincan çayla işten yeni çıkmış siyah çantalı bir adam ve onun utangaç karısı… Yoksul insanlar, yoksul bir troleybüs… Herkes gitmek istiyor Moskva’dan. Sanki her an hareket edecekmişiz  de kendimizi tarlaların arasında daracık bir yolda bulacakmışız gibi. Pek sevdiğim Tula’ya doğru mesela, belki de Tver, ya da Smolensk’e oradan masum, çelimsiz bir kız gibi dans eden Minsk’e… Ama umut tükendi artık, kimsenin umudu yok yeniden Moskva’ya dönmeye, kızıl yıldızın Moskva’sına, eski evimize, eski aşkımıza dönmeye… Bir yolculuk hepimize iyi gelecek, evet. Ne yapalım bari, bir bira alsak ve yola koyulsak.

Önce bir abi hüzünlü hüzünlü söylüyor. Ellilerinde, ak saçlı, sivri burunlu sempatik bir adam. Ama şarkılar hüzünlü..Aşktan söz ediyor, gidip gelmeyenlerden, gidip de gelmemekten, gelip de bulmamaktan.. Bildiğiniz şeyler işte.. benim aklımda giden sevdiklerimiz, zorba katillere yem olan oğlullarımız kızlarımız, Ali İsmail mesela, Haziran sancılarımız.. ve gidip gelmeyen o kadim sevgilimiz, kızıl yıldızlı Moskva’mız… Ah bu şehir beni öldürecek, üç kuruşluk aklımı da alıp çalmak istiyorum Arbat’ın taşlarına, ve sadece ağlamak istiyorum, zırıl zırıl, böğründen yaralanmış bir hayvan gibi inleyerek ağlamak…

Gidiyoruz sevgili yolcular, yoksul yolcular, paranın ve allahın altında ezilen yolcular, umutsuz yolcular.. gidiyoruz ve bir daha asla dönemeyeceğiz o ihtişamlı günlerimizdeki Moskvamıza… umudumuz yok ve gidiyoruz..

Durun! İşte tam buradayken bir şey oldu…

Mavi troleybüsün yara izli adamı ve süslü sevgilisi, hiç umulmadık bir şey yaptılar…  Gidip mikrofonu aldılar ve bir şarkı söylemeye başladılar. Tam da o anda, olmayacak bir şeyi olduracak, bizi durduracak, döndürecek, kim bilir, tutup umudu yerine koyacak tek şeydi belki bu. Bir şarkıyla olur mu? Evet, sadece bir şarkıyla olabilirdi, yeter ki evimizle, yurdumuzla ilgili olsun. Bu öyle güzel bir şarkı ki Mavi Troleybüs önce durdu, sonra hafifçe sarsılıp geriye döndü ve yeniden özlediğimiz rüyaya, kızıl yıldıza doğru yola koyuldu.

Tamam böyle şeyler gerçek yaşamda pek olmaz biliyorum. Ama ben deliyim, hiç değilse bir an olsun bana öyleymiş gibi geldi, ve size yemin ederim diğerleri için de öyleydi… En azından sonradan gelen yoksul bir ana oğul ve kapıda ayakta yolcu olan kız için öyleydi. Bunu hissettik. Çünkü o şarkıyı duyunca herkes bunu hisseder, çünkü o şarkı zaten sadece umut etmek içindir..

 

Adı “nadejda” (Надежда), umut demek.

Bak hala unutamıyoruz
Sonuna dek söylemediğimiz şarkıları
Sevgili yorgun gözler

Moskva’nın mavi karları…
İşte yine şehirler var aramızda
Hep yaptığı gibi, ayırıyor yaşam bizi…
Ama beklenmedik bir yıldız parlıyor gökte
Bir umut anıtı gibi…

Umut pusulamdır benim
Ve cesaretin ödülüdür şans
Bilirim bir şarkı bile yeter
Yurdumuz hakkında söylemişse eğer

Orijinalini ilk Anna German söylemiş. Kozmonotlar da göreve gitmeden önce, keşfetmenin heyecanıyla eve dönmenin arzusu karışınca, cesaretle ve umutla hep bunu söylerlermiş….

Hepimiz mavi bir troleybüste değil miyiz? Hepimize gereken şey umut değil mi? Bu zorbalığa dur demek için, bu köhne dünyayı yeniden kurmak için.. Ve kendisinden yeniden yaratmak için umudu, yeni fışkırmış buğday başakları gibi dipdiri, taptaze… daha fazla cesaret, daha fazla umut…


Deli Gaffar’ın Notları tamamen bağımsız bir kişisel blogtur. Hiçbir siyasi grup, medya kuruluşu ya da şirketin desteği olmadan yayın yapar.

Deli Gaffar’ı takip etmek için
Twitter : @DeliGaffar
Facebook (şahsi sayfam arkadaş kotası dolduğu için sadece “takip/follow” edilebiliyor) : Gaffar Yakınca
Ayrıca Facebook Gaffar Yakınca sayfası da takip edilebilir
Instagram :  deligaffar