Sevimsiz Bir Sevgililer Günü Yazısı

Sevgililer günündeyiz ya ne yazacağımı bilemedim.  Yanlış anlaşılmasın, özel günlere kapitalizmin icadı, emperyalizmin uydurması diyenlerden değilim. Aksine bu tip dümenlerin yaşama renk katmakta zorlananlara faydalı olduğunu düşünüyorum. Piyasanın zorbalığı altında ezilen insan, yine piyasanın bir iki dümeni sayesinde azıcık eğleniyor. Hepsi bu. Piyasanın zorbalığı (siz buna kapitalizm de diyebilirsiniz) ortadan kalkarsa bu işler de gereksiz hale gelir, sevmek sevilmek kolaylaşır, güzelleşir.

Rişar ve Anna.

Rişar ve Anna.

Sevgililer günü kültünün oluşumuna birden çok öykünün katkısı var. Aziz Valentayn gününün sevgililer günü diye kutlanmasına ön ayak olan kişi İngiliz edebiyatının babası diye anılan şair Geoffrey Chaucer’dir. Kral ikinci Rişar’ın Bohemya prensesi Anne ile nişanlanması onuruna bir şiir yazmış, buradan da sevgililer günü modası türemiştir. Gerçi şiirde kalpler yerine kuşlar vardır ama, batı sembolizmindeki değişikliklerle bu kuşlar zamanla yerini kalplere bırakmıştır. Şiirin orijinali şöyle : “For this was on Saint Valentine’s Day, when every bird cometh there to choose his mate”. Çevirisi “her kuşun kendi eşini seçmeye geldiği gündür St. Valentine günü” şeklinde yapılabilir.

Bohemya Prensesi Anne, Rişar’la evlendiğinde henüz 16 (bazı kaynaklara göre 15) yaşındaydı. Gerçi Kral da kendisinden bir yaş küçüktü. Talihsiz Anne henüz 28 yaşındayken vebadan öldü. İki yıl sonra Kral Rişar, ikinci karısı Fransa prensesi Isabella ile evlendi. Evlilik tarihinde Rişar 29, Isabella ise 6 yaşındaydı.

Isabela düğün hazırlıkları sırasında. Henüz altı yaşında.

Isabela düğün hazırlıkları sırasında. Henüz altı yaşında.

Özellikle ortaçağda Avrupa hanedanları arasında böyle küçük yaşta evlendirmelere sık rastlanırdı. Hanedan evlilikleri güç birlikleri, çeyiz ve başlık parası yolu ile iktidarın güçlendirilmesi vb. anlamlara gelirdi. Çocuk evliliği alt tabakalarda da yaygındı çünkü özellikle kız çocukları bir tür mal olarak alınıp satılabiliyordu. Doğuda İslam toplumlarında da pek farklı bir manzara yoktu.

Bugün tarih 2014. Kabaca bir yedi yüzyıl geride kalmış, rönesans, aydınlanma, bilim, laiklik falan.. ama hala dünyada her yıl 14 milyon kız çocuğu zorla evlendiriliyor. Bazı durumlarda bu evliliklere kızların sünnet edilmesi, köleleştirme, fuhuşa sürükleme, işkence vb. gibi insan hakkı ihalleri eşlik ediyor. Kız çocuklarının sistematik olarak bu tip hak ihlallerine maruz kaldığı yerlerin başında yoksul afrika ülkeleri ve müslüman ülkeler geliyor. Müslümanların bu konuda gidecek daha çok yolları var, özellikle dinde yer aldığı söylenen evlilik hükümleri sebebi ile kafaları kafaları hala karışık.

Türkiyemiz de afedersiniz her boklu mevzuda ön sıralara koştuğu gibi bu konuda da dünyada hatırı sayılır bir yere sahip. Çocuk evliliklerine özellikle Doğu ve Güneydoğuda dindar Kürtler arasında daha sık rastlanıyor. Kürt arkadaşlardan ricam hemen tepki vermesinler, Kürtlere yönelik bir karalama niyetiyle değil, olanı göstermek adına yazıyorum. Batıdaki Türkler de çoğunlukla müslümandır ama onlarda çocuk evliliği bu kadar sık görülmez çünkü Türkiye’de hala feodal bağların belirleyici olduğu coğrafya Kürdistan coğrafyasıdır. Devletin bu işi hiç önemsemediğini, bir yandan çocuk tüccarlarını tecavüzcülerini kollarken diğer yandan numaradan sosyal programlar yürüttüğünü biliyoruz. İşin acıklı tarafı, Kürdistan’da etkin bir güç haline gelmiş olan Kürt siyasi hareketinin de (BDP/PKK/HDP vs..) bu konuyu ciddi bir sorun gibi ele almaktan kaçınması. Ağalarla, şeyhlerle falan ters düşmemek adına çocukların bu zülme uğramasına göz yummaları utanç verici.

