Ece Temelkuran Neden Bizi Sevmiyor ?

Ece Temelkuran - Fotoğraf al-akhbar.com'dan alındı. Sedat Suna'ya ait.

Ece Temelkuran – Fotoğraf al-akhbar.com’dan alındı. Sedat Suna’ya ait.

Sevgili Ece Temelkuran,

Siz önemli birisiniz. Büyük gazetelerde köşeler yazdınız, kitaplar çıkardınız, bir tivit atsanız milyon kişi okur belki.  Ben Allahın delisiyim. Büyük büyük yazarların dilini, edebiyatını, imlasını eleştirmeye ne bilgim yeter ne de gücüm. Ama sizin Ölmek ve bayılmak” başlıklı yazınızı okuyunca yazıyı bana hitaben yazmışsınız gibi hissettim. İçimi de öyle tuhaf bir duygu kapladı ki, sanki mercimekli bulgur pilavını fazla kaçırmışım,  midemden safra gelmiş de ağzım burnum her yerim yanmış gibi. Zaten memleketten kaç aydır uzaktayım, işte birazcık dişe dokunur duygulu birşeyler yazan kim varsa çavdar ekmeği belleyip kokluyorum, öpüp alnıma koyuyorum. Ama senin nimet bildiğin seni itip kakıp tekmelerse yüzünü falan tırmalarsa, bir şey de yapamıyorsun, öyle mahzun kalıyorsun işte.

Ece hanım, söylemek zorundayım, bir değil iki değil kaçıncı defadır işaret parmağınızı burnumuza doğru sallayarak bizi hizaya getirmeye çalışıyorsunuz. Biz derken, biraz muğlak olsa da şu mehur “gezicilerden” söz ediyorum.  Şimdi gezicilik böyle itibarlı bir sıfat ya, her itibarlı sıfatın yanından çıktığı gibi bunun da yanından yöresinden hizaya getiriciler, terbiye ediciler, layık oldurtucular çıkıyor. Misal ben komünistim diyorsunuz, birisi burnunuza bir “komünist standartları listesi” dayayıveriyor, bunun gibi.

Sizin son yazınızı okuyunca işte dedim yeni bekçimiz, yeni abimiz, ablamız, kocamız, ne derseniz artık, hayırlı olsun. İşi gücü bırakacağız Ece Temelkuran’ın  standartlarına uymaya çalışacağız. Öyle yazmışsınız, siz diyorsunuz Kürtleri bayılarak anlayamazsınız ölmeniz lazım. Ölmek de yetmiyor, “Bir kere seksenlerde büyümeniz lazım..”  diye başlayıp saydıkça sayıyorsunuz. O lazım, bu lazım, hem de şimdi, hemen lazım… Sizde o yürek yok, o vicdan yok demeye getiriyorsunuz herhalde.

Yazdıklarınızdan anlıyorum ki ağzımızla kuş tutsak size yaranamayız, Kürtleri de anlayamayız. Çünkü bir kere yeterince ölmedik. Beş altı kişi bir şey değil daha fazlası lazım Ece Temelkuran’ın gönlündeki tahtta bize yer açılması için. Ne yapalım Ece Hanım? Gaz vardı gaz yedik, kurşun vardı kurşun yedik. Yaralandık, öldük. Daha mı çok kurşun yemeli, daha mı çok ölmeliyiz? Devrimci abiler vardı eskiden, mahpus yatmış, dayak yemiş, “rütbe” almış; ne yaparsanız yapın onların düzeyine gelemezdiniz. Bunun gibi bir “Kürtler” tanımınız var, ne yapsak zaten ulaşamayacağız o yüce makama.

Yüksekova’da iki insan öldürüldü. Diyorsunuz ki “bunları yazmayacaksınız, söylemeyeceksiniz, sahip çıkmayacaksınız, çünkü onlar Kürt.” Bu ne hiddet? Hangi solcu yayın organı, hangi solcu, hangi direniçşi “oh iyi olmuş” dedi? Kim üstüne gitmedi ? Zaten üç beş tane kırık dökük solcu yayın var hepsi ortada. İşte Birgün işte Sol, internet siteleri vs. Kim atladı bu haberleri, kim layıkıyla vermedi?  Sizin çevrenizde kimler var ? Siz kimleri takip ediyorsunuz ? Karıştırıyor olmayasınız ? Ya da aklıma başka iki olasılık geliyor :

Birincisi böyle yazınca daha çok okunuyorsunuz. Biz Gezi’de direnirken “anladınız mı şimdi yıllardır bizim neler çektiğimizi” diyen kimi Kürt arkadaşların dilindeki “oh olsun siz beyaz Türklere” vurgusunu  anlamayacak kadar aptal değildik. Ama anlamamış gibi yaptık. Belki sizi okuyanlar çoğunlukla böyledir ve siz, biz “süt bebesi” beyaz Türklere vurdukça “hadi Ece kemik sesi gelsin” diye tezahürat yapıyorlardır. Eğer buysa sebebi, bir şey diyeyim mi, bize kıydığınıza değmez, bizi buna yem etmeyin. Çünkü şu ülkede sizin yazdığınız her satırı hiç bir ön yargısı olmadan, klişelerle yargılamadan, kendisinde size “şunu yaz bunu yaz” deme hakkı görmeden samimiyetle okuyan birileri varsa onlar gene biziz.

İkinci ihtimal, yoksa, yoksa gerçekten bu işleri bizim yaptığımızı mı düşünüyorsunuz ? Yani Kürtlerin yaşadıklarının sebebi olarak bizi mi görüyorsunuz? Kürt siyasetçileri bunu moda haline getirdi : Gezi ile başladılar önce, en resmi ağızlardan “direnişçiler hükümeti yıkmaya çalışıyor” diye şikayetlendiler. Sonra da hiç bir gelişmede AKP’ye toz kondurtmadılar. AKP’ye, başbakana laf yok, süreç bozulabilir,  ama onun yerine %100 kendilerine tabi olmayan kim varsa itin bir yerine sok.. Aynı şeyi şimdi de yapıyorlar. BDP’nin açıklamalarına bakın, ülkede anlı şanlı bir dikta rejimi kurulmuş, Kürt-Türk herkese kan kusturuyor, Yüksekova için hala diyorlar ki “karanlık güçlerin işi”, aman pazarlıkçılara bir laf gelmesin. Kürt siyasetçileri kendi halklarını savunmaktan imtina etsin, ölülerini bile kaba siyasi pazarlıkların ucuz malzemesine dönüştürsün, biz sokaklara akmıyoruz diye Ece hanımdan fırça yiyelim!  Hepimizin büyük günahı zaten hazırda bekliyor : beyaz Türk olmak. Nasıl bir vicdan terazisidir sizdeki?  Sebep buysa size bir sır vereyim : ülkeyi biz yönetmiyoruz Ece hanım, AKP ve başbakan yönetiyor.

Biz ne yaparsak yapalım mağduriyet liginde şampiyon olamıyor ve gönlünüze taht kuramıyoruz. Misal, Cumhuriyet bayramı gösterilerinde insanlar polis şiddetine maruz kaldılar. Röportajınızda ne kadar da hoş ve müstehzisiniz Kürtler geçen yaz her gün yediler bunu. Cumhuriyet Bayramı yüzünden biber gazı yiyenlerin o günlerde bunu ne kadar umursadığını çok merak ederim. Bence birileri bu konuda bir röportaj yazısı yazmalı. Hoş olur.” Özellikle şu “hoş olur” cümlesini  söylerken zekice gülümsediğinizi görür gibiyim. Geçenlerde bir yazınızda Çin televizyonundaki bir kızdan söz ediyordunuz, küçümsediğiniz, aptal bulduğunuz anlaşılıyordu. Daha önce de flört eden kızlardan, oğlanlardan, uçaktaki çocuklu bir kadından söz edip “aptallık belgeseli” demiştiniz sonunda. Sanırım bizi de onlar gibi buluyorsunuz. Aptal, boş kafalı, gündelik dertlerini ve sivilcelerini herşeyden çok önemseyen ve en önemlisi Kürtlerin acılarını anlayamayan,  asla anlayamayacak olan kişiler.

Nasıl anlayalım, bir defa seksenlerde doğmadık, ikincisi yeterince ölmedik… İşaret parmağınız havada, sürekli olarak bir “siz bu acılar yaşanırken neredeydiniz” haliniz var. Vicdansız beyazlar olarak geçmişimizden kurtulmamıza izin vermeyeceksiniz. Peki biz de şunu mu demeliyiz : Milliyetin “Sahte Oruç Kanlı İftar” manşetinin üzerinden bir yıl geçmeden orada yazmaya başladınız.  Nasıl oldu da mideniz kaldırdı öyle bir tezgahın parçası olmayı ? Hayır, biz bunu sormuyoruz, çünkü doğru soru bu değil, doğru soru “nasıl oldu da onca pisliğin, kötülüğün arasından “Ne Anlatayım Ben Sana” gibi güzel, tertemiz bir kitap çıkarmayı başardınız ?” Siz de lütfen bizim geçmişimizi yargılayacağınıza, birazcık bugünümüze destek olun, tepeden parmak sallayacağınıza bir el verin, bir omuz verin.

Bakın size bir şey diyeyim : 12 eylül zindanlarındaki işkencelerden duvarlar ağladı, toprak bile utandı yapılanlardan. Ama aynı günlerde, işkence tezgahlarının yanıbaşındaki mahallelerde huzur içinde uykularına devam etti insanlar, bizim tabirle “halkımız”. Bu Denizli’de de böyleydi Diyarbakır’da da. Ne yapaydık ? Siz bizi anlayamazsınız gidin mektebini okuyun gelin mi diyeydik halka ? Bizim sizinki gibi bir ittirme kaktırma lüksümüz yok Ece hanım. Elimizde bir halk var ve ne yaparsak işte o halkla yapacağız. Sizden ricam siz de bizi ittirip kaktırmayın.

Kusuruma bakmayın akıldan noksan biriyim, uzattıkça uzatıyorum ama sormadan edemiyorum işte. Nasıl bir hayal dünyanız var sizin Ece hanım ? Kürtler, Türkler falan, kim bu insanlar? Biz sokaklarda direnirken kimseye kimliğini kökenini sormadık. Medeni’nin ölüm haberi geldiğinde de “bir Kürt öldürüldü” demedik, “Medeni’yi öldürmüş alçaklar” dedik. Sokaklardaydık, elimizde ne varsa onunla Medeni’nin hakkı için direndik. Ama şunu diyeyim : Diyarbakır’da Medeni’nin anasını yalnız bırakan biz değildik. Siz de yazdınız Medeni’nin anasını ama lafı “susuyoruz” diye bağladınız. Buradan anlıyorum ki Kürtlere de sorularınız oluyor ama hep bir “şimdi sırası değil” havasındasınız. Gezide Kürt siyasetçilerin dümen kırmasıyla ilgili ne yazdınız ? Sürekli bir vay anası, ulan lan lan halleriniz var ya. Kürt siyasetine gelince nasıl da bir kibarlaşıveriyor diliniz. Sert yumruklar hep bize, süpürge bize, terlik bize, o tarafa küsmek, suskunluk, darılma falan.. Demek ki sizin evin kapı önü üvey evladı biziz. Oysa Kürtleri de bizi de aynı anda sevebilirsiniz. Çünkü, şimdi sıkı durun size daha sağlam bir sır vereceğim : gerçekte biz yani Türkler, Kürtler falan, bütün ezilenler, hakkı yenenler, hukuku çiğnenenler, tek bir varlığız.

Gezide sokaklara çıkıp direnmemizin sebebi sizin gözünüze girmek değildi. Ama şu ülkede hakça bir düzen kurulsun diye dişimizle tırnağımızla direndiğimiz için size ihtiyacımız var. Sizin de bize ihtiyacınız var ve inanın Kürtlerle biz ayrı yerlerde değiliz, ayrı şeyler değiliz. Sizde bir vicdan ve kalp varsa bizde de ondan bir tane var. Bütün samimiyetim ve üç kuruşluk aklımla soruyorum : neden bizi sevmiyorsunuz ? Ne yapalım da size yaranalım? Enerjimizi alan, içimizi kurutan, sıra bize geldiğinde hep ilenir gibi konuşan aşağılayıcı, sevgisiz dilinizin sizi de zehirlemesine nasıl engel olalım?

Ece Temelkuran’ın ilgili yazısı :Ölmek ve Bayılmak

— // —

Deli Gaffar’ın Notları tamamen bağımsız bir kişisel blogtur. Hiç bir siyasi grup, medya kuruluşu ya da şirketin desteği olmadan yayın yapar.

Deli Gaffar’ı takip etmek için

Twitter : @DeliGaffar

Instagram : deligaffar

Facebook : Gaffar Yakınca