Aman Oya Hanım Yediğinize İçtiğinize Dikkat Edin !

Beton kafalı olmayan bir solcu olarak Oya Baydar. Fotoğrafın yemekten önce mi sonra mı çekildiğini bilmiyorum.

Beton kafalı olmayan bir solcu olarak Oya Baydar. Fotoğrafın yemekten önce mi sonra mı çekildiğini bilmiyorum.

İki genç arkadaş konuşuyorlar, biri Oya Baydar’ı eleştiriyor, diğeri “haddini bil, kadın senin boyun kadar kitap yazmış” diye yanıtlıyor. O ilk konuşanın boyuna baktım iki metre falan var, Oya hanım bunun kadar kitap yazmışsa ben iyisi mi hiç ağzımı açmayayım, susayım dedim.  Ben bunları düşünüp susarken Oya Baydar kendi kendine konuşuverdi. Normalde nasıl yazdığını pek bilmiyorum ama bu yazıda bolca bok, pipi falan var, yani ben böyle bir şey yazsam kendi ağzımı kırardım ayıp diye, o kadar olmuş yani.

Bir fıkra anlatıyor Oya hanım, işte ağa ile maraba bahse tutuşmuşlar sonunda ilk hallerine göre birşey değimemiş ama birbirleriyle inatlaştıkları için ikisi de at pisliği yedikleriyle kalmışlar, köylü de ağaya “ağam bir şey değişmedi, peki biz niye bu boku yedik” demiş. Oldu bitti fıkralara gülemem, hele böyle bir ağayla köylüsü kıvamındakiler La Fontaine etkisi bırakır üzerimde. Zaten Oya Baydar’ın da derdi fıkra değil, “mesajı var”. Bugüne kadar askeri vesayetin temizlenmesinde AKP’yi desteklemişmiş, yetmez ama evet demişmiş, ama şimdi yolsuzluklar çıkınca AKP “askere kumpas kuruldu” demişmiş, hiç böyle şey olur muymuş, o zaman bu kadar boku niye yemişmiş. Çok afedersiniz, bu bok yeme kısmını ben yazmadım kendisi yazmış.

Oya Baydar ve Bizim Mahallenin Fadile Ablası

Oya Baydar’ı ne zaman okumaya kalksam aklıma çocukluğumun Fadile ablası geliyor. Yoksul mahallemizin muhtarı gibi dul bir kadın. Sabahtan akşama kapı önünde oturur istisnasız herkese laf yetiştirir. Pardon, herkese değil kadınlara, genç kızlara ve çocuklara. İktidarın sahibi erkeklere bulaşmaz. Ev düzeni nasıl sağlanır, hangi yemek nasıl yapılır, koca nasıl mutlu edilir, iffetli bir kadın nasıl olunur, mezarlıkta hangi dua okunur. Verdiği nasihatlerin hiç bir orijinalliği ya da özel bir işlevselliği yoktur, ama yine de genç yaşında dul kalarak çektiği acılar sebebiyle özel bir saygı görür. Konular da dönüp dolaşıp mutlaka ar, namus, iffet konularına sarar. Çünkü Fadile ablanın biricik bilgelik sermayesi budur, genç yaşta dul kalmış ama kendini çocuklarına vermiş hiç bir erkekle beraber olmamıştır. Aseksüel bir görüntü çizmeye özel olarak dikkat eder. Seksle ilgili herşey günahtır. Fadile Abla’nın çevresinde örülmüş bu ar-manus-iffet miti herkesi her köşede bulup sıkıştırır. Bu da her mitos gibi akla ve gerçeğe aykırı bazı ilkeler üzerine kurulmuştur. Erkekler ve kadınlar kukuları ve pipileri yokmuş gibi tanımlanmışlardır ve öyle davranırlar. Ama mit kuvvetlidir, Fadile de onun yılmaz bekçisidir. Mahallede kızlarla oğlanlar bırakın flört etmeyi konuşamazlar bile. Kadınlar ve hatta çocuklar bile cinselliğin hiç olmadığı bir dünyada yaşarlar. Konu ar-namus-iffet ilkeleri olunca benim gibi delilere bile pek tolerans yoktur.

İşte Oya Baydar’ın da kulağa çok hoş gelen ama akla aykırı ilkelerle örülmüş bir “demokrasi mitosu” var. Bu mitosun bekçisi olarak O da gücünü geçmişindeki objektifliği tartışmalı bir acıdan alıyor.  Bir zamanlar sosyalist olmuştur ve bu uğurda bedeller ödemiştir! Tıpkı Fadile Abla’nın anıları gibi anlatıla anlatıla mistifiye olmuş, gerçeklikle bağı kopmuş bir acıdır bu. Bunun için de ateşine odun taşıdığı mitosun gerçeğe aykırı kabullerini kolaylıkla besler.

Nasıl ki Fadile Abla’nın başımıza ördüğü iffet mitosu erkekler ve kadınları cinsellikten azade varlıklar olarak kabul ediyorsa, Oya Baydar’ın demokrasi mitosu da insanları ve hatta örgütleri bile, siyasi yönelimleri, ideolojileri, açık-gizli amaçları olan varlıklar olarak değil sınırları belirsiz iyiler ve kötüler olarak tanımlıyor.

Fadile Abla bu aseksüel namus mitini örmek için nasıl üreme gibi yaşama dair en temel bir fonksiyonu görmezden geliyorsa Oya Baydar da demokrasi mitini kurgulayabilmek için en temel bir gerçekliği, toplumsal sınıfları ve bunlar arasındaki en güncel çelişkileri görmüyor.

Nasıl ki Fadile Abla’da iffet herşeydir, Oya Baydar’da da empati, vicdan ve bireysel özgürlükler herşeydir.

Nasıl ki Fadile ablada “erkeklerle yakınlaşmak” en büyük günahtır, Oya Baydar’da da “ötekileştirmek” en büyük günahtır.

Fadile Abla’nın büyük günahını işlersen en rezil duruma düşer “orospu” olursun, Oya Baydar’ın büyük günahı da seni en az o kadar rezil bir duruma sokar, beton kafalı solcu, ulusalcı, komünist, hatta Allah korusun stalinist falan bile olabilirsin.

Oya Baydar’ın Demokrasi Mitosunun İlkeleri

Oya Baydar’ın mitosunun en baş ilkelerinden biri askeri darbelere karşı olmaktır. O kadar basit bir ilkedir ki bu asgari düzeyde demokrasi kültürü olan hiç kimse buna karşı çıkamaz. Buradan hareketle mesela Portekiz’deki Karanfil devrimiyle 12 Eylül, faşist Pinochet’nin darbesi ile Hitlere suikast yapmaya kalkan subayların eylemi hepsi aynı kefededir, hepsi büyük günahtır. İşte Oya Baydar’ın bu kafası işi getirir 12 Eylül darbecileri yargılanacak diye yetmez ama evetçiliğe dayandırır. O anayasa paketinde generallerin yargılanmasının önünün açılmasından başka neler geçirilmiştir? Dinci faşizmin hangi kuralları orada anayasal hak haline getirilmiştir? Bunlar sorulmaz, önemli olan ilkelerdir. İyi de bu ilkeler nasıl hayata geçecek? Paşaların yargılanması pratikte adalet anlamına geliyor mu ? Gelmiyor, gelmediğini gördük.

Bir diğer ilke cinsel ayrımcılığa karşı olmaktır. Kim itiraz edebilir ki buna. Ama mesela Kaos GL’den bir yazarın şu tespiti Oya Baydar’ın aklına bile gelmez : İddia edilenin aksine salt LGBT olmak tek başına birleştirici değildir; tüm LGBT’lerin çıkarlarının ortak olduğu tezi sorgulanmaya mahkûmdur.Gece jipine attığı seks işçilerini malikanesine dolduran gizli eşcinsel bir iş adamı ile, lezbiyen olduğunun duyulması üzerine fabrikasından kovduğu konfeksiyon işçisinin çıkarları ortak değil, zıttır.

İlkesel olarak ırk ayrımına da karşıyızdır. Yani hem Oya hanımın mitosu hem de biz. Ama mesela biz bu ilkeden hareketle kendimize Kürt işadamlarını ya da ağaları savunmak gibi bir sorumluluk yüklemeyiz, sırf bu ilkeye dayanarak Apo’yla görüştüğü için AKP’ye iltifatlar yağdırmayız.  Çünkü biz AK Parti karşıtlığı ile paralize olmuş” beton kafalılarızdır! Hatta Gezi’ye çıkıp sürece falan da zarar vermişizdir.

Oya Hanımın mitosunun bir diğer ilkesi de vesayetçiliğe karşı olmaktır. Askeri vesayet, sivil vesayet hepsine karşıyız. E peki diktatörler ? Yok onlar seçimle işbaşına geliyor, ilkesel olarak seçim iyidir, gerisi vesayettir.

Mitosun Suyu ve Oya Hanım’ın Yalanları

Bu mitosun suyu da Fadile Ablanın dul kalma hikayesi gibi Oya hanımın solculuk hikayelerinden gelir. Alın bir kaç örnek :

Bügünkü kendilerine sol sıfatını yakıştıranların yaygın bir bölümü, solun 1970’lerdeki hastalıklarından, vesayetçiliğe boyun eğişten, kof slogancılığından, dünyanın ve Türkiye’nin yaşadığı değişimi kavramamaktaki inadından sıyrılamamıştı. (2 Mayıs- Taraf)

Altan’ın yazısında kullandığı “sıkı” sosyalist nitelemesinden ne kastettiğini anlayamadım. 1917’ye takılmış nostaljik beton kafalardan söz etmek istiyorsa, bir yayın yönetmeni olarak yazarlarının yazılarını okuyup okumadığı sorusu takılıyor kafama. (9 Mayıs – Taraf)

Şimdiii…. Oya Baydar sadece bu mitosu kurup ona inanmakla kalsaydı bu masumane bir yanılgıdan ibaret olurdu. Ama kendisi bununla yetinmiyor, güya tavizsiz ilkeler üzerine kurduğu bu mitos işine gelmeyince nasıl da durumsallaşıyor, koşullara göre ilkeciliği nasıl da bir kenara itiyor, bakın :

11 Nisan 2009 tarihli Taraf yazısında, izlediği bir TV programından söz ediyor. Gençler politika tartışıyorlarmış. Oya hanımın çok canı sıkılmış, şöyle diyor :

“Beni asıl acıtan: sağı, solu … gençlerin kırk yıl öncesinin .. söylem ve eylem modellerini .. aynen tekrarlamalarıydı.  Sosyalist bir partinin gençlik örgütünden gelen temsilcinin, Obama ve ABD’ye karşı mücadelede “Kommer’in arabasının yakıldığı ve 6. Filo mürettebatının Dolmabahçe’den denize atıldığı” günlerin ruhuna ve anlayışına duyulan özlemi dile getirmesi bunun en açık ifadelerinden biriydi. Obama’nın Türkiye’ye gelmesi öncesinde ve sırasında, ulusalcı veya sosyalist soldaki gençlik örgütleriyle koyu İslamcı, milliyetçi-mukaddesatçı gençlik örgütlerinin protesto modellerinin benzerliği de dikkat çekiciydi zaten: Obama’nın fotoğrafları ayaklar altında çiğneniyor, ABD bayrakları yakılıyor, “katil Obama” diye bağırılıyordu.”

Obama’yı protesto etmenin Oya hanımın kanına dokunmasını bir yana bırakıyorum. En önce, Obama Türkiye’ye geldiğinde hiç bir İslamcı örgüt tarafından protesto edilmedi. İslamcılar yüz yıldır yaptıkları gibi abilerinin talimatıyla yerlerinde oturdular. Bu bir yalan, açıkça yalan diyorum çünkü iğnenin deliğinden Hindistan’ı gözetleyen Oya hanımın bunu bilmemesi olanaksız. Yurtsever gençleri karalamak için yalan söylüyor. Ama asıl önemli olan bu yalan değil, zihniyetini ifşa eden başka bir işaret var. Konu vesayete karşı olmak olunca İslamcılarla, AKP’yle falan herkesle ittifak yapılabilir bu “ilkesel” bir duruştur ve doğrudur. Ama başka bir konuda, mesela emperyalizme karşı olmak konusunda bırakın ittifakı, aynı fikirde olmak bile bir suçtur! Oya hanım solcu gençlere diyor ki “Obama’yı niye protesto ediyorsunuz, İslamcılar ve gericiler de ediyor o zaman siz etmemelisiniz”. Bu örnekte tahsil cehaleti bile almamış, kendisine başka bir şey daha diyeceğim ama artık terbiyem bana dur diyor.

Mitosların Çöküşü

Dönelim Fadile Abla’ya. Fadile Abla’nın kurduğu bu yalancıktan iffet imparatorluğu nasıl çöktü biliyor musunuz? Ben deli kulunuz sayesinde. Mahallede bir kaç evde televizyon vardı. Mahalleli televizyonlu evlerde toplanır ne varsa onu izlerdi. Dallas’lı akşamlarda ise mutlaka herkes TV başında. Ben deli olduğum için beni daha çok kapı ağzında bir yerde tutuyorlar. Çünkü öpüşme sahneleri falan çıkınca, kumanda yok tabi,  herkes başını havalara falan kaldırıyor, kadınlar başlarını eğip gözlerini elleriyle kapatıyorlar, bense gülmeye başlıyorum, “yav bakın bakın öpüşüyorlar..” diye de bağırıyorum bazen. İşte böyle akşamlardan birinde, dizide çoban bir herif vardı Lucy’nin bademciklerine kadar soktu dilini, herkesin kafalar havada yüzler kapalı, bir de baktım Fadile abla parmaklarının arasından gizli gizli bakıyor ekrana. Hemen patlattım tabi, bas bas bağırıyorum : Fadile abla parmaklarını aralamış bakıyor. O akşam mahalleli gördü ki sadece deliler değil krallar da çıplak olabiliyormuş, ifet mitosu tam olarak çökmedi ama ciddi anlamda etkisini yitirdi. Kızlar Fadile ablanın ilkelerini takmaz oldular, ufak tefek flörtleşmeler falan bile oluyordu. Benimle öpüşecek değiller ya, akıllılar kendi aralarında oynaşıyorlardı tabii. Mitos gitti, gerçek özgürlük geldi.

Oya Baydar’ın mitosu da biz Gezi’ye çıkınca bitti. Demokrasinin salonlarda tüketilen entelektüel bir gevezelik değil sokaklarda mücadele edilerek kazanılan bir hak olduğunu hepimiz anladık. İttifak hokkabazlıkları, ilke ticareti, abilerin ablaların parmak sallamaları, eski solcu lafazanlıkları, liberal cambazlıklar, bunların hepsi, hem de bir gecede kadük oldu. İktidar bloğu kendi içinde tepiştikçe bütün cilaları döküldü, pislikler orta yere aktı. Oya hanım gibi AKP yalakalarının itibarı kalmadı. Gel gör ki geçmişte hızını alamamış, diktatöre yağdırdığı iltifatlarda da  bu ülkenin gençlerine ettiği hakaretlerde de ölçüyü kaçırmıştı. Unutulması mümkün değil. İşte bunun için şimdi dönmüş nedamet getiriyor.

Peki yer miyiz ? Büyük yazar, büyük edebiyatçı olmasına hürmeten onu yeniden bağrımıza basar mıyız? Sanmıyorum, çünkü bu “ilkesel” olarak olanaksız. Çok iyi yazı yazıyor olması Oya hanıma saygı duymamızı gerektirmiyor. Knut Hamsun bir faşistti, yıllarca aşkla okuduğumuz Orwell’in CIA için çalıştığını öğrendik, ruhumuzun gıdası Llosa Peru’da sağcıların adayı oldu, Havel nasıl rezilce laflar etti ömrünün sonunda. Af buyurun, hepsi de Oya Baydar’dan büyük yazarlardır. Romanları okunuyor ve daha belki yüzlerce yıl okunacak ama insanlık tarihinde beş para etmez adamlar olarak anılacaklar.

Oya Hanım da kitaplarından ziyade, kendisinin de çok güzel ifade ettiği gibi yedikleriyle anılacak maalesef. Benim şu yarım aklımla kendisine acizane tavsiyem, yediğine içtiğine dikkat etmesi. Bazı şeyler ne kadar aç kalırsanız kalın, ilke gereği değil belki ama, haysiyet gereği, yenilmemelidir. 

—- // —-

Oya Baydar’ın ilgili yazısı burada : “Peki biz bu kadar boku neden yedik Ağam?”

İlave bir bilgi : Oya Baydar’ın ne kadar arkası sağlam biri olduğunu gösteren ilginç bir örnek. Irmak Zileli‘nin Baydar’ın romanına ilişkin eleştirisini Radikal Kitap yayınlamayı reddetmişti. Deli aklımla ben çok bir şey anlamadım ama siz kesin seversiniz. Okunmaya değer bir yazı : “O Konjonktürel Romanınız”