Sayın bakan masumane buluyormuş !

Sayın bakan masumane buluyormuş !

İkitidarın aile bakanı Ayşenur İslam ise “çocuk evlilikleri masumane, yazık bilmiyorlar bunun yanlış olduğunu” diye bir laf etmişti. Sayın bakan balığın kavağa çıktığına inanmamızı istiyor. Devletten alacakları tarım yardımını hesaplarken, partilerle oy pazarlığı yaparken, ticaret yaparken, döviz falan alıp satarken, TV’de en çetrefilli dizileri ve magazin ilişkilerini izlerken her şeye aklı kesen bu insancıklar iş küçük kız çocuklarının satılmasına gelince nedense “cahil, eğitilmemiş zavallılar” oluveriyorlar. Şunu açıkça söylemek zorundayız, bu ülkede küçük kız çocuklarını alıp satan bir zihniyet var. Bu iş doğrudan ya da dolaylı olarak para karşılığında yapılıyor. Kendi kızlarını evlilik kisvesi altında alıp satıyorlar. Başkalarının çocuklarına ise bira içiyor, dar kot giyiyor, erkeklerle geziyor gibi “iffetsizlik” gerekçeleri uydurarak topluca tecavüz ediyorlar.

Örneğin pek sık rastlanan klişe öykülerden biri şu : bir kız çocuğu evlendirilip koca evine gönderiliyor. Şiddete maruz kalıyor sonra da intihar ediyor. Ya da cesedi bir yerde bulunuyor. Kimse bana masal anlatmasın, o kuytu evlerde bu çocukların sadece kocaları tarafından değil evin babası, dedesi dahil başka erkekler tarafından da seks kölesi olarak kullanıldığını, sonra da hamile kalınca ya da aklını yitirince öldürüldüğünü düşünmemiz için çok sebebimiz var. Sonra o katiller hooop camiye, oradan çarşıya, kahveye, sonra yeniden abdest alalım tekrar namaza… İşte bunun gibi o masumane masumane öykücükler uyduruk uyduruk yazılıp çiziliyor.  Biz de yiyoruz! Özensiz adli takipten tutun da mahalle baskısına varıncaya kadar bir sürü sebep yüzünden adalet yerini bulmuyor, zulüm devam ediyor.

Bu işin adı pedofili olsun diye bir kampanya başlatılmıştı. Buna kesinlikle karşıyım, sonuçta pedofili suçun oluşumuna yol açan bir tür ileri psikolojik sapkınlıktır. Bu işleri yapan adamlar ise sapkın ya da sapık değiller. Gayet bilinçliler, akılları başında ve ticaret yapıyorlar. Doğrusu çocuk evliliklerinin insan ticareti suçu kapsamına alınması ve işe ortak olanların tamamının, yani ticarete taraf olan herkesin, onay veren tüm ailenin, hatta bildiği halde ihbar etmeyen fertlerin bile yargılanmasıdır.  İşine geldiğinde olmadık yerlerden en kıyıtırık yardım yataklık suçları üreten devlet, performansını biraz da bu konuda göstermelidir. İnsanların eğitilmesini, aydınlanmasını, gelişmesini falan bekleyemeyiz. Her gün her saat başka çocuklar kurban gidiyor. Bekleyecek vaktimiz yok ve bu çirkefi hemen, şu an, acilen durdurmanın tek yolu sağlam yasalar koyup onları en sağlam şekilde uygulamaktır. Bu ülkeyi yönetenlerin içinde birazcık insaniyet varsa her bir işten önce  bu işi düşünürler, bunun üstüne giderler. Tabii siyasi güç hesaplarından, ayak oyunlarından vakitleri kalırsa.

Sevimsiz bir sevgililer günü yazısı olduğunun farkındayım. Ne yapayım, aklıma bu geldi ve böyle bir şey akla gelince de insanın konuşmaktan yazmaktan başka çaresi kalmıyor. Her şeye rağmen, eğer bir sevgiliniz varsa bugüne özel ellerinden tutup ona bir öpücük verin, ve gelecek güzel günlere inancınızı asla yitirmeyin. Salyalı deli ağzımla ve muhabbetimle öpüyorum hepinizi